Bond No.9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bond No.9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2015 Perşembe

Bond No.9 – New York Oud (2011)


Bond No.9 – New York Oud (2011)

New York merkezli parfüm evinden, "Eski Dünya" merkezli bir koku denemesi olarak formülize edebiliriz New York Oud'u. Zaten parfümün resmi basın bülteninde de benzer ifadeler var. Mesela hoş bir paradokstan bahsediyorlar. New York gibi tarihi çok eskilere gitmeyen bir şehrin kalbinden çıkan Bond No.9 parfüm evi, tarihi yüzlerce yıl öncesine giden öd kokusundan ürettiği parfümü koleksiyonuna ekliyor. Fakat Bond No.9'ın söylediğine göre durum biraz farklı.

New York'un 21. yüzyılın başkenti sayılması kuşkusuz, A.B.D'nin dünya çapındaki hegemonyasıyla doğru orantılı. New York her zaman caz müziğiyle, komedi kulüpleriyle, 2. Dünya savaşından sonra modern sanatın geliştiği şehir olarak bilinir. New York genel olarak yeniyi, dinamizmi ve yüksek enerjiyi temsil eder. Zaten şehrin canlı yapısı muhtemelen Bond No.9'ın bol bol parfüm piyasa sürmesinin sebebi. Batıyı, aydınlanmayı ve moderniteyi temsil eden New York'un parfüm evi, kadim bir doğu geleneği olan öd temalı parfüme imza attığında takvimler 2008'i gösteriyordu.

İngilizlerin ünlü Harrods mağazası için ürettikleri Harrods Swarovski Limited Edition, sınırlı dağıtımı olmasına rağmen markanın çok satılan parfümlerinden olmayı başardı. Ve yine Bond No.9 ekibinin bize bildirdiğine göre, bu parfüm markanın ilk öd denemesiydi. Bu başarıdan cesaret alan Bond No.9, 2011 yılının Sevgililer Günü'nde New York Oud'u piyasaya sürmeye karar verdi.


İsminden de anlaşılacağı üzere New York Oud, markanın New York serisinin üyesi. Bu seriden daha önce New York Amber'i kullanmıştım. Şimdi ikinci nota olan New York Oud'e göz atacağım. Yine resmi tanıtımlarında parfümün klasik Eau de Parfum'lerin (EDP) %20 olan konsantrasyonuna değil %30 parfüm esansına sahip olduğunu belirtmişler. Yani New York Oud'un Extrait de Parfum konsantrasyonunda olduğu söylenebilir. Zaten kullanım döneminde çok güçlü ve yoğun olduğunu fark ettim.

New York Oud'un açılışı tatlı gül ile gerçekleşiyor. Gül sularını andıran başlangıcına tatlı ve modern kırmızı meyveler eşlik ediyor. Liçi, çilek ve erik olduğunu tahmin ettiğim meyvelerden çok daha baskın gül teması. Başlangıcını beğendiğimi söyleyebilirim. Orta kısımda parfüme ismini veren öd ortaya çıkıyor. Tatlılık aynı oranda devam ediyor. Gül hala öde eşlik ederken meyveler geriye çekiliyor. Orta bölümde ödün yanında safran kendisini güçlü şekilde hissettiriyor. Orta notalar için safran-öd birlikteliği diyebilirim. Safranla pek aram olmadığından orta bölüme çok ısınamadım. Geleyim son kısma. Alt notalarda seyreltilmiş misk var. Paçuli de algılıyorum sonlarda. Kapanışını biraz sarsak ve özensiz buldum. Kapanışı etkileyici değil.

New York Oud, tam beklediğim gibi çıktı. Öd ve gül, parfümün iki ana aksını oluştururken, safran ciddi anlamda onlara destek veriyor. Başlangıcı bildiğiniz gül suyu efekti veriyor. Tabii bir New York'lu için gül suyu çok anlam ifade etmeyebilir. Fakat buralarda New York Oud'un başlangıcını kime koklatsanız aynı tepkiyi alırsınız. O anlamda ülkemiz insanının çok ilgisini çekeceğini sanmıyorum üst notaların. Orta bölümde gülün etkisi azalıp öd-safran yörüngesine giriyor parfüm. Safranla ödün birleşimi bana niyeyse çamaşır sularını ya da klorak kokusunu anımsatıyor. Buradaki kullanımı da sevemedim. Son kısım sıradan ve sulandırılmış gibi bir miskle gerçekleşiyor. Kuru paçuli fena değil alt notalarda ama misk daha ağır basıyor.


New York Oud'deki öd kullanımı hep şikayetçi olduğumuz gibi ilaçsı ne yazık ki. Yapaylık ve rahatsız edici antiseptikleri anımsatan koku mevcut. Tabii burada safran önemli rol oynuyor. Aklıma safran ve gülün birlikte kullanıldığı örnekler geliyor. Mesela Amouage'ın Lyric Man'i. Lyric Man'da çok daha güzel ve rafine verilmişti safran-gül ikilisi. Mesela yine Bond No.9'ın New York Amber'i. Tabii orada safran daha geri plandaydı. New Yor Oud'da orta bölümde çok daha etkin safran. Mesela L’Artisan Parfumeur'in Traversee du Bosphore'u da akla gelebilir. Gerçi L'Artisan'ın yorumunda oldukça şekerli lokum kıvamında verilmişti gül ve safran. Bir de Montale'in Aoud Lime'ı var. Oradaki kullanımı çok daha aromatikti gülün ve safranın. Koku karakteri olarak bu örneklere benzetilebilir New York Oud. Hatta azıcık Oud İspahan'a biraz da yine Montale'in sevilen parfümü Black Aoud'a yakın kokusu. Zaten kullanım sürecinde en çok Montale parfümlerinde rastladığım şekilde kullanılmış gül ve öd. Eğer New York Oud'u Bond No.9 değil de Montale piyasaya sürseydi hiç şaşırmazdım.

Tatlılık her daim var. Muhtemelen balla sağlanmış tatlılık. Parfümün başlangıcı modern, dinamik, canlı hatta saldırgan. Dev cüsseli gül kokusu etrafa müthiş şekilde yayılıyor. Onun için dikkatli ve az kullanmanızı öneririm. Orta kısımda modern yapı yerini biraz olgun ve üst yaşları hedefler hale dönüşüyor. Zaten genel anlamda çok genç arkadaşların taşıyabileceği gibi değil. Arabik, oryantal, doğu esintili karakteri, onu kullanımı ve sevmesi zor kılıyor. Genel beğeniye uymayacağını muhakkak söyleyeyim. Denemeden almanız, oldukça yüksek fiyat etiketine istinaden içinize oturması gibi yan etkiler gösterebilir.

Hem kadın hem de erkek kullanımı için önerilen New York Oud’u, gülün yoğun kullanımından dolayı kadın tarafına daha yakın bulanlar olacaktır ki haklılık payı mevcut. Çok erkeksi değil. Günlük kullanıma uymayacak tarzı, sizi biraz zorlayabilir. Sonbahar-kış kullanımı için önerebilirim. Sıcak yaz günlerinde bunaltıcı olacaktır.


Parfümün tasarımcısı olarak Laurent Le Guernec'in ismi geçiyor. Muhtemelen doğrudur. Bu arada New York Oud, 2012 yılında FIFI tarafından "Yılın en sıra dışı parfümü" ödülünü almış.

Koku Güzelliği:10/6

25 Kasım 2014 Salı

Bond No.9 – New York Amber (2011)


Bond No.9 – New York Amber (2011)

"Hemen bütün dillerde ambra ve amber şekillerinde bulunan amber kelimesinin aslında Arapça anber olduğu ve İspanyolca aracılığıyla Avrupa dillerine geçtiği kabul edilmektedir. Ancak anberin Arapça’dan türemesi mümkün değildir ve bu dile Pehlevîce (Parthça, Orta Farsça) aracılığıyla Grekçe ambrosia (a-mbrotos “ölümsüz, ilâhî”) kelimesinden bozularak sonradan girmiştir. Homeros’tan (m.ö. IX. yüzyıl) itibaren pek çok Grek ve Latin yazarının açıkladığına göre ambrosia mitolojide, tanrıların ölümsüz olmalarını temin eden ve yiyen fânileri de ölümsüzleştiren özel yiyeceğin adıdır ve güzel kokan bu yiyecek aynı zamanda tanrılar tarafından vücutlarına ve saçlarına da sürülebilmektedir. Bu durumda, İskender’den sonra Hindistan’da başlayan Doğu Helenizmi sırasında hakîmlerin (filozof-hekim), ihtiyarlık rahatsızlıklarına iyi geldiği için onları gençleştirdiğine inanılan ve mahiyeti de esrarlı olan bu güzel kokulu okyanus ürününü, ölümsüzlerin yiyeceği efsanevî ambrosiaya benzetmiş oldukları anlaşılmaktadır. Mevcut bilgilere göre amber Avrupa’ya XIII. yüzyılda Endülüs Arapları tarafından tanıtılmış ve ambra/amber kelimesi de o devirden itibaren Orta Latince’ye girmiştir. Avrupa dillerinde reçine fosili olan kehribara da, amberin içinde hazmedilememiş hayvan parçacıklarının bulunması gibi içinde sinek, böcek vb. bulunması ve ısıtılınca güzel kokması sebepleriyle ambere benzetilerek aynı isim verilmekte ve birbirlerine karıştırılmamaları için de amber ambre gris, ambergris “gri amber”, kehribar da amber jaune, yellow amber “sarı amber” şeklinde söylenmektedir." (http://www.tdvia.org)

Yukarıdaki alıntı, Türkçeye kehribar olarak geçen amber ile ilgili bilgilerimizi teyit eder nitelikte. Tabii amber ile ilgili en büyük karışıklık amber taşı ve amber sıvısının tamamen farklı olmalarını bilmemekten kaynaklanıyor. Taş olarak doğada binlerce yıldır bulunan amber taşı, özellikle Baltık Denizi civarlarında çokça çıkarılıyor. Parfümcülükte kullanılan amber ise tamamen farklı çoğumuzun bildiği üzere.

