30 Kasım 2015 Pazartesi

Ermenegildo Zegna – Florentine Iris (2012)


Ermenegildo Zegna – Florentine Iris (2012)

Alman süseni olarak da bilinen Floransa süsen (iris) çiçeğinin, temelde geniş kök-sap (bir arada) bitkisi olduğu söylenir. Floransa süseni, İtalya'nın yerli süsen ailesinin türüymüş. Bu bitkinin 60 boyu cm'dir ve kılıç / mızrak şeklindeymiş. Düz çiçekli bir sapı varmış.

İşin ilginci Floransa süseni, Yunan mitolojisinde bile karşımıza çıkıyor. Yunan mitolojisine göre süsen, gökkuşağı tanrıçasını simgeliyormuş. Sadece Yunan mitolojisinde değil, antik Romalılar zamanında da bilinen ve kullanılan bir çiçekti süsen. Hatta eski Mısır'da parfümlerde kullanıldığı iddia edilir süsen çiçeğinin. Floransa'da yetiştirilmesiyse Orta Çağ'a tarihlenir genellikle.

Ve bu narin süsen çiçeğinin, günümüz parfüm endüstrisinde birçok kokuda kullanıldığını biliyoruz. Ünlü moda markası Ermenegildo Zegna'nın da süsen temalı parfümü yaklaşık üç yıldır mağazalardaki rafları süslüyor. Zegna'nın özel serisi sayılabilecek "Essenze" ailesine mensup Florentine İris (Floransa Süseni), 2012 yılının aralık ayında piyasaya sürüldü. Zegna'nın parfümlerini pazarlayan Estee Lauder ile işbirliği yapılarak, ünlü burun Jacques Cavallier tarafından tasarlanmış.


Kendi sitelerinde Florentine Irıs için "sıcak geceler ve güneşli günler için mükemmel, hafif çiçek kokusu" olduğundan dem vurulmuş. Enteresan olan ise çoğu kaynakta erkek parfümü olarak verilmiş Florentine Iris.

Parfümün başlangıcı ferah ve çiçeksi dokunuşlarla gerçekleşiyor. Ferah ve neredeyse meyvemsi nötr bir çiçeksilik ama ölümcül şekilde kadınsı değil. Açıklanan notalarda meyve babında bir tek bergamot görünüyor. Bence başlangıçta ekşi kırmızı meyvelerin payı var. En büyük şüpheli ise erik. Belki kiraz da olabilir. Tatlımsı kırmızı meyvelere benzeyen ekşilik, ilerleyen dakikalarda tatlı menekşeyle birleşiyor. Bu andan itibaren çiçeklerin ağırlığı biraz daha artıyor. Buruk, hafif sabunsu süsen de sahne almaya başlıyor orta kısımda. Son bölümde süsen artık tek oyuncu, tabii miski saymazsak. Kapanışta biraz da ferah gül mü var? Muhtemelen evet.

Florentine Iris, ferah meyveli-çiçeksi-miskli bir arkadaşa benziyor. Çok kibar, narin, sakin, uysal, temiz ve barışçıl. Evet onu tanımlamak için doğru kelime şu olmalı: "barışçıl". Yumuşacık çiçeksi yapısı, zaman zaman kadın parfümlerini andırıyor. Bu anlamda safkan erkek kokusu olmadığını söylemek zorundayım. O, rahatlıkla uniseks kullanıma uyar. Hiç de arıza çıkarmaz.


Erkek için süsen çiçeği. Hmmm. Genellikle kadın parfümlerinde kullanılan ve çoğu kişinin rujlara benzettiği kokusuyla süsen çiçeği, erkek koku dünyasında pek yer bulamıyor kendisine. Zegna'nın erkek için süsen çiçeği denemesi olarak düşünülebilecek Florentine Iris, fena değil ama beklediğim kadar çarpıcı da değil.

Aram iyidir süsen çiçeğiyle. Çok kadınsı ve yağlımsı verilmedikçe iyi anlaşırız. Buradaki kullanım biraz fazla güvenli geldi bana. Evet bu parfümü koklayan on kişiden dokuzu beğenecektir. Çünkü çok yumuşak ve hiç bir sancılı yanı olmayan, ofis dostu yanıyla, onu sevmeyecek kişi sayısı az olacaktır. Fakat tek düze ve derinliksiz yapısı, onu uzun süreli kullanımlarda sıkıcı hale getirecektir. E bu kadar "güvenli" kokunun, böyle yan etkileri de olabilir. Hatta ayıp olmayacağını bilsem, onun kokusunu ucuz kadın deodorantlarına benzeteceğim.

Florentine Iris, günlük kullanıma, AVM gezintilerine, ev partilerine uyum sağlayabilecek, size etraftan övgüler aldırabilecek tarzıyla memnun edecektir. Fakat bizim gibi çok daha iyisini arayanlar için, bir süre sonra dolapta, makus kaderine terk edilebilir.

Nedendir bilmiyorum ama Florentine Iris'i az da olsa Serge Lutens'in Feminite du Bois'ine benzettim. Tabii Bay Lutens'in eserinde meyveler çok daha ön planda ama aklıma ilk Feminite du Bois'i getirdi Florentine Iris.