Amberin, aynı vetiver gibi parfümlerin son fazında, sağlam bir alt nota elemanı olmasına alışığız. Niş ve anaakım onlarca markanın amber temalı parfümünün, boşu boşuna üretilmediği, arz-talep dengesine göre hareket edildiği söylenebilir. Bu kadar çok markanın amber temalı parfüm üretmesi, insanların bu yönde isteklerinin olduğunu gösteriyor bize. Yoksa bu kadar çok amber temalı parfümü kim alır ve kullanır ki?

Nedendir bilinmez, parfümcülükte kullanılan amber, hepimizin bilinçaltına genellikle köklerini doğudan aldığı yönünde kazınmış. Egzotik Arap-Ortadoğu-Hint coğrafyalarını çağrıştıran amberin aslında pek de doğu ile ilgili olmadığı görülüyor. Amber parfümlerinin ve özel olarak amber kokusunun doğunun gizemciliğini çağrıştırmasının sebebi, muhtemelen yaydığı o dumansı ve egzotik hava olduğunu düşünüyorum. Evet amber müthiş bir koku ve sanırım bende bir amber severim.


Amber kokusu ile ilişkim, Serge Lutens'in müthiş Ambre Sultan'ını denediğimden itibaren karmaşık hal almış durumda. Bu tür derin ve gizemli amber kokularını çok severken, Creed'lerin bazı yeni nesil popüler parfümlerinin alt notalarındaki gibi parlak ve yapay kullanımını ise bir türlü sevemiyorum. Bizimkisi bir aşk-nefret ilişkisi belki de.

Ve günlerden bir gün, 2011 yılının serin Ekim ayında, New York'un kalbinden çıkmış Bond No.9 niş parfümevi, amber temalı parfümünü piyasaya sürer. New York Amber ismindeki parfüm, adından da anlaşılacağı üzere markanın "New York" serisinin üyesi. 2014 yılının bu son aylarında, serinin sandal ağacı temalı kokusu da raflardaki yerini aldı. Bu seri 2011 yılında Amber ve Oud parfümleri ile başladı. Şimdilik beş parfümden oluşan New York serisi, sadece nota isimleri ile ilerliyor. New York Musk, New York Patchouli, New York Sandalwood, New York Oud ve New York Amber gibi. Muhtemelen New York serisinin en popüler ve en tartışılan üyesi New York Amber’dir. Kendi sitelerinde New York Amber’i, Midtown başlığının altında sunmuşlar. Artık bu arkadaşı daha yakından tanıyalım.

Fragrantica'da odunsu oryantal olarak sınıflandırılmış New York Amber'i üzerime sıktığımda beni canlı ve pozitif bir koku karşılıyor. Tatlımsı meyvemsi gül ve yumuşak baharatlar çok lezzetli ve güzel. Baharatların karabiber ve küçük hindistan cevizi olduğunu düşünüyorum. Üst notalar olabilecek en iyisi adeta. Orta notalarda biraz çiçeksi yanını göstermeye başlıyor. Güle yasemin eşlik ediyor. Ve tabii safran hoş bir sürpriz yapıyor orta kısımda. Hissedilir oranda da öd ağacı algılıyorum. Fakat ağırlık yasemin destekli gül-öd ikilisinde. Başlangıcı kadar sevemedim orta notaları. Alt notalarda amber artık etkili. Fakat pek de sevmediğim şekliyle parlak ve neredeyse yapaylık sınırında. Ambere misk ciddi anlamda arkadaşlık ediyor. Biraz da sandal ağacı mı var? Var var...


New York Amber, isminin aksine amber kokusu üzerine inşa edilmemiş. İlk saniyelerden itibaren tatlımsı, modern ve hiperaktif gül dümeni ele geçirmiş ve isyan bayrağını açmış gibi görünüyor. Lezzetli ve enfes üst notalar çoğu kişinin kalbini çabucak çalacak cinsten. Zaten benim de açık ara en sevdiğim yeri oldu başlangıcı. Orta bölümden itibaren çiçeksiliğin dozunun artması ve zor bir nota olan öd ağacının eklenmesi işleri karıştırıyor. Yumuşak verilmiş baharatlar durumu kurtarmaya çalışıyor neyse ki. Fakat hala başlangıcında aklım. Poff... Sonları ise en bana uzak bölümü. Sulandırılmış hissi veren misk gayet sıradan. Amber, tuhaf ve uyumsuz. Sandal ağacı ise kendisini ve karakterini bulamamış. Kapanışı olmamış be Bond No.9.

İsmine binaen yahşi ve kütleli amber kokusu bekliyordum. Bu parfüm, ismiyle kokusunun uyumsuzluğuna eşgüdümlü olarak amber parfümü değil gül-öd ağırlığına sahip. Çoğu zaman Arap-Orta Doğu kökenli veya esinli parfümlerde rastladığımız yarı-gül suyu/güllü hacı yağı esansına yakın verilmiş gül-öd ikilisi parfümü alıp götürüyor orta notaların sonlarına kadar. Bir yorumcunun dediği gibi bu parfümün adını New York Amber değil de New York Rose koysalarmış hiç de garip durmazmış. Hatta genel tarzının Montale parfümlerini andırdığını söyleyen arkadaşa hak vermemek elde değil.

Geleyim sadede ve gerçeklere. New York Amber harika bir parfüm mü? Bence değil. Abartıldığı kadar güzel mi? Cık. O, başyapıt mı? Tabii ki hayır. Bence herkesin sevebileceği bir gül-baharat-amber parfümü. Sadece bu... Onda ne Jubilation XXV'in asaleti var ne Chergui'nin egzotizmi mevcut ne de Ambre Russe'in derinliği bulunuyor. Evet rakipleri arasında, bayık olmayan ve gül suyu kokmamaya çalışan bir parfüm. Ve bence bu alanda da iş yapar ama New York Amber ile ilgili büyük hayaller kurmayın. Çünkü o, şaşırtıcı derecede tekdüze, derinlikten yoksun ve detaysız. Genel olarak aynı çizgide ilerlemesi, neredeyse hiç değişmemesi uzun kullanımda sıkıcı olacağı izlenimi verdi bana.


Yukarıdaki paragrafı okuyup, hemen kararınızı vermeyin. Sonuç olarak New York Amber kötü bir parfüm değil. Hatta bu tür Arap-Ortadoğu çizgisine yakın gül-öd-safran-çiçek-sandal ağacı temalı parfümlerin en modern, kullanılabilir ve sevilebilir örneklerinden birisi. Sağlam, kaslı ve fit. Her ne kadar ismindeki amber çoğu zaman geri planda kalıp sizinle saklambaç oynasa da şans verilmesi gereken eserlerden birisi. Belki de tam aradığınız parfüm budur. Kim bilir.

Ten-kumaş karşılaştırmasına geçeyim. Ten üzerine uyguladığım New York Amber, daha değişken oldu. Yumuşak baharatlar, safran, yasemin ve misk öne çıktı. Ten üzerinde başlangıçta gül-öd ikilisi baskınken, ilerleyen saatlerde bu iki aktör daha geride durmayı tercih etti. Kıyafete uyguladığımda ise meyvemsi kırmızı gül ve öd her zaman baskındı. Kumaşta neredeyse hiç değişim geçirmeden sevimli bir gül kokusu halini aldı. Şu haliyle ben kumaş üzerindeki halini daha çok sevdim. Tende beklediğim tepkileri vermedi.

Eau de Parfum (EDP) formundaki New York Amber'in kıyafet üzerinde kalıcılığı etkileyici. Günlerce montunuzdan kokular gelmeye devam ediyor. Tende ise bir güne yakın kalıyor. Farkedilirliği başlangıçta gayet iyi, sonraki saatlerde normale dönüyor. Çoğu kişi çok farkedilir ve güçlü olduğundan bahsediyor New York Amber'in. Ben o kadar da saldırgan olmadığını düşünüyorum. Evet etraftan hissediliyor ama boğucu ya da bunaltıcı tarafı yok. Bu durumda, yumuşak koku formuna sahip olmasının etkisi var bence.


Hem kadınlar hem de erkekler için uygun olduğu söylenen New York Amber'i zaman zaman kadın kullanımına yakın buldum. Belki baskın olan gül, kadın parfümlerini çağrıştırdığı için öyle düşünüyorum. Erkeksi bir koku beklemeyin çünkü değil. Çok genç arkadaşların hoşuna gideceğini sanmıyorum. Biz yine otuz yaş ve üzerine uyar diyelim ve adet yerini bulsun. Tam bir sonbahar-kış parfümü. Kendi sitelerinde 50 ml.si 275 dolara satılan New York Amber’i denemeden almak, beğenmemeniz durumunda bütçenizde ve ruhunuzda ciddi yaralar açabilir. Benden söylemesi.

Koku Güzelliği:10/7

8 Şubat 2014 Cumartesi

Bond No.9 – West Side (2006)


Bond No.9 – West Side (2006)

20'den fazla Oscar ve Grammy ödülüne sahip bir müzikal düşünün. 1960'lı yılların başında gösterime girmiş. Yüzlerce defa Broadway'de sergilenmiş. Amerikan yakın, popüler kültür tarihinin en önemli oyunlarından birisi olmuş aşk hikayesinin öyküsüdür "Batı Yakasının Hikayesi".

1950'li yıllarda New York'un batı yakasında göçmen nüfusu artmasını konu alır bu müzikal. Durumdan rahatsız olan bir grup Amerikalı genç, The Jets ismini taktıkları çete kurarlar. Onların karşısında da Porto Rico'lu gençlerden oluşan sokak çetesi The Sharks vardır. İki çetenin arasındaki mücadele çok şiddetli olmaktadır. Çatışmaların içinde, iki farklı çeteye üye Tony ve Maria birbirlerine aşık olurlar ve çeteler arası savaş devam ederken aşklarını sürdürmeye çalışırlar. İşte Batı Yakasının Hikayesi efsanesi böyle başlar. Dünya çapında bir çok yerde gösterimi yapılan bu müzikal, dünyanın en değerli adası olan ve New York'ta bulunan Manhattan'ın batı kısmını da herkese tanıtmıştı.

West Side, yer olarak Central Park ve Hudson Nehri'nin arasında kalan bölgenin adı. Manhattan'ın neredeyse tamamındaki ızgara şehir planına burada da uyulmuş. Birbirini dik kesen sokak ve caddelerle ayrılmış bölümlerinde, bugün şık kafeler, restoranlar, müzik kulüpleri, tiyatrolar, opera ve konser salonları var.


Amerikan Doğa Tarih Müzesi ve Roosvelt Parkı'nı da içine alan West Side bölgesi, New York'un kültür-sanat ağırlıklı lokasyonlarından birisi. West Side bölgesinin müzikle iç içe olduğu da söylenebilir. Özellikle caz kulüpleri anlamında seçenekler oldukça fazla anladığım kadarıyla. Durum böyle olunca Amerika merkezli niş parfüm evi Bond No.9, fırsatı kaçırmamış ve West Side isimli parfümüne yer vermiş koleksiyonunda.

West Side parfümü, gerek şişesinin üzerindeki notalarda gerekse resmi tanıtımında New York şehrinin evrensel müzik kültürüne vurgu yapılarak tasarlanmış. Kısaca şöyle bahsetmişler parfümlerinden:

"Burnuna gelen müzik. Duyduğun West Side... Şimdi onu kokla. (Bond No.9 - West Side)  Açık-koyu, yüksek-düşük, tatlı-keskin çiçek ve odunsu notaların, ahenkli, zengin/dolgun gövdeli koloratür bir parfümü."

Fragrantica'da çiçeksi odunsu misk olarak sınıflandırılmış West Side. Parfümün başlangıcında yoğun ve pürüzsüz alkol/içki kokusu alıyorum. Kırmızı şarapları hatırlatan bu içkiye bir kaç saniye sonra hafif tatlımsı gül eşlik etmeye başlıyor. Üst notalar için yüksek kaliteli kırmızı meyvemsi gül kokusu diyebilirim. Başlangıcını beğendim. İlerleyen dakikalarda içki teması yerini çiçeklere bırakıyor. Fakat öyle sabunsu çiçek değil daha amberimsi bir çiçeksilik. Açıklanan notalarında şakayık var. Evet muhtemelen ondan geliyor bu çiçeksilik. Geri planda gül destek veriyor şakayığa. Bu andan itibaren biraz kadınsı yanını ortaya çıkarıyor. Çok sevdiğimi söyleyemem orta kısmı. Alt notalarda yine şakayık ve gül hakim. Farklı olarak yapaylık sınırındaki parlak amber ve odunsu notalar ekleniyor. Vanilya, misk ve sandal ağacı da mevcut. Böylece de tenden ayrılıyor.


West Side gördüğüm kadarıyla gülü merkeze alan bir arkadaş. Gül başlangıçta oldukça içkimsi verilmiş. Üst notalar bu anlamda Noir de Noir ile paralel. Fakat West Side'da yumuşak, ferah ve meyvemsi gül kullanılmışken, Noir de Noir'de daha zor, karanlık ve koyu kullanılmıştı. Hadi ortasını bulalım ve Noir de Noir'in ferah ve parlak hali diyeyim üst notalar için.

Orta kısımda çiçeksilik artıyor. Parfümlerde fazla karşımıza çıkmayan şakayık kullanılmış. Şakayığa yapay amber ve vanilya eşlik ediyor. Yada odunsu notalar. Karar veremedim. Orta notalarda kadınsılık bariz hale geliyor. Bu kısım hiç bana göre değil. Sonlarda misk, sandal ağacı, vanilya ve odunsu notalar çok cazip yada ilginç değil. En azından benim için öyle.

West Side, genel anlamda vasat kalitede denebilir. Bana biraz rahatsız edici-sıkıcı geldi. Bilemiyorum belki de Bond No.9'ın parfümleri ile bir türlü yıldızım barışmıyor. Kullanım sürecinde genellikle baş ağrısı yaptı bende. Onun içindir ki çok güzel anılar bırakmadı West Side.


Karşıma çıkan bir durumu sizinle paylaşayım. West Side’ı tenime uyguladığımda yapay amberimsi şakayık teması öne çıktı ve hiç beğenmedim. Fakat kıyafetime uyguladığımda güllü vanilyalı içkimsi tarafı ağır bastı. Kumaş üzerinde gourmand yanı kendisini gösterdi. Arada epey koku farkı vardı sanki. Tania Sanchez’in bu parfümü neden likörlü çikolatalara benzettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

İşin ilginç yanı uniseks olarak görülüyor bazı kaynaklarda. Bence orta kısımdan itibaren kadınsı tarafı bariz şekilde ağır basıyor. Özellikle şakayık çiçeğinin ortaya çıkmasıyla zaten rengini belli ediyor West Side. Hadi şişesinin kırmızı renkli olmasını gül temasına bağlayalım. Ama bu parfüm erkek kullanımı için ne kadar uygun pek emin olamadım.

West Side, her zamanki Bond No.9 tarzına yakın. Canlı, enerjik, biraz süslü, konsantre. Fakat uzun süreli kullanımlarda sıkıcı olacağını düşünüyorum. Kendi adıma arkasında çok olumlu bir iz bırakmadı. Kokusunu çok özleyeceğimi de sanmıyorum. Daha da ne söyleyeyim ki. Pas geçiyorum West Side'ı.

Parfüm yazarı Luca Turin'in kitabında West Side, ağır gül olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden iki yıldız verilerek başarısız bulunmuş. Bende Tania hanımın notuna aynen katılıyorum.


Parfümü ünlü burunlardan  Michel Almairac tasarlamış. Eau de Parfum (EDP) formunda. Sonbahar-kış kullanımı için daha uygun gibi duruyor. Oldukça yüksek fiyatına istinaden denemeden almanızı önermem.

Koku Güzelliği:10/5.5

12 Eylül 2013 Perşembe

Bond No.9 – Madison Square Park (2011)


Bond No.9 – Madison Square Park (2011)

İsmini Amerika’nın dördüncü başkanı ve Amerikan anayasasının baş yazarlarından James Madison’dan almış bir park. Madison Square (meydanı) olarak bilinen park, Fifth Avenue (5.Cadde) ve Broadway'in kesiştiği, şehir merkezini gösterdiği kavşakta yer alır. Bu caddeler sadece 23. Cadde'deki Flatiron Binasının pruva tarafında birbirinden ayrılırlar. 19. yüzyılın ortalarında kapitalizmin altın çağlarına doğru ilerlerken, bu çevredeki caddeler hızlı bir şekilde konut olarak gelişti. Bol bol Beaux Arts ve Rokoko stilinde büyük oteller ve perakende mağazaları ortaya çıktı. Burası Theodore Roosevelt ve Edith Wharton bölgeleriydi. Herman Melville, Billy Budd'ı Doğu 26. Caddede yazdı. Madison Square Park civarındaki caddeler Manhattan'ın popüler noktaları haline geldi.

New York’un göbeğindeki bu parkın tarihi 1686 yılına kadar gidiyormuş. 300 yıldan fazla zamandır park olan ve hala park kalan bir kara parçası. New York merkezli niş parfüm evi Bond No.9, içinden çıktığı şehre yine sadakatini göstermiş. 2011 yılında çıkardığı parfümüne Madison Square Park’ın ismini vermiş. Kendi sitelerinde şöyle tanıtılmış:

“Kapitalizmin altın çağında, Madison Square Park, modanın zirvesiydi. Bugün tekrar o hip&cool moduna dönmüş durumda. Bu parfüme komşuluk için tam zamanı. Çarpıcı neon pembesi ve yeşili şişesinin çimen yeşili ve gül çiçeğine benzer kapağı, aynı zamanda çıkarılıp, kolye yada broş olarak da kullanılabiliyor. Kolyeye dönüşebilen kapağı, vintage tarzı bir gül aksesuvarı gibi kullanabilirsiniz. Parfümler ve takılar. Bu kombinasyonu seviyoruz!”


Markanın Downtown serisine mensup Madison Square Park. Parfümü üzerime ilk sıktığımda karşıma ekşimsi, modern kırmızı meyveler çıkıyor. Kiraz, çilek, böğürtlen, yaban mersini. Hangisini beğenirseniz. Lezzetli ve ekşimsi canlı meyvelerle yapılan açılış bir yerlerden tanıdık geliyor. Kadınsı, lezzetli ve hafif metalik. Yine de fena değil. Orta kısma geldiğimizde tatlımsı modern meyvelere modern, egzotik, yeşil çiçekler ekleniyor. Gül bu noktada öne çıkıyor. Ekşimsi meyvelerle harmanlanmış bir gül diyebilirim. Ve tabiî ki yeşil çiçekler. Hala biraz kadınsı ama cazibeli. Son kısımlar en erkeksi bulduğum tarafı. Misk, tatlımsı meyveler ve odunsu notalar etkili. Böylece de tenden ayrılıyor.