Geleyim son mevzuya. Florentine Iris'i hem kıyafet üzerinde hem de tenimde denedim. Kıyafet üzerinde seyreltilmiş-vasat, meyveli-çiçeksi hale geldi ki hayal kırıklığı yaşadım. Ten üzerinde ise asıl marifetini gösterdi. Tende çok daha asil, rafine ve yüksek kaliteli koktu. Süsen, kendisini iyice gösterdi. Kıyafette ise sanki menekşe ve misk daha ön plandaydı. Bu da benim gözlemim. Umarım yanılmıyorumdur.

Florentine Iris, EDT formunda. Kalıcılığı gayet iyi ama fark edilirliği biraz zayıf. Daha doğrusu parfümün yumuşak başlı karakteri sayesinde, buram buram etrafa yayılmıyor. Sanırım bu durum gayet bilinçli bir seçim. Üst yaş gruplarına uyacağını düşünmüyorum. Otuz beş yaş altı kadın-erkek herkese önerebilirim. Genel yapısını düşündüğümde soğuk havalarda onu kullanmak iyi sonuç vermeyebilir. Bu anlamda markanın resmi önerisini önemseyelim: "Yaz mevsiminin sıcak geceleri ve güneşli günleri için harika bir çiçeksi koku".

Koku Güzelliği:10/6.5

29 Kasım 2015 Pazar

Ermenegildo Zegna – Florentine Iris (2012)

Alman süseni olarak da bilinen Floransa süsen (iris) çiçeğinin, temelde geniş kök-sap (bir arada) bitkisi olduğu söylenir. Floransa süseni, İtalya’nın yerli süsen ailesinin türüymüş. Bu bitkinin 60 boyu cm’dir ve kılıç / mızrak şeklindeymiş. Düz çiçekli bir sapı varmış.

İşin ilginci Floransa süseni, Yunan mitolojisinde bile karşımıza çıkıyor. Yunan mitolojisine göre süsen, gökkuşağı tanrıçasını simgeliyormuş. Sadece Yunan mitolojisinde değil, antik Romalılar zamanında da bilinen ve kullanılan bir çiçekti süsen. Hatta eski Mısır’da parfümlerde kullanıldığı iddia edilir süsen çiçeğinin. Floransa’da yetiştirilmesiyse Orta Çağ’a tarihlenir genellikle.

Ve bu narin süsen çiçeğinin, günümüz parfüm endüstrisinde birçok kokuda kullanıldığını biliyoruz. Ünlü moda markası Ermenegildo Zegna’nın da süsen temalı parfümü yaklaşık üç yıldır mağazalardaki rafları süslüyor. Zegna’nın özel serisi sayılabilecek “Essenze” ailesine mensup Florentine İris (Floransa Süseni), 2012 yılının aralık ayında piyasaya sürüldü. Zegna’nın parfümlerini pazarlayan Estee Lauder ile işbirliği yapılarak, ünlü burun Jacques Cavallier tarafından tasarlanmış.

 

Kendi sitelerinde Florentine Irıs için “sıcak geceler ve güneşli günler için mükemmel, hafif çiçek kokusu” olduğundan dem vurulmuş. Enteresan olan ise çoğu kaynakta erkek parfümü olarak verilmiş Florentine Iris.

Parfümün başlangıcı ferah ve çiçeksi dokunuşlarla gerçekleşiyor. Ferah ve neredeyse meyvemsi nötr bir çiçeksilik ama ölümcül şekilde kadınsı değil. Açıklanan notalarda meyve babında bir tek bergamot görünüyor. Bence başlangıçta ekşi kırmızı meyvelerin payı var. En büyük şüpheli ise erik. Belki kiraz da olabilir. Tatlımsı kırmızı meyvelere benzeyen ekşilik, ilerleyen dakikalarda tatlı menekşeyle birleşiyor. Bu andan itibaren çiçeklerin ağırlığı biraz daha artıyor. Buruk, hafif sabunsu süsen de sahne almaya başlıyor orta kısımda. Son bölümde süsen artık tek oyuncu, tabii miski saymazsak. Kapanışta biraz da ferah gül mü var? Muhtemelen evet.

Florentine Iris, ferah meyveli-çiçeksi-miskli bir arkadaşa benziyor. Çok kibar, narin, sakin, uysal, temiz ve barışçıl. Evet onu tanımlamak için doğru kelime şu olmalı: “barışçıl”. Yumuşacık çiçeksi yapısı, zaman zaman kadın parfümlerini andırıyor. Bu anlamda safkan erkek kokusu olmadığını söylemek zorundayım. O, rahatlıkla uniseks kullanıma uyar. Hiç de arıza çıkarmaz.

 

Erkek için süsen çiçeği. Hmmm. Genellikle kadın parfümlerinde kullanılan ve çoğu kişinin rujlara benzettiği kokusuyla süsen çiçeği, erkek koku dünyasında pek yer bulamıyor kendisine. Zegna’nın erkek için süsen çiçeği denemesi olarak düşünülebilecek Florentine Iris, fena değil ama beklediğim kadar çarpıcı da değil.