Madison Square Park, yeni parfümlerden. Henüz iki yaşını bile doldurmadı. Bu durumun etkilerini görebiliyorum. Canlı, ekşimsi meyveler ana rolde. Günümüzün modern kadın parfümlerine benziyor. İsmini bilemediğimiz ve sokakta yanınızdan geçen bir kadından etrafa yayılan o meyveli-çiçeksi parfümler vardır. İşte onlar gibi adeta.

Benzersiz kokusu yok. Çok yaratıcı da değil. Ama zaten öyle bir iddiası da yok anladığım kadarıyla. Onun amacı, rahat, günlük kullanıma uygun, spor giyime yakın, eğlenceli, pozitif bir etki bırakmak. Ve bunu da başarıyor. Evet bu parfüm kesinlikle pozitif ve neşeli. Depresif günlerinizde sizi iyi hissettirecek iksir olabilir.


Madison kardeşimiz yüksek kaliteli bir parfüm gibi davranmıyor. Bıçak sırtı hissedilen yapaylık, doğal harman arayan burunlar için uygun olmayabilir. Çok rafine kokmuyor. Zaman zaman metalik kokusu, şöyle bir etrafta dolaşıyor genel aura içinde. Nedense Bond No.9’ın denediğim hiçbir parfümü yüksek kalite tatmini veremiyor. Bilemiyorum bilinçli olarak mı yapılıyor bu durum.

Madison Square Park, basit bir fomül gibi görünüyor. Ekşimsi kırmızı meyveler, egzotik yeşil çiçekler, misk ve odunsu notalardan oluşuyor gördüğüm kadarıyla. Başından sonuna kadar neredeyse hiç değişmiyor. Düz çizgide ilerliyor. Zaman zaman ucuz kadın deodorantlarına da benzettim.

Bazı olumsuz yanlarına rağmen, özellikle genç kadınların severek kullanacağı bir kokuya benziyor. Otuz yaşın altındaki kadınlara tavsiye edebilirim. Gerek şişesi gerekse kokusu kadın parfümü olduğunu düşündürüyor. Deneme sürecinde günlük kullanımda o kadar da kadınsı gelmedi. Erkekler kullansa da olur ama sanki kadınlarda daha iyi sonuçlar verir.

İlkbahar-yaz döneminde kullanmak için daha uygun bence. Kokusunun tasarımını Bond No.9’ın bir çok işine imza atmış Laurent le Guernec yapmış. Eau de Parfum (EDP) konsantrasyonunda.


Artıları:
+ Sonları fena değil.
+ Genel olarak herkesin sevebileceği tarzı.

Eksileri:
- Hafiften hissedilen yapaylık, kalite hissiyatını düşürüyor.
- Düz çizgide ilerleyen kokusu, uzun süreli kullanımlarda sıkıcı olabilir.
- Fiyatı çok yüksek.

Koku Güzelliği:10/6.5     

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Bond No.9 – Bryant Park (2007)


Bond No.9 – Bryant Park (2007)

Tarihi 1686 yılına kadar uzanan bir park. İlk olarak 1686'da New York Valisi Thomas Dongan tarafından kamulaştırılmış. İsminiyse 1884 yılında ölen sivil reformcu ve aynı zamanda romantik bir şair olan William Cullen Bryant'tan almış. Bryant Parkın bulunduğu alan tarih boyunca pek çok farklı şekilde kullanılmış. 1930'lu yıllarda mimarı tarzını belirlemek üzere yapılan yarışma sonunda yeniden şekillendirilmiş ve günümüze en yakın halini almış.

New York'un Manhattan bölgesinde bulunan, 39.000 m2'lik yüzölçümüne sahip park, New York Halk Kütüphanesi'nin hemen yanında, 5. ve 6. caddeler ile 40. ve 42. sokakları arasında yer alıyor. Devasa gökdelenlerin arasında kalmış Bryant Park, anladığım kadarıyla New York ahalisinin en sevdiği mekanlardan birisi. Günün her saati çimenlerin üzerinde güneşlenen, kitap okuyan, müzik dinleyen, arkadaşlarıyla sohbet etmek için burayı tercih eden yüzlerce insanla karşılaşılabilirmiş. Yazın açıkhava sinema gösterimleri ve yoga seanslarının yapıldığı Bryant Park, kış mevsiminde buz pisti haline getiriliyormuş. Böyle parka can kurban.

                                                                              Bryant Park

Oysaki bizim parklarımızda asla çimlere basılmaz. Yasaktır. Kocaman tabelalar asılır ne yapıp ne yapamayacağımızla ilgili. Malum, biz parkta ne yapmamız gerektiğini bilemeyecek kadar demokratik olgunluktan aciz kullarız çünkü. Koca koca yetkililerimiz o tabelaları koyduklarına göre vardır bir bildikleri değil mi?

Hele ki fikirlerimizi söyleyelim, parkımız elimizden gitmesin, ağaçlarımız sökülmesin, "çakma kışla" binaları ve alışveriş merkezleri yapılmasın dediğiniz zaman sopayı yiyiverirsiniz kafanıza. Hatta "Heyhat! Siz de kim oluyorsunuz? Bizden daha mı iyi bileceksiniz? Biz herşeyin en iyisini biliriz. Siz susun ve ne yaparsak yapalım bizi alkışlayın." cevabını alırsınız üstüne üstlük. Şehrin ve insanların nefes alacağı parklara alışveriş merkezi ve rezidans projeleri yapmak, bizim "vizyonu geniş!" yöneticilerimizin işleridir sadece. Bu Amerikalı yöneticiler pek akılsız mesela. Yapsalar ya bütün parklarına alışveriş merkezleri ve rezidans projeleri. Göndereceksin bizim yöneticileri New York'a. Bak o Central Parkı nasıl alışveriş merkezi cennetine çeviriyorlar. Bryant Park'a da o güzelim plastikten kondisyon oyuncaklarını koydun mu, işte sana büyük belediyecilik başarısı. Yok yok adam olmaz bu Amerikalı yöneticiler. Vizyonu dar adamların.

Dertliyiz hepimiz bu işlerden ve söylenecek hala çok şey var ama konumuz olan parfümlere dönelim daha da uzatmadan. Bond No.9 parfüm evinin 2007 yılında çıkardığı Bryant Park, anlaşılacağı üzere ismini New York'un sevimli bir parkından almış. Markanın Midtown serisine ait. Fragrantica'da çiçeksi şipre olarak sınıflandırılmış.


Parfümün açılışı lezzetli meyveler ile gerçekleşiyor. Tatlımsı ve biraz ekşi kırmızı meyveler. Sanırım, ahududu ve azıcık çilek. Ferah sayılabilecek modern açılışı var Bryant Park'ın. İlerleyen dakikalarda büyük değişim göstermiyor kokusu. Tatlımsı lezzetli meyvelere çiçekler ekleniyor. Ağırlık gülde. Bu andan itibaren meyveli-çiçeksi gibi davranıyor. Son kısımda ise bu ana yapıya biraz misk ve paçuli ekleniyor. Fakat ağırlık her zaman meyveli-çiçeksi birlikteliğinde.

Bryant Park, yumuşacık, hafif, tatlı meyveler ve gülden oluşan basit bir arkadaş. Derinliği olmayan, biraz hoppa, neşeli, gelip geçiçi, adeta yaz aşkları gibi. İnsanda güzel hisler uyandıran, rahatlatan, sakinleştiren hali var. Ama onun dışında daha fazlasını veremiyor bu ortalama kompozisyon.

Benzersiz veya yaratıcı değil. Bu kokuyu bir yerden hatırlıyorum dedirtme ihtamali olan parfümlerden. Burnum bir yerlerden ısırıyor ama çıkartamadım zaten.

Rahatsız edecek kadar yoğun yapaylığa rastlamadım genelinde. Fakat yüksek kaliteli koktuğunu da iddia etmek zor. Eğer bu tür meyveli gül temalı parfümleri seviyorsanız denemenizde fayda var. Tabiki Bond No.9'ın çok yüksek fiyat etiketleri başınızı döndürmeyecekse.

Şişesinin pembe olması, kadın parfümü izlenimi uyandırabilir. Bence de kadın kullanımına daha uygun. Kadınlarda göstereceği etkiyi erkeklerde gösteremeyebilir. Eau de Parfum olarak satılıyor. İlkbahar-yaz döneminde kullanmak iyi fikir.


Tasarımını tanınmış parfümörlerden  Michel Almairac yapmış. Luca Turin'in kitabında meyveli paçuli olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden üç yıldız verilmiş.

Artıları:
+ Genel olarak bir çok kişinin sevebileceğini düşünüyorum.
+ Neşeli ve canlı yapısı.

Eksileri:
- Baştan sona çok değişmeyen tarzı.
- Bir niş parfüme göre fazla mı basit?
- Fiyatı çok yüksek.

Koku Güzelliği:10/6.5

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Bond No.9 - Hamptons (2005)


Bond No.9 - Hamptons (2005)

Jennifer Lopez, Ralph Lauren, Steven Spielberg ve Martha Stewart gibi ünlülerle aynı kara parçasında yaşamak çok kimseye nasip olmaz muhtemelen. Amerika'nın, dünyanın süper gücü olması sebebiyle bir çok göz buraya çevrilmiş durumda. Çoğu kişinin hayalidir "özgürlükler ve fırsatlar ülkesi." Her ne kadar durumun o kadar iyimser olmadığını bilsek de A.B.D'nin ışıl ışıl parıldayan şehri New York'a yolumuz düşüyor yine.