Aram iyidir süsen çiçeğiyle. Çok kadınsı ve yağlımsı verilmedikçe iyi anlaşırız. Buradaki kullanım biraz fazla güvenli geldi bana. Evet bu parfümü koklayan on kişiden dokuzu beğenecektir. Çünkü çok yumuşak ve hiç bir sancılı yanı olmayan, ofis dostu yanıyla, onu sevmeyecek kişi sayısı az olacaktır. Fakat tek düze ve derinliksiz yapısı, onu uzun süreli kullanımlarda sıkıcı hale getirecektir. E bu kadar “güvenli” kokunun, böyle yan etkileri de olabilir. Hatta ayıp olmayacağını bilsem, onun kokusunu ucuz kadın deodorantlarına benzeteceğim.

Florentine Iris, günlük kullanıma, AVM gezintilerine, ev partilerine uyum sağlayabilecek, size etraftan övgüler aldırabilecek tarzıyla memnun edecektir. Fakat bizim gibi çok daha iyisini arayanlar için, bir süre sonra dolapta, makus kaderine terk edilebilir.

Nedendir bilmiyorum ama Florentine Iris’i az da olsa Serge Lutens’in Feminite du Bois’ine benzettim. Tabii Bay Lutens’in eserinde meyveler çok daha ön planda ama aklıma ilk Feminite du Bois’i getirdi Florentine Iris.

 

Geleyim son mevzuya. Florentine Iris’i hem kıyafet üzerinde hem de tenimde denedim. Kıyafet üzerinde seyreltilmiş-vasat, meyveli-çiçeksi hale geldi ki hayal kırıklığı yaşadım. Ten üzerinde ise asıl marifetini gösterdi. Tende çok daha asil, rafine ve yüksek kaliteli koktu. Süsen, kendisini iyice gösterdi. Kıyafette ise sanki menekşe ve misk daha ön plandaydı. Bu da benim gözlemim. Umarım yanılmıyorumdur.

Florentine Iris, EDT formunda. Kalıcılığı gayet iyi ama fark edilirliği biraz zayıf. Daha doğrusu parfümün yumuşak başlı karakteri sayesinde, buram buram etrafa yayılmıyor. Sanırım bu durum gayet bilinçli bir seçim. Üst yaş gruplarına uyacağını düşünmüyorum. Otuz beş yaş altı kadın-erkek herkese önerebilirim. Genel yapısını düşündüğümde soğuk havalarda onu kullanmak iyi sonuç vermeyebilir. Bu anlamda markanın resmi önerisini önemseyelim: “Yaz mevsiminin sıcak geceleri ve güneşli günleri için harika bir çiçeksi koku”.

Koku Güzelliği:10/6.5

26 Kasım 2015 Perşembe

Roja Dove – Danger Pour Homme (2011)


Roja Dove – Danger Pour Homme (2011)

“Ben parfümlerimin isimlerini şöyle belirliyorum. Önce nasıl bir koku oluşturmak istediğimi düşünüyorum. O kokuyu hangi isim özetler diye kafa yoruyorum. Danger isimli parfümümü oluştururken, oryantal koku ailesine mensup parfüm yapmak istiyordum. O, erkeksi olacak ama klişe olmayacaktı. Bence birçok oryantal erkek parfümü birbirine benziyor. İçeriklerinde fazlaca vanilyamsı misk bulunuyor. Danger'ın nasıl bir kokusu olacağına dair fikrimi netleştirdim ve ismi seçtim. Zihnimde Danger ismini belirledikten sonra, kokuyu oluşturmak kolay oldu."

Ultra lüks niş parfüm evinin sahibi Roja Dove'un, Danger Pour Homme isimli parfümünü oluşturma hikayesinin küçük bölümü görülüyor bu söyleşide. Markasına kendi ismini veren parfümör Roja Dove, çoğu kişi tarafından "dünyanın en iyi burunlarından birisi" olarak övgülere mazhar oluyor. Markası ise gün geçtikçe yeni parfümlerle büyüyor. Roja Dove'un koleksiyonunun, özel serilerle birlikte kırktan fazla parfüme sahip olduğu biliniyor. Ve markanın ismi gittikçe çok daha ilgi çeker hale geliyor. Özellikle kışkırtıcı isimli parfümleriyle.

Fetish, Enigma, Scandal ve Danger. Şu isimlere bakar mısınız? Her biri ayrı çekici ve gizemli. Tabii biz isimlerden ziyade, şişenin içindeki sıvıya odaklanıyoruz çoğu zaman. Geçtiğimiz aylarda Roja Dove'un denediğim ilk parfümü Fetish Pour Homme'a hayran kalmıştım. O merakla ve hevesle ikinci Roja Dove parfümüne yelken açtım bir süredir. Bu seferki deneyimin adı Danger Pour Homme.


Danger Pour Homme, iki farklı konsantrasyona sahip: EDP ve Extrait. Benim kullandığım EDP olanıydı. Kendi sitelerinde Danger Pour Homme oryantal olarak sınıflandırılmış ve bizzat Roja Dove tarafından şöyle tanımlanmış: "Güçlü afrodizyaklar bulunan Danger Pour Homme, onu kullanan erkekler için değil, koklayan kadınlar için tehlikelidir."

Parfümün başlangıcı çok tanıdık. Eski kafa turunçgillerle müthiş bir açılış yapıyor. Tozlu bergamot ve nostaljik limon. Bu ikiliye ilerleyen saniyelerde lavanta da ekleniyor. Üst notaları umduğumdan daha ferah ve kullanılabilir. Başlangıcı çok güzel. Orta kısma geçiş yavaş oluyor. Başlangıçtaki zengin harman, orta bölümde de devam ediyor. Lavanta ve eski turunçgillere, tatlı olmayan baharatlar eşlik etmeye başlıyor. Karanfil ve kimyon olduğunu sandığım baharatlar kokuyu, farklı yöne doğru götürüyor. Orta notalardan itibaren retro baharatların etkisine giriyor. Lavanta hala oralarda. Baharatlardan ya da kuru tütünden gelen ilginç dumansılık mevcut. Başlangıçtaki ferah yapı, orta notalarda sıcak hale geliyor. Orta bölüm kimilerine göre çiçeksi, bana göre tütünsü-dumansı. Sanki buruk eğrelti otu ve ekşimsi-erkeksi yasemin de var. Emin değilim. Son kısma geçeyim. Meşe yosunu, tatlılık barındırmayan vanilya, vetiver ve misk alt notalara imza atıyor.

Danger Pour Homme, tam bir eski kafa aromatik fujer. Brut, Azzaro Pour Homme, Sartorial gibi parfümleri seviyorsanız, onlardan daha yüksek kaliteli ve zengin alternatifi buldunuz, tebrik ederim. Tabii ki akıl almaz yükseklikteki fiyat etiketini gözden çıkarabilirseniz. Başlangıçtaki baş döndüren notalar, orta kısımdaki erkeksi fujerlere öykünme, sonlardaki inanılmaz rafine hissiyat. Ustaca tasarlanmış bir eser var karşımızda. Bazı yorumcuların onu "baba parfümü" olarak yaftalaması yanlış değil. O, kırk yaş üzeri, resmi giyinen erkeklere yakışacaktır. Vladimir Putin bu parfümü kullandığını açıklasa hiç şaşırmam.


Danger Pour Homme. Onun için ne söylenebilir emin değilim. Erkeksi bir imza veya modern bir maço, kararı siz verin. Hatırladığım kadarıyla bu kadar derin ve zengin eski tarz aromatik fujer daha önce hiç kullanmadım. Tozlu turunçgiller, lavanta, sıcak baharatlar, meşe yosunu ve kısık sesli vanilya. Hani neredeyse parfümün üzerinde, baharatların arkasına saklanmış tütünsü-dumansı hayalet gezindiğini bile söyleyebilirim. Şaşırtıcı bir kalite ve oldukça çarpıcı bir maskülenle karşılaşmış olmanın mutluluğu içindeyim. Aynı zamanda hem ferah hem de sıcak. Her role hazır bir aktör gibi Danger Pour Homme. Artık pek üretilmeyen erkeksi kokulara damga vurmayı amaçlayan, yeni nesil bol tatlı baharatlı oryantalleri ciddiye bile almayan, başka bir evrenin üyesi adeta. Fizikçilerin bir türlü kanıtlayamadığı paralel evrenlerde geziniyor sanki. 2015 yılının koku trendlerine uzak ama 2011 yılında üretilmiş! Şüphesiz burada Roja Dove, bize unutulmaz bir ders vermek istemiş.

Evet o bir taraftan çok tanıdık ama bir taraftan da kendine özgü. Danger Pour Homme’a en yakın parfüm olarak, denediklerim arasında Sartorial’ı gösterebilirim. Tabii çok büyük benzerlikler olmasa da bence iki parfüm birbirini andırıyor.

Parfümün kalitesine ve zenginliğine övgüler yağdırıyorum ama şunu atlamayayım ki, bu tarz aromatik fujerleri kendime yakın bulmuyorum. Ve Danger Pour Homme için de durum değişmiyor. Bu tarz kokuları sevsem, hayatımın parfümü olacağına eminim ama yine de kimilerinin onu "traş köpüklerine" benzetmesi ne yazık ki doğru. Fakat şunu söyleyebilirim ki hayatımda kokladığım en güzel ve rafine traş köpüğü kokusuna sahip. Amma onu üzerimde duyumsamak ister miyim? Pek sanmıyorum.

Danger Pour Homme'u kendim için kullanılabilir bulamadığım için notunu yüksek vermeyeceğim ama sakın onun vasat olduğunu düşünmeyin. Eğer yaşınız henüz yirmilerdeyse hiç denemeyin bile. Onu taşıyabilmek için (evlilik programlarındaki gibi konuşmaya başladım sonunda) belli bir statünüz, yaşınız, birikiminiz ve hayat tarzınız olmalı. Bu saydıklarım sizde bulunmuyorsa sorun değil, çok yüksek limitli kredi kartınız da iş görür J

Son bir not ileteyim. Bizzat Roja Dove, Danger Pour Homme’un, markanın en çok satan erkek parfümü olduğunu söylemiş. Hatta Danger Pour Homme’un bu kadar talep görmesi onu biraz şaşırtmış.


Danger Pour Homme’un ismindeki kışkırtıcılığa aldanmayın. Bence o tehlikeli bir parfüm değil. Gerçi bir parfüm nasıl tehlikeli olabilir o konuda emin değilim. Eğer tehlikeden kasıt, onun erkeksi ve maço yönüne vurguysa olabilir. Fakat onun çok sert ve zorlu olduğunu söylemem mümkün değil. Gayet aromatik davranıyor. Yani ismine bakıp da ondan uzak durmayın derim. 