New York'un Atlantik Okyanusuna doğru çıkıntı halinde uzayan kara parçasının sonunda bulunuyor Hampton bölgesi. Buradaki emlak fiyatlarının çok yüksek olması, orayı bir bakıma New York sosyetesinin gözde tatil beldesi haline getirmiş. Bu popüler sahil, Amerikanın Kuzeydoğu tarihsel yaz lokasyonlarından birisi. Bizim tabirimizle Amerikalı üst gelir gurubuna mensup yazlıkçıların mekanı Hampton. Hatta bir çok popüler dizinin de çekildiği yer.

New York merkezli niş parfüm evi Bond No.9, Hampton bölgesinin ismini parfümünde kullanmış. 2005 yılında piyasaya sürülen Hamptons, kendi sitelerinde New York Beaches serisinin üyesi olarak sunulmuş.

Fragrantica'da çiçeksi akuatik olarak sınıflandırılmış. Parfümün açılışı ekşimsi yeşil çiçekler, bergamot ve biraz da turunçgiller ile gerçekleşiyor. Buradaki çiçekler sanki fesleğen gibi. Modern ve ferah. Fakat hiç beğenmedim üst notalarını. Orta notalara geçildiğinde neyseki ekşimsi yeşil çiçekler kayboluyor. Ortaya daha meyveli yapı çıkıyor. Kırmızı meyveler ve egzotik-tropikal çiçekler baş role geçiyor. Biraz da Iso E Super benzeri parlak odunsu notalar ekleniyor. Orta kısmını biraz Gucci Eau de Parfum II'ye benzettim. Gayet sevilebilir buldum orta notalarını. Son kısımda da meyvemsi his devam ediyor. Farklı olarak odunsu notaların ağırlığı artıyor. Bir de parlak ve yapay amber geliyor. Ki pek sevmediğim gibi kullanılmış amber. Alt notalar, orta notalarla aynı istikamette kokuyor. Kapanışı için eh işte diyebilirim.


Hamptons'ın başlangıcındaki o ekşimsi çiçekler benim için hiç de iyi fikir değil. Hele ki bergamot ile pek uyumlu olmamış diyebilirim. Orta kısmı ise en sevdiğim tarafı. Canlı, hareketli, eğlenceli, pozitif, insana neşe veren meyveler ve çiçekler güzel kombine edilmiş. Hele ki hafif bir rüzgarda burnunuza gelen koku mest edici. Son kısımdaki en büyük sorun amberin parlak ve yapay kullanılmış olması. Keşke daha geri planda kalsaymış amber.

Hamptons'ın, New York Beachs serisinin üyesi olduğunu yukarıda söylemiştim. Buradaki plaj vurgusu bize akuatik bir parfüm olduğunu düşündürebilir. Hatta şişesinin deniz mavisi olması bile açıkça akuatik tarafa mesaj verir gibi. Fakat bence safkan bir akutik değil Hamptons. Özellikle yosun veya tuzlu deniz kokusu vermiyor size. Onun yerine tropikal çiçekler ve meyveleri sunuyor.

Hamptons'ın başlangıcı hoş değil, orta kısmı güzel, sonları da ortalama diyebilirim. Çok yüksek kaliteli bir hali yok. Hatta bazı ana akım parfümlere bile benzetilebilir kokusu. Bu anlamda çok benzersiz veya sanat eseri değil. Açıkçası çok özenilerek yapılmış gibi gelmedi bana. Rafine ve pürüzsüz hissi vermiyor. Biraz dağınık sanki. Fakat yaz mevsimine uyacak bir parfümün genlerinde o kadar da salaşlık olsun diyebilirsiniz. Ve bende size sadece haklısınız derim. Belki de yaz parfümleri böyle rahat, fazla kurallara bağlı olmayan şekilde olmalı.

Bazı yorumcular içki temasından bahsetmişler. Hatta tropikal içkilere veya Martiniye benzetenlerde var. Öyle yoğun içki-alkol kokusu olmasa da biraz haklılık payı var muhtemelen. Fakat rahatsız edecek kadar değil. Kimileri de Creed'in popüler parfümü Silver Mountain Water'a benzetmiş kokusunu. Hatta Bond No.9'ın Creed'i birebir taklit ettiğini bile iddia etmişler. Benim denediğim Silver Mountain Water ile Hamptons'ın arasında benzerlikler olsa da birebir kopyası gibi gelmedi bana. Belki ikisindeki metalik yapaylık bu hissi vermiştir kullanıcılara.


Hamptons, bir akuatik kadar ferah olmayan, hafiften köşeli, modern, gençlere yönelik bir parfüm izlenimi veriyor. Genel olarak hakkında fazlaca övgüler olmasa da o kadar da kötü bir parfüm olduğunu düşünmüyorum. Fakat Bond No.9'ın oldukça yüksek fiyatları ise ayrı soru işareti. Denemeden almamak gerek anlaşılacağı üzere.

Parfüm yazarı Luca Turin'in kitabında yağlı odunsu olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden sadece bir yıldız verilerek en başarısız kokular arasına konulmuş. Beklemediğim kadar düşük not vermiş Tania hanım. Ben olsam üç yıldız verirdim helalinden. Fakat daha fazlası zor.

Parfümü fazla tanınmayan isimlerden Rene Morgenthaler tasarlamış. Eau de Parfum konsantrasyonuna sahip. Genelini düşündüğümde dört mevsimde de kullanılabilir. Ama asıl etkisini ilkbahar-yaz mevsiminde gösterecektir. Bazı kaynaklarda kadın parfümü olarak geçse de unisek kullanıma uyar diye düşünüyorum.

Artıları:
+ Orta kısmı güzel.
+ Canlı, neşeli ve eğlenceli kokusu.

Eksileri:
- Başlangıcını sevemedim.
- Yüksek kaliteli bir parfüm hissi veremiyor. Yapaylık hissediliyor.
- Fiyatı çok yüksek.

Koku Güzelliği:10/6

6 Mart 2013 Çarşamba

Bond No.9 – Andy Warhol (2011)



Bond No.9 – Andy Warhol (2011)  Ünlü sanatçı Andy Warhol’a ithaf edilmiş parfüm.

Nazi Almanyasının orduları, 1940 yılında, Avrupa’nın neredeyse tamamını işgal etmeye başladıklarında, kuşkusuz sanata da büyük darbe vurmuştu. Dünya tarihinin en kanlı savaşlarından olan İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa kıtasındaki bir çok sanatçı, artık yaşanamaz hale gelen bu coğrafyadan ayrılmışlardı. Okyanusun ötesinde ve savaşın hiç bir etkisi hissedilmeyen Amerika, en güvenli limandı. 1950'li yıllar bu anlamda sanatın Amerika'da yükselişine tanıklık ediyordu. Bu sanatçı akımı yeni sanat yorumlarına neden olacaktı. Hatta soyut dışavurumculuğa tepki olarak doğacak bir sanat akımı, popüler kültüre göndermeler yaparak müthiş bir ilgi odağı haline gelecekti. "Pop Art" denilen yeni bir sanat akımının doğumuna tanıklık ediliyordu 1950'li yılların sonlarında.

Aslında herşey İngiltere'de başladı denilebilir. 1956 yılında sanatçı Richard Hamilton, "Just what is that makes today's homes so different, so appealing?" isimli kolaj çalışmasını gerçekleştirmişti. Türkçeye "Günümüz evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?" olarak çevirilebilecek bu eser, büyük merak uyandırmıştı sanat çevrelerinde. Bu tuhaf kolajın merkezinde şişirilmiş kasları ile duran bir erkek figürü vardı. Elinde tuttuğu kocaman lolipop, geri planda zamanın popüler kültür öğelerine yaptığı göndermeler (elektrik süpürgesi ile temizlik yapan kadın, duvarda asılı duran çizgi roman, bir tiyatronun giriş bölümü ve kafasında abajur olan çıplak kadın) ilk bakışta hiç bir anlam ifade etmiyordu. Oysa kolajdaki herşey o yılların kültür öğeleri ile alay ediyordu ve çok ironikti. Bu kolaj çalışması adeta bir işaret fişeğiydi.

                                       Pop Art akımının başlangıcı kabul edilen Richard Hamilton'un absürd kolajı.

Cevap fazla gecikmeden Amerika'da yaşayan sanatçılardan geldi. 1960'lı yıllarda Amerika adeta dünya sanatına yön veriyordu. Roy Lichtenstein, Claes Oldenbourg, Keith Haring gibi sanatçılar her türlü popüler kültür öğesini sanatlarında kullanmaya başladılar. Neler yoktu ki bu nesnelerin içinde. Coca Cola şişeleri, Marilyn Monroe, Elvis Presley, Elizabeth Taylor portreleri, arabalar, konserve kutuları, pizza, patlamış mısır, hazır çorba ve ketçap kutuları sanat eserlerine konu ve nesne oluyordu.