Benim kullandığım EDP formuydu. Kalıcılığı çok iyi. Fark edilirliği yüksek. Başlarda oldukça saldırgan davranıyor. Sonra neyse ki sakinleşiyor. Kullanım dönemi olaraksa bahar aylarını tercih ederim ben olsam. Serin ilkbahar-sonbahar onun için gayet uygun olacaktır. Çok soğuklarda ve çok sıcaklarda iyi tepkiler vereceğini düşünmüyorum. Çok yüksek fiyatlara satıldığı için muhakkak deneyin ve alım kararınızı öyle verin. Çünkü kokusu genel beğeniye hitap etmiyor.

Koku Güzelliği:10/7.5

Roja Dove – Danger Pour Homme (2011)

“Ben parfümlerimin isimlerini şöyle belirliyorum. Önce nasıl bir koku oluşturmak istediğimi düşünüyorum. O kokuyu hangi isim özetler diye kafa yoruyorum. Danger isimli parfümümü oluştururken, oryantal koku ailesine mensup parfüm yapmak istiyordum. O, erkeksi olacak ama klişe olmayacaktı. Bence birçok oryantal erkek parfümü birbirine benziyor. İçeriklerinde fazlaca vanilyamsı misk bulunuyor. Danger’ın nasıl bir kokusu olacağına dair fikrimi netleştirdim ve ismi seçtim. Zihnimde Danger ismini belirledikten sonra, kokuyu oluşturmak kolay oldu.”

Ultra lüks niş parfüm evinin sahibi Roja Dove’un, Danger Pour Homme isimli parfümünü oluşturma hikayesinin küçük bölümü görülüyor bu söyleşide. Markasına kendi ismini veren parfümör Roja Dove, çoğu kişi tarafından “dünyanın en iyi burunlarından birisi” olarak övgülere mazhar oluyor. Markası ise gün geçtikçe yeni parfümlerle büyüyor. Roja Dove’un koleksiyonunun, özel serilerle birlikte kırktan fazla parfüme sahip olduğu biliniyor. Ve markanın ismi gittikçe çok daha ilgi çeker hale geliyor. Özellikle kışkırtıcı isimli parfümleriyle.

Fetish, Enigma, Scandal ve Danger. Şu isimlere bakar mısınız? Her biri ayrı çekici ve gizemli. Tabii biz isimlerden ziyade, şişenin içindeki sıvıya odaklanıyoruz çoğu zaman. Geçtiğimiz aylarda Roja Dove’un denediğim ilk parfümü Fetish Pour Homme’a hayran kalmıştım. O merakla ve hevesle ikinci Roja Dove parfümüne yelken açtım bir süredir. Bu seferki deneyimin adı Danger Pour Homme.

 

Danger Pour Homme, iki farklı konsantrasyona sahip: EDP ve Extrait. Benim kullandığım EDP olanıydı. Kendi sitelerinde Danger Pour Homme oryantal olarak sınıflandırılmış ve bizzat Roja Dove tarafından şöyle tanımlanmış: “Güçlü afrodizyaklar bulunan Danger Pour Homme, onu kullanan erkekler için değil, koklayan kadınlar için tehlikelidir.”

Parfümün başlangıcı çok tanıdık. Eski kafa turunçgillerle müthiş bir açılış yapıyor. Tozlu bergamot ve nostaljik limon. Bu ikiliye ilerleyen saniyelerde lavanta da ekleniyor. Üst notaları umduğumdan daha ferah ve kullanılabilir. Başlangıcı çok güzel. Orta kısma geçiş yavaş oluyor. Başlangıçtaki zengin harman, orta bölümde de devam ediyor. Lavanta ve eski turunçgillere, tatlı olmayan baharatlar eşlik etmeye başlıyor. Karanfil ve kimyon olduğunu sandığım baharatlar kokuyu, farklı yöne doğru götürüyor. Orta notalardan itibaren retro baharatların etkisine giriyor. Lavanta hala oralarda. Baharatlardan ya da kuru tütünden gelen ilginç dumansılık mevcut. Başlangıçtaki ferah yapı, orta notalarda sıcak hale geliyor. Orta bölüm kimilerine göre çiçeksi, bana göre tütünsü-dumansı. Sanki buruk eğrelti otu ve ekşimsi-erkeksi yasemin de var. Emin değilim. Son kısma geçeyim. Meşe yosunu, tatlılık barındırmayan vanilya, vetiver ve misk alt notalara imza atıyor.

Danger Pour Homme, tam bir eski kafa aromatik fujer. Brut, Azzaro Pour Homme, Sartorial gibi parfümleri seviyorsanız, onlardan daha yüksek kaliteli ve zengin alternatifi buldunuz, tebrik ederim. Tabii ki akıl almaz yükseklikteki fiyat etiketini gözden çıkarabilirseniz. Başlangıçtaki baş döndüren notalar, orta kısımdaki erkeksi fujerlere öykünme, sonlardaki inanılmaz rafine hissiyat. Ustaca tasarlanmış bir eser var karşımızda. Bazı yorumcuların onu “baba parfümü” olarak yaftalaması yanlış değil. O, kırk yaş üzeri, resmi giyinen erkeklere yakışacaktır. Vladimir Putin bu parfümü kullandığını açıklasa hiç şaşırmam.

 

Danger Pour Homme. Onun için ne söylenebilir emin değilim. Erkeksi bir imza veya modern bir maço, kararı siz verin. Hatırladığım kadarıyla bu kadar derin ve zengin eski tarz aromatik fujer daha önce hiç kullanmadım. Tozlu turunçgiller, lavanta, sıcak baharatlar, meşe yosunu ve kısık sesli vanilya. Hani neredeyse parfümün üzerinde, baharatların arkasına saklanmış tütünsü-dumansı hayalet gezindiğini bile söyleyebilirim. Şaşırtıcı bir kalite ve oldukça çarpıcı bir maskülenle karşılaşmış olmanın mutluluğu içindeyim. Aynı zamanda hem ferah hem de sıcak. Her role hazır bir aktör gibi Danger Pour Homme. Artık pek üretilmeyen erkeksi kokulara damga vurmayı amaçlayan, yeni nesil bol tatlı baharatlı oryantalleri ciddiye bile almayan, başka bir evrenin üyesi adeta. Fizikçilerin bir türlü kanıtlayamadığı paralel evrenlerde geziniyor sanki. 2015 yılının koku trendlerine uzak ama 2011 yılında üretilmiş! Şüphesiz burada Roja Dove, bize unutulmaz bir ders vermek istemiş.

Evet o bir taraftan çok tanıdık ama bir taraftan da kendine özgü. Danger Pour Homme’a en yakın parfüm olarak, denediklerim arasında Sartorial’ı gösterebilirim. Tabii çok büyük benzerlikler olmasa da bence iki parfüm birbirini andırıyor.

Parfümün kalitesine ve zenginliğine övgüler yağdırıyorum ama şunu atlamayayım ki, bu tarz aromatik fujerleri kendime yakın bulmuyorum. Ve Danger Pour Homme için de durum değişmiyor. Bu tarz kokuları sevsem, hayatımın parfümü olacağına eminim ama yine de kimilerinin onu “traş köpüklerine” benzetmesi ne yazık ki doğru. Fakat şunu söyleyebilirim ki hayatımda kokladığım en güzel ve rafine traş köpüğü kokusuna sahip. Amma onu üzerimde duyumsamak ister miyim? Pek sanmıyorum.

Danger Pour Homme’u kendim için kullanılabilir bulamadığım için notunu yüksek vermeyeceğim ama sakın onun vasat olduğunu düşünmeyin. Eğer yaşınız henüz yirmilerdeyse hiç denemeyin bile. Onu taşıyabilmek için (evlilik programlarındaki gibi konuşmaya başladım sonunda) belli bir statünüz, yaşınız, birikiminiz ve hayat tarzınız olmalı. Bu saydıklarım sizde bulunmuyorsa sorun değil, çok yüksek limitli kredi kartınız da iş görür J

Son bir not ileteyim. Bizzat Roja Dove, Danger Pour Homme’un, markanın en çok satan erkek parfümü olduğunu söylemiş. Hatta Danger Pour Homme’un bu kadar talep görmesi onu biraz şaşırtmış.

 

Danger Pour Homme’un ismindeki kışkırtıcılığa aldanmayın. Bence o tehlikeli bir parfüm değil. Gerçi bir parfüm nasıl tehlikeli olabilir o konuda emin değilim. Eğer tehlikeden kasıt, onun erkeksi ve maço yönüne vurguysa olabilir. Fakat onun çok sert ve zorlu olduğunu söylemem mümkün değil. Gayet aromatik davranıyor. Yani ismine bakıp da ondan uzak durmayın derim.

Benim kullandığım EDP formuydu. Kalıcılığı çok iyi. Fark edilirliği yüksek. Başlarda oldukça saldırgan davranıyor. Sonra neyse ki sakinleşiyor. Kullanım dönemi olaraksa bahar aylarını tercih ederim ben olsam. Serin ilkbahar-sonbahar onun için gayet uygun olacaktır. Çok soğuklarda ve çok sıcaklarda iyi tepkiler vereceğini düşünmüyorum. Çok yüksek fiyatlara satıldığı için muhakkak deneyin ve alım kararınızı öyle verin. Çünkü kokusu genel beğeniye hitap etmiyor.

Koku Güzelliği:10/7.5

23 Kasım 2015 Pazartesi

Jean Paul Gaultier – Le Male (1995)


Jean Paul Gaultier – Le Male (1995)

"Le Male'in kokusunun tasarımında şu tema öne çıkmıştı: "Temiz ter". Onun kokusunda kirlilik bulunmayacaktı. Le Male'in ilhamı,1950'li yıllardaki erkek berberlerine dayanıyor. O zamanki erkek parfümlerinde ana nota lavanta olduğu için, Le Male'de de lavantayı kullandık. Onun kokusu 1950'li ve 60'lı yıllarda bakımına özen gösteren, züppe erkekleri anımsatır.

Le Male'in başarısını şunlara bağlıyorum: Doğru zaman, doğru şişe-kutu, doğru isim ve doğru tasarımcı. Eğer Le Male, 1995'in yirmi yıl öncesinde ya da yirmi yıl sonrasında ortaya çıksaydı başarılı olamazdı.