İngilizce "Popular Art" kelimelerinden geldiği düşünülen Pop Art, şüphesiz 20. yüzyılın en sıradışı sanat akımıdır. Bu akımın en önemli isimlerinden birisi hatta en popüler olanı sanatçı Andy Warhol'dur. 1928 yılında Pennsylvania'da doğan Andy Warhol'un gerçek ismi Andrew Warhola'ymış. Babası Andrej Warhola Rus, annesi Julia Warhola ise Slovak kökenliydi ve Rusya'dan Amerika'ya göç etmişlerdi. İnşaat işçisi olan babası daha sonraları maden işçisi olarak çalışmıştı. Warhol ilkokul üçüncü sınıfta ömrü boyunca etkilerinden kurtulamayacağı bir hastalığa yakalandı. Sinir sistemini zedeleyen, bazen istem dışı hareketler yapmasına neden olan bu hastalık yüzünden Warhol zaman zaman yatağa bağlı yaşıyordu. Bu süreç içinde hastalık hastası olan, hastanelerden ve doktorlardan korkmaya başlayan Warhol'un dehasını annesinin keşfetmesi uzun sürmedi. Ve onu "Aman üniversite okusunda devlet memuru olsun" demeyerek genç yaşında sanata yönlendirdi. Warhol daha sonra Newyork'a taşındı ve burada da sanat çevrelerinin dikkatini çekmesi uzun sürmedi. Seri üretim nesnelerinin sıkça kullanılması temeline dayanan sanatında Warhol, resimlerini afiş tekniği ile çoğalttı. Baskılama tekniğiyle çoğaltma, Warhol’un önderliğinde Pop Art’ın en önemli tekniği olarak öne çıkmıştı. Bu tekniği kullanarak yaptığı Marilyn Monroe tablosu sanatçının en çok bilinen işlerinden birisi.


Amerikan popüler kültürünün öne çıkan imajlarını kullanmayı seven Warhol, çalışmalarında günlük hayatta herkesin kullandığı nesneleri temel alıyordu. Para, ayakkabı, yiyecek, ünlüler ve gazete küpürlerini figür olarak işleyen sanatçı, sıradan ürünleri ya da markaları işlerinde kullanmasını ise şu şekilde açıklıyordu: "Bu ülkenin (Amerika'nın) başlattığı en güzel gelenek zenginin ve fakirin aynı şeyi tüketmesi. Televizyon izleyip Coca Cola içebilirsin ve bilirsin ki Amerikan Başkanı'da Liz Taylor'da bunu içiyor. Cola, Coladır ve hiçbir zaman daha çok para ile daha iyi bir Cola alamazsın. Bütün Colalar aynıdır ve güzeldir, bunu Amerikan Başkanı da bilir Liz Taylor da bilir, dilenci de bilir, sen de bilirsin."

"Birisinin yazdığı kitabı okumaktansa, kendine iç çamaşır alışını seyretmeyi tercih ederim" diyecek kadar alaycı, "Bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacaktır" diyecek kadar da ileri görüşlü sanatçı için Newyork merkezli parfüm evi Bond No.9'nın parfüm üretmemesi düşünülemezdi. Parfümlerinde Newyork'un simgelerini kullanan Bond No.9, Andy Warhol gibi Amerikan sanatını dünyaya tanıtmış bir ikona, vefa örneği göstermiş. Hem de ne vefa. 2013 yılının mart ayı itibariyle altı tane Andy Warhol isimli parfüme imza atmış Bond No.9. Bugün inceleyeceğim 2011 çıkışlı yeni bir parfüm. İsmi sadece Andy Warhol bu parfümün.


Andy Warhol, markanın Uptown serisine ait. Fragrantica'da aromatik odunsu olarak sınıflandırılmış. Bana kalsa meyveli, çiçeksi odunsu tarafı daha ağır basıyor. Parfümü ilk sıktığımda karşıma tatlı meyveler çıkıyor. Açıklanan notalarında erik var. Muhtemelen erik-şeftali ve kırmızı meyveler (kiraz, vişne) karışımı. Biraz tatlı, çok modern ve çok güzel. Evet basit ama aynı zamanda ilgi çekici ve sevilesi. Açılışını sevdim Andy Warhol'un. Sonrasında aynı tatlımsı meyveler devam ediyor. Bu lezzetli meyvelere tatlı ve yumuşak gül eşlik diyor. Bir parça da tatlımsı baharatlar mevcut. Ama keskin ve rahatsız edici değil. Orta kısım da gayet güzel. Son kısımda ise odunsu notaların hakimiyeti var. Kimi yorumcular öd ağacından bahsetmişler. Evet haklı olabilirler. Muhtemelen öd ağacı, bu gül benzeri odunsu notalar.

Şimdi böylesine önemli ve sıradışı bir sanatçının adına yapılmış parfüm nasıl olmalı. Onun gibi farklı mı olmalı yoksa genel beğeniye hizmet eden popüler bir yol mu izlemeli. Bu noktada Bond No.9 ikinci şıkkı seçmiş anlaşılan. Çünkü Andy Warhol, çok tanıdık, çok basit, çok güzel ve çok kaliteli. Niş parfüm standartlarını size veriyor. Yapaylığa rastlanmıyor.

Andy Warhol acaba fazla mı basit diye içimden geçirmiyor değilim. Başından sonuna kadar büyük değişimler geçirmiyor kokusu. Düz çizgide ilerliyor. Meyveli-çiçeksi yapı baştan sona etkin. Meyve kullanımı hoşuma gitti. Her ne kadar biraz genç işi olsa da uyduruk meyveli ana akım parfümlerinden çok önde. Belli özen gösterilmiş açılışına. Hatta en sevdiğim yanı başlangıcı oldu. Sonrasında çok değişmeyen meyveler ile gül benzeri çiçeklerin karışımı çok hoş. Azıcık da yumuşak baharatlar hareket katmış kokusuna. Sanırım en sıradan bulduğum tarafı alt notaları. Son kısım çok ilginç yada etkileyici değil. Standart bir sonlanışı var. Yine de kötü diyemem.


Evet Andy Warhol harikalar yaratmıyor. Hayatınızın parfümü de olamayacaktır. Fakat ortalama üzerindeki kalitesi, herkesin beğenmesi muhtemel güvenli kokusu, eğlenceli, pozitif tarzıyla bence hiç de fena bir seçenek değil. Eğer otuz yaşın altındaysanız mutlaka deneyin. Günlük kullanıma ve spor giyime uyacaktır. Genel olarak biraz tatlılık barındırıyor. Ama hiç bir zaman bol şekerli yada bıktırıcı değil. Oldukça modern ve yeni bir kokusu var.

Özellikle başlangıcını Costum National Homme'a biraz benzettim. Hatta geçtiğimiz haftalarda yazdığım Robert Piquet - Visa'yı oldukça andırıyor üst notaları. Orta notalarından itibaren ise By Kilian - Incense Oud'e benziyor. Onun daha meyvelisi diyebilirim. Tabiki Incense Oud kadar etkileyici ve çarpıcı değil. Yani başlangıcı biraz Visa'yı devamı ise Incense Oud'u andırıyor.  

Şişesi ise ayrı ilginç. Parfümün şişesinin üzerinde Andy Warhol'un resmi var. 35 yaşındaki Warhol burada güneş gözlüklü, yeni kesilmiş saçları, trench coat'u, beyaz tişörtü ve kravatı ile farklı bir yönden ele alınmış. Şimdiye kadar bir parfümün üzerinde ithaf edilen kişinin resmini hiç görmemiştim. Bu anlamda Andy Warhol'un kendisi gibi sıradışı şişe tasarımına imza atılmış.


Çok sıcak yaz mevsimi dışında her dönemde kullanılabilir. Eau de Parfum (EDP) olarak satılıyor. Üst yaş grupları için uygun olacağını sanmıyorum. Daha genç işi sanki. Eğer arkadaşınıza hediye etmek isterseniz iyi bir seçim olacaktır.

Artıları:
+ Başlangıcını sevdim.
+ Orta kısmıda güzel.
+ Genel olarak herkesin sevebileceği hoş kokusu.

Eksileri:
- Sonları daha iyi olabilir miydi acaba?
- Çok değişmeyen, düz çizgide ilerleyen yapısı.

Koku Güzelliği:10/7.5

5 Ocak 2013 Cumartesi

Bond No.9 – Chinatown (2005)



Bond No.9 – Chinatown (2005)  Markanın popüler parfümlerinden.

Şu bir gerçek ki 21. yüzyılın uyuyan devi Çin, 22. yüzyılda hiç de uyumaya niyeti olmadığını her fırsatta gösteriyor. Gerek dünyanın en büyük nüfusuna sahip olması, gerekse son yıllarda yakaladığı müthiş ekonomik gelişme hızı ile artık küresel güç diyebiliriz Çin için.

Tarihi çok eskilere giden bu önemli uygarlığın ilginç de bir özelliği var. Dünyanın birçok ülkesinde Çin mahalleleri bulunması gibi. İngiltere, Avustralya, Arjantin, Brezilya, Singapur, ABD gibi ülkelerde Çin’den göç etmiş insanların oluşturdukları mahalleler sinema dünyasının bile ilgisini çekmiş. Ünlü yönetmen Roman Polonski tarafından 1974 yılında çekilen ve baş rollerinde Jack Nicholson ve Faye Dunaway bulunan Chinatown filmi, bu ismin tüm dünyada daha da tanınmasını sağladı kuşkusuz. Buna Hollywood’un gücü de diyebiliriz.


Newyork'a turist olarak gittiğinizi düşünün. İlk defa geliyorsunuz. Önce nereleri görmek istersiniz. Soho, Central Park, Brooklyn Köprüsü, Wall Street, Özgürlük Anıtı, Empire State binası, Times Square... Peki kötü koktuğu söylenen, küçücük restoranlar, açık balık pazarları (kötü kokunun kaynağı) ve sevimli hediyelik eşya dükkanlarıyla (çoğu ürünlerin kaçak olduğu söyleniyor) dolu Chinatown ilginizi çekmez mi?