Vanilya merkezli bir parfüm olması sebebiyle, tasarım anlamında zorlanmadım. Eğer benden vanilya yerine karmaşık bir çiçek kokusu istenseydi, bu kadar başarılı olamayabilirdim. Çünkü kompleks çiçeksi parfümleri yaratmak zordur. Vanilya notası ise tasarımdaki bir çok hatayı örter."


Bu aralar kendi markasıyla yeterince meşgul olan Francis Kurkdjian ile yapılmış söyleşiden kısa alıntı yaptım. Tabii anlaşılacağı üzere söyleşinin konusu Le Male'ydi. Yirmili yaşlarının ortalarında tasarladığı Le Male'in, dünya parfüm tarihinin en ikonik eserleri arasına gireceğini muhtemelen kendisi de beklemiyordu. Neredeyse yirmi yıldır, onun garip sayılabilecek şişesinin içindeki sıvısı, erkeklerin en çok tercih ettiği parfümler arasına girdi. Yine uzun uzun anlatmaya gerek görmediğim kült klasikle beraberdim bir süredir: Le Male.

Uzun zaman önce kullanmış ve çok sevmiştim Le Male'yi. Hatta bana vanilyalı parfümleri sevdiren isimdi. Şimdi yeniden kullanıp, fikirlerimin hangi yönde değiştiğini görmek istiyorum. Jean Paul Gaultier'in kullanışsız internet sitesinde neredeyse hiç bilgi yok parfümlerle ilgili. Le Male için sadece bir görselde şu üç notaya vurgu yapılmış: Nane, lavanta ve vanilya.

Le Male'in başlangıcı kremsi vanilya eşliğinde ferah sayılabilecek naneyle gerçekleşiyor. Naneyi pek sevemiyorum parfümlerde. Buradaki kullanımını kendime yakın bulamasam da vanilyanın verdiği yumuşak tatlılıkla tahammül edilebilir hale geliyor. Orta bölümde nane gidiyor ve yerine yumuşak sıcak baharatlar geliyor. Tarçın ve kakule olabilir. Çok baskın değil baharatlar. Vanilyanın egemenliği altındalar. Son bölümde artık tamamen bir vanilya kokusuna dönüşüyor. Misk, hissedilir oranda eşlik ediyor buyurgan vanilyaya. Kapanışı en sevdiğim yeri oluyor.


"Parfüm Merakı bir notayı unuttun: Lavanta" dediğinizi duyar gibiyim. Bizzat parfümün tasarımcısının bahsettiği lavantayı özellikle yazmadım detaylı nota analizine. Çünkü lavanta ve vanilya, parfümün sonları dışında, her evresinde beraberler. Tabii lavantadan ziyade, parfümün oyun kurucusu vanilya. Kremsi, sütsü, misksi, neredeyse hindistan cevizimsi, lezzetli harika vanilya, Le Male'in özünü oluşturuyor. Fazlaca şekerli olmayan ama yine de tatlılık barındıran vanilya, başlangıç dahil sürekli kendisini size cömertçe sunuyor.

Lavanta ve vanilya. Bu iki başat notanın beraber kullanıldığı en ünlü parfümün Caron Pour un Homme olduğu bizim için sır değil. Caron'un bu önemli klasiği ile Le Male'deki vanilya-lavanta kullanımının benzer yanları var mı peki? Çok olmasa da azıcık bir esinlenme var sanki Le Male'de. Gerçi Caron Pour un Homme'da lavanta, vanilyadan çok daha baskın. Le Male'de ise tam tersi. Caron Pour un Homme bana göre lavanta parfümüyken, Le Male vanilya kokusu. Lavanta ve vanilya demişken aklıma Rochas Man gelmesin mi? Geldi ama Rochas Man daha çikolatamsı kokuyor. Yani Le Male ile büyük benzerlik taşımıyor.

Evet vanilya burada çok erkeksi ve sert değil. Gayet yumuşak ve neredeyse dişil. Ama lavanta ve naneyle birleşince yeterli derecede erkeksi. O garip bir zıtlığın üzerine konumlanmış sanki. Lavantanın ve baharatların, vanilyaya boyun eğmelerini tenimde izlemek zevkti benim için. Ondaki iştah açıcı vanilyayı, mümkün olsa yiyesim bile geliyor. Bana göre hala en cazibeli, en kışkırtıcı ve en güzel vanilya parfümlerinden birisi Le Male. Zaten bazı kadınların bile kullandıklarını söyledikleri Le Male, karşı cinsin ilgisini çekmek anlamında gayet başarılı. Bu durumda onun çok erkeksi kokmadığını tespit etmek gerekiyor.


Lafı uzatıyor olabilirim. Demek istediğim şu ki Le Male, ilk çıktığı zamanlarda benzersiz bir eserdi. Evet çok detaylı ve derin değil. Basit ve tek düze ama daha önce hiçbir parfüme benzememesi onu kolaylıkla 1995 yılının sanat eseri yapmaya yetiyor. Zaten o tarihten sonra, Le Male'in başarısını örnek alıp ve hatta kopyalayıp, pazardan pay kapmaya çalışan rakipleri bile oldu ama nafile. Çünkü Le Male, olanca basit kokusuyla, parfümler tarihine imzasını atmıştı.

Onun, muhtemelen dünyada en çok taklidi yapılan 3-4 parfümden birisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Açık/benzer kokular üreten firmaların hala Le Male taklidi parfümlerini satmaları da tesadüf olamaz. Aradan geçen yirmi yılın ardından çok satanlar listesinin üstlerinde olması da gayet anlaşılabilir. Her yıl ne kadar yeni parfüm piyasaya çıkarsa çıksın, Le Male bu durumdan pek etkilenmiyor anlaşılan. O, hala dünyanın en çok satan ve sevilen erkek parfümlerinden birisi. Ve önümüzdeki yıllarda da bu durum değişeceğe benzemiyor.

Kısaca ve son olarak Le Male'in tanıtım kampanyalarından bahsedeyim. Le Male'in neredeyse bir çok tanıtım görselinde, güçlü-kaslı erkekler ve yarı çıplak denizciler görülüyor. Burada parfümün geri planda erkek eşcinselliğini çağrıştırdığını iddia edenler var. Hatta o kaslı erkek figürlerini Tom of Finland'daki çizimlere benzetenler mevcut. Şöyle söyleyeyim denizci temasını, Jean Paul Gaultier, sadece Le Male parfümünde değil, bir çok kıyafetinde de kullanıyor denizciliği hatırlatan ögeleri. O yeşil çizgili tema, bir anlamda Gaultier'in ve markanın imzası olmuş durumda. Nasıl ki Burberry'nin kareli teması zihinlere kazındıysa, Jean Paul Gaultier için denizci çizgili desen önemli. Yani buradan gizli bir eşcinsellik çıkartmak fazlasıyla zorlama olur. Diğer konu ise güçlü-kaslı erkek figürleri. Le Male'in tanıtım görselleri bu anlamda Etat Libre d'Orange'ın Tom of Finland'ını anımsatıyor. Fakat bu durum, o parfümleri eşcinsellerin seveceği ve kullanacağı sonucuna götüremez. Fazlasıyla yüzeysel kaçacaktır böylesine yorumlar.


Luca Turin'in kitabında Le Male pudralı lavanta olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden üç puan almış. EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı yeterli. Fark edilirliği yüksek olmadı tenimde. Eskiden çok daha dolgun olduğunu hatırladığım Le Male'in küçük çaplı reformülasyon geçirdiğini düşünmek yanlış olmaz. Erkek parfümü olarak sunulmasına rağmen kadınlar rahatlıkla kullanabilir. Yaş olaraksa yirmi beş ve üzerindeki arkadaşlara öneririm. Sonbahar-kış mevsiminde kullanmanın iyi sonuç vereceğini düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/7.5

22 Kasım 2015 Pazar

Jean Paul Gaultier – Le Male (1995)

“Le Male’in kokusunun tasarımında şu tema öne çıkmıştı: “Temiz ter”. Onun kokusunda kirlilik bulunmayacaktı. Le Male’in ilhamı,1950’li yıllardaki erkek berberlerine dayanıyor. O zamanki erkek parfümlerinde ana nota lavanta olduğu için, Le Male’de de lavantayı kullandık. Onun kokusu 1950’li ve 60’lı yıllarda bakımına özen gösteren, züppe erkekleri anımsatır.Le Male’in başarısını şunlara bağlıyorum: Doğru zaman, doğru şişe-kutu, doğru isim ve doğru tasarımcı. Eğer Le Male, 1995’in yirmi yıl öncesinde ya da yirmi yıl sonrasında ortaya çıksaydı başarılı olamazdı.

Vanilya merkezli bir parfüm olması sebebiyle, tasarım anlamında zorlanmadım. Eğer benden vanilya yerine karmaşık bir çiçek kokusu istenseydi, bu kadar başarılı olamayabilirdim. Çünkü kompleks çiçeksi parfümleri yaratmak zordur. Vanilya notası ise tasarımdaki birçok hatayı örter.”

 

Bu aralar kendi markasıyla yeterince meşgul olan Francis Kurkdjian ile yapılmış söyleşiden kısa alıntı yaptım. Tabii anlaşılacağı üzere söyleşinin konusu Le Male’ydi. Yirmili yaşlarının ortalarında tasarladığı Le Male’in, dünya parfüm tarihinin en ikonik eserleri arasına gireceğini muhtemelen kendisi de beklemiyordu. Neredeyse yirmi yıldır, onun garip sayılabilecek şişesinin içindeki sıvısı, erkeklerin en çok tercih ettiği parfümler arasına girdi. Yine uzun uzun anlatmaya gerek görmediğim kült klasikle beraberdim bir süredir: Le Male.

Uzun zaman önce kullanmış ve çok sevmiştim Le Male’yi. Hatta bana vanilyalı parfümleri sevdiren isimdi. Şimdi yeniden kullanıp, fikirlerimin hangi yönde değiştiğini görmek istiyorum. Jean Paul Gaultier’in kullanışsız internet sitesinde neredeyse hiç bilgi yok parfümlerle ilgili. Le Male için sadece bir görselde şu üç notaya vurgu yapılmış: Nane, lavanta ve vanilya