Chinatown, Manhattan’ın aşağı ve doğu kısımlarında, Canal Street çevresinde yer alıyormuş. Çin mahallesi olarak da bilinen bu semt, Çin dışındaki şehirlerde bulunan Çin mahallelerine verilen isimmiş aslında. Özellikle yoğun göç alan New York ve San Francisco gibi şehirlerde büyük Çin mahalleleri bulunuyor.


Genellikle Çin'den yeni gelen göçmenler buralara yerleşiyorlar. Fakat buradaki Çin mahallesi teriminin bir de sembolik anlamı var muhtemelen. Çin mahallesi terimi aynı zamanda etnik yerleşim bölgesi de demek olabilir. Yani bir bakıma bugün çok popüler olan “öteki” kavramının karşılığı olarak düşünüyorum.

Neredeyse bütün tabelaların Çince olduğu, hatta dükkanları işletenlerin uzun yıllardır Amerika’da yaşadıkları halde İngilizce’yi zar zor konuşabilmeleri, çok dost canlısı olmadıkları bilinen esnafı, sokak standlarında özel baharatlar, tropikal meyveler, şekerlemeler ve doğu kültürüne ait tuhaf etlerin olduğu bir dünya hayal edin. Ve oranın bir parfüme ilham vermesini…


Newyork merkezli niche parfüm evi Bond No.9’ın şehrin simgelerinden olan Çin mahallesi ismi ile bir parfüm üretmesi hiç şaşırtıcı değil. Newyork’un bir çok caddesinin hatta parklarının bile isimlerini parfümlerinde kullandı Bond No.9. Şimdi de sıra Chinatown’da.

Chinatown ilgimi çeken Bond No.9 parfümlerinden birisiydi. Zaten markanın en popüler parfümlerinden kendisi. Uzun süredir denemek istiyordum ama nedense elim bir türlü ona gitmiyordu. Sanırım artık kendimi ona hazır hissediyorum. Ve bakalım beni nerelere götürecek bu parfüm.

Chinatown oryantal çiçeksi olarak sınıflandırılmış. Açılışı tatlı meyveler ile gerçekleşiyor. Açıklanan üst notalarında şeftali çiçeği var. Muhtemelen oradan geliyor meyvemsilik. Hatta kırmızı meyveler bile diyesim var. Belki de kiraz. Üst notalar biraz kadınsı, tatlı, modern, lezzetli meyveler şeklinde. Bence kötü değil.


Bir süre sonra orta notalara geçiliyor. Aynı tatlımsı meyveler hala yerlerini koruyorlar. Şeftali-kiraz benzeri meyvelere biraz yumuşak çiçeklerde ve tatlı baharatlar ekleniyor. Hatta biraz pudramsılık. Sanki iris de (süsen) var. Pudramsılık zaman zaman “makyaj malzemesi” gibi algılanabiliyor. Bu andan itibaren epey kadınsı bir kokuya dönüşüyor. Son kısımda ise meyvemsi-çiçeksi his hala var. Burada yumuşak odunsu notalar, metalik amber ve biraz da misk ekleniyor. Son kısım biraz sulandırılmış/seyreltilmiş hissi veriyor nedense. Bence son kısım en vasat yeri.

Rahatlıkla söyleyebilirim ki Chinatown çiçeksi-meyveli yapıda. Meyveler oldukça tatlı. Hatta başlangıçta karamelize edilmiş gibi. Üst notalarını sevdim diyebilirim. Lezzetli ve ağız sulandıran meyveler güzel işlenmiş. Sonrasındaki çiçekler kadın parfümü hissi vermiş. Oysaki uniseks olarak piyasaya sunulmuş. Fakat parfümün şişesinin rengi bile bize ipucu veriyor içindeki koku hakkında. Bu parfümün kokusunu bir renge benzetin deseler kesinlikle ya kırmızı yada pembeyle ilişkilendirirdim.


Chinatown ilginç bir isme sahip. Koku anlamında esinlendiği Çin kültürü ile pek bir bağ kuramadım. Ama genel olarak kokusunu beğendim. Başlangıcı harika olmasa da yüksek kaliteli. Orta kısmındaki pudramsı çiçekler ve tatlı baharatlar çok ilginç bir aura katıyor kokusuna. Tek sevmediğim tarafı ise sonları. Hele ki yapay/metalik amber. Biraz baştan savma bir hali var alt notaların.

Chinatown kim ne derse desin kadın kullanımına daha yakın. Egzotik, çekici, pembe, kadınsal ve duygusal. Sakin ve baştan çıkarıcı. Eğer kaliteli çiçeksi-meyveli bir parfüm arıyorsanız ve yüksek fiyat etiketini dert etmeyecekseniz tavsiye ederim. Onun dışında “mutlaka alın” listenizde yer alacak kadar üst düzey bir parfüm değil.

Parfümün tasarımını Robert Piquet, Comme des Garcons, Versace, Nina Ricci, Kenzo, Jean Paul Gaultier, İssey Miyake, Davidoff, Azzaro gibi markalara parfümler hazırlamış olan Aurelien Guichard yapmış.


Parfüm yazarı Luca Turin, Chinatown’ı gourmand şipre olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden beş yıldız vererek en yüksek not ile ödüllendirmiş. Ve şunları söylemiş:

“Sevgili ve cesur Bond No.9 firması ilk ve açık ara ile şaheserini üretti. Jean Roure'un oğlu olan genç Aurelien Guichard tarafından oluşturulmuştur. O da şu ilk koklayışta hemencecik, karşı konulamaz şekilde harika olduğunu düşündüğünüz kokulardandır. Chinatown ilk anda çok tanıdık ve sürprizlidir. Sanki en sevdiğiniz aşk şarkısındaki bir sözün yeniden şiire dönüşmesi gibi, etkileyici ama aynı zamanda yazarı için bile planlamamış hissi verir. Bir diğer yandan da Chinatown; Cabochard, Givenchy III ve ilk Scherrer gibi mağrur yeşil şiprelere yani klasiklere geri dönmektedir. Bir diğer yandan da sıradışı hatta neredeyse ilacımsı bir nota olan kurutulmuş meyve kokusuna sahip olan Prunolu anımsatmaktadır ki bu baz şu an mevcut olmayan De Laire firması için Edmond Roudnitska tarafından ilk olarak oluşturulmuştur. Bu kombinasyon tehlikeli gibi görünse de mesafeli (soğuk) ile tatlılık arasında ikna edici bir denge kurmuştur tıpkı ilk bakışta cazibeli bir kişinin düşündürttüğü hoşluk ve onu tanımanın korkutucu olması gibi. Bazı kişiler onu çok tatlı bulur. Bana göre yaz mevsiminde küçük bir Fransız manavındaymışcasına yer cilası ile olgun şeftalillerin birleştiği bir nokta gibi. Güzel bir şişede, bir hazine.”


Chinatown diğer Bond No.9 parfümleri gibi Eau de Parfum (EDP). Bir erkeğin üzerinde nasıl durur emin değilim. Yine de denemekten zarar gelmez.

Artıları:
+ Başlangıcı fena değil.
+ Orta kısmı da başarılı.
+ Cazibeli ve seksi yapısı.

Eksileri:
- Sonlarını sevmedim.
- Çok yüksek fiyatı.

Koku Güzelliği:10/7.5

25 Kasım 2012 Pazar

Bond No.9 – Signature Perfume (2009)



Bond No.9 – Signature Perfume (2009)  Markanın uniseks olarak piyasaya sunulan parfümü.

Hepimiz az çok biliyoruz ki, parfüm sektörü de diğer iş kolları gibi erkeklerin egemenliği altında. Artık sanayi çağının bittiği ve bir sonraki adım olan bilişim çağında olduğumuz söyleniyor. 21. yüzyılın başlarındayız. Oysaki gelişen ve değişen ileri teknoloji bütün insanların bilinç düzeyini arttırması gerekirken, tam tersi mi oluyor ne?

Hani savaşlar bitecekti, insanlar daha bilge olacaklardı. Hani terörün, vurup kırmanın, sokakta gösteri yapma hakkını kullanan insanlara böcek ilacı sıkar gibi biber gazı sıkmanın anlamsızlığını kavrayıp dostça yaşayacaktık. Demek ki anormal derecede hızla ilerleyen teknoloji, belki de insanlığın zihni gelişiminden daha hızlı ilerlediği için bütün teoriler yanlış çıkıyor.

Newyork’un Manhattan adasındaki “Michelin üç yıldıza” sahip dünyanın en ünlü ve pahalı restoranlarından birisinde, finans dünyasının başarılı yöneticilerinden bir adam karısı ile akşam yemeği yiyor. O masayı kapmak için kaç bin dolar ödediğini ve kaç hafta sıra beklediğini tahmin edersiniz. Ya da İstanbul’un gözde semtlerinden Nişantaşı’ndaki Prada mağazasında bir el çantasına iki bin lira vermekten çekinmeyen kadınlar için paranın nasıl bir anlamı vardır ki?

Yukarıdaki örneklerle aynı saniyeler içinde paralel bir evrende neler oluyor acaba. O Manhattan’daki ünlü ve çok pahalı restoranın karşı kaldırımında bir evsiz, geleceğinin ne olacağını düşünmekten bile aciz durumda. Bırakın gelecek ya da kariyer planları yapmayı, bu gece karnımı nasıl doyururum ya da gece nerede soğuktan donmadan uyurum diye düşünmekte. Nişantaşı’ndaki  lüks Prada mağazasının kuş uçuşu on beş kilometre uzağındaki gece kondu semtinde bir kadın alkolik kocasından yine korkunç bir dayak yerken, inşallah bir tarafımı kırmaz bu sefer diye umuyor. Yoksa üç çocuğuma nasıl bakarım diye düşünerek, suratına aldığı yumrukları sayıyor. Bir, iki, üç…

İstediğiniz kadar iPhone 4 yada iPhone 5 akıllı telefon piyasaya sürün. 6 hatta 7’sini de geliştirin. Dört çekirdekli İntel bilgisayar işlemcilerinin yerine otuz iki çekirdekli işlemciler yapın. Gece görüş kamera sistemine sahip yeni Mercedes E serisi arabayı tanıtın. Dünyanın en lüks yedi yıldızlı otellerinin musluklarını altınla kaplatın. Hiçbir anlamı yok gece karnı aç olarak yatağa giren çocukların olduğu bir dünyada. Ya da ailesi içinde bile tacize uğrayan kadınlar bu kadar çok oldukça. Prada mağazasından alışveriş yapan kadın ile her gece alkolik kocasından dayak yiyen kadın nasıl eşit olabilir ki?

Acaba insanlar şanslı mı doğarlar yoksa kendi şanslarını mı yaratırlar sorusu kafamı kurcalıyor ara sıra. Evet Sabancı ailesinin bir üyesi olarak dünyaya gelmek ile Kars’ın bir dağ köyünde dünyaya gelmek tabiki aynı şeyler değil. Ama dünyanın eşit ve adil olduğunu kim söylüyor ki?

Şimdi buradan yola çıkarak bir şişe parfüme en fazla 25-30 lira verebilecek birisi ile 650 lira verebilecek insan eşit şartlardadır diyemeyiz. Ama bu durum yaşadığımız dünyanın acı bir gerçeği. Bond No.9 markasının bugün inceleyeceğim parfümünün fiyatını görünce ise ne diyeceğimi bilemedim. O zaman artık detaylara gireyim.

Bond No.9, Newyork merkezli bir niche parfüm evi. Amerika’da bizim burada 150-200 TL arasında alabildiğimiz Giorgio Armani, Versace, Bulgari gibi parfümleri 25-30 dolar civarlarında satın alabiliyorsunuz. Yani ortalama kalitedeki bir parfümün Amerika satış fiyatı 30-40 dolar diyelim. Bugün yazacağım Bond No.9’ın Signature Perfume’ü ise 100 ml.si 340 dolarlık fiyat etiketiyle Amerikan standartları için bile astronomik. Ki normal bir ana akım parfümün yaklaşık on katı fiyata sahip. Peki neden?


Dolabımda duran bir sürü hiç denenmemiş Bond No.9 parfümünden rastgele birisine el attım. Karşıma ise 2009 yılında piyasaya sürülmüş ve diğer Bond No.9 parfümlerinden bile daha pahalıya satılan Signature Perfume çıktı. Kendi internet sitelerinde neden bu kadar yüksek fiyata satıldığı şöyle açıklanmış:

“Gittiğimiz bu yolda, yüzde 20 eau de parfum oranını yenileyerek, konsantrasyonu yüzde 30 yaparak onu başka bir kategoriye ulaştırmış olduk, o da, bugünlerde çok az bulunan: saf parfüm (Pure Perfume) olmasıdır.”

Bu açıklama ne anlama geliyor hemen açıklayayım. Bond No.9’ın bütün parfümleri bir çok niche marka gibi Eau de Parfum (EDP). Fakat Signature Perfume’un yüzde yirmi olan EDP konsantrasyonu yüzde otuz gibi çok yüksek bir orana çıkarılmış. Bugün inceleyeceğim Signature Perfume neredeyse saf parfüm (Pure Perfume) formunda. Yani parfümün en güçlü ve yoğun hali. Tabiki doğal olarak fiyatı da oldukça yüksek.

Artık geçelim parfümümüze. Bugün inceleyeceğim arkadaşın ismi bile tartışmalı. Kendi sitelerinde “Signature Perfume” olarak geçiyor. Bendeki orijinal numunesinin üzerinde sadece “Bond No.9 Perfume” ibaresi var. Başka bir kaynakta “Perfume Oud” yazılmış. Ben yine de markanın resmi sitesindeki ismi kullanacağım.


Signature Perfume için Bond No.9 şöyle bir açıklama yapmış:

“Koku repertuarımızda Bond No.9'ı benzersiz yapan nedir? Tek bir şey, o kontrastlar üzerine bir çalışmadır, Doğu ile Batının karışımı, Dubai ve New York, antik ve modern, 21. yy New York'unda o uluslararası halinin ortaya çıkardığı hava. Bir diğer nokta, o çok baştan çıkarıcı, erotik.

Ve sonunda Arap geceleri NoHo'ya geldi. Bond No.9'ın yönetim butiğinin 10. yıldönümünü vurgulamak için imza kokumuz Bond No.9 Perfume Oud parfümünü göz önüne sermekten başka şansımız yoktu. Bond No.9 Perfume Oud sadece New York'a komşuluk için değil NoHo adresimiz için de duyular içerisinde sabit bir noktadır.

Dünyada pek çok öd ağacı kokusu vardır, ama buradaki öd ağacı kokusu, New York'un efsanevi eritici potasından çıkandır. Bond No.9 parfümü dört görkemli, uyumlu, doğu/batı içeriklerini kapsar. Doğu dünyasını temsilen topraksı, sıcak öd ağacı. Buna karşı onunla oynarcasına, Orta Doğu ile Batı hazinesi olarak, rafine edilmiş tatlılığın özeti olarak gül. Güney Amerikadan tonka fasulyesi bu ateşe karamel-badem tadı verirken Asya'nın misk geyiğinden ilham alınarak, öd ağacının şehevi doğasının altını çizmek için de misk kullanılmıştır.”


Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Signature Perfume’de ana öğe daha çok Arap parfümlerinde kullanılan öd ağacı (oud, aoud veya Agarwood). Kendi sitelerinde parfümün notaları öd ağacı, gül, tonka fasulyesi ve misk olarak sıralanmış. Fragrantica’da oryantal çiçeksi olarak sınıflandırılmış. Parfümü ilk sıktığımda beni çok yumuşak bir çiçeksi-meyveli tema karşılıyor. Kadınsı çiçekler daha baskın sanki. Ferah sayılabilecek çiçekler. Muhtemelen seyreltilmiş hissi veren yumuşak bir gül ve biraz misk. Açılışı çok basit ve sıradan bir kadın parfümü olarak düşünebilirsiniz.

İlerleyen dakikalarda parfümün diğer elementlerinin öne çıkmasını bekliyorum. Değişmesini ve dönüşmesini. Ama bu beklentim boşa çıkıyor. Çünkü başlangıçtaki yumuşak çiçeksi-meyvemsi his aynen sona kadar devam ediyor. Orta kısımlarda biraz yumuşak odunsular ekleniyor. Muhtemelen öd ağacı. Sonrasında ise biraz tatlanıyor. Bunu da tonka fasulyesi sağlıyor diyebilirim. Bond No.9’ın sitesinde yazan öd ağacı, gül, misk ve tonka fasulyesinden başka hiçbir şeye rastlayamadım.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Signature Perfume çok çok basit bir kompozisyona sahip. Kokusu başından sonuna kadar hiç değişmiyor. Sıradan bir kadınsı-çiçeksi-misk kokusu olarak düşünebilirsiniz. Bence rahatsız edecek kadar yapaylık yok. Ama çok kaliteli bir parfüm kokladığınız izlenimine kapılmıyorsunuz. Sanki mağazalarda satılan yüzlerce birbirine benzeyen kadın parfümünden birisi. Bu yönü en şaşırdığım tarafı oldu. Çünkü çok yüksek fiyatlara satılıyor ve daha derin, ilginç bir kokusu olmasını beklemek sanırım anormal olmaz.


Signature Perfume kötü kokan bir arkadaş değil. Yumuşak, ferah, hafif, sakin ve barışçıl. Sanki Nobel Barış ödülünü kazanan bir kadın kullansa harika olabilir. Tam da bu noktada dikkatimi çeken bir detaydan bahsedeyim. Bu arkadaşın resmi pazarlama kampanyasında Arap gecelerinden bahsedilmiş. Sanırım içeriğindeki öd ağacı notasının baskın olması sebebiyle böyle yapılmış. Ama geneline baktığımızda hiç de ağır ve iç bayan Arap kokularına benzemiyor. Daha batılı ve modern koktuğunu düşünüyorum. Yani konsept ile koku birbirine uymamış.

Ortalama ve bir kadın için güvenli sayılabilecek eserlerden birisi. Ama büyük boy şişesini almaya değmez bence. Yine abartılmış ve şişirilmiş fiyatıyla hayal kırıklığı yaşadığım Bond No.9 parfümü ile karşılaştım. 18-30 yaşlarındaki kızlar için uygun olabilir. Ama bana göre olmadığına eminim. İlginç tarafı ise uniseks olarak piyasaya sunulması. Kadın kullanımına daha yakın olduğunu düşünüyorum.


Signature Perfume’ün tam bir ilkbahar-yaz kokusu. Neredeyse ferah sayılabilecek çiçekler ve yumuşak odunsu notalar sonbahar-kış kullanımı için fazla narin kaçabilir. Kalıcılığı fena değil. Farkedilirliği ortalamanın altında.

Artıları:
+ Genel olarak herkesin hoşuna gidebilecek kokusu.
+ Ferah bir öd ağacı kokusu arıyorsanız listenize alabilirsiniz.

Eksileri:
- Çok basit ve sıradan kokusu.
- Düz çizgide ilerliyor. Neredeyse hiç değişmiyor. Sizi şaşırtmıyor. Herhangi bir yenilik getirmiyor.
- Bu kadar yüksek bir fiyat etiketini hak ediyor mu şüpheliyim.

Koku Güzelliği:10/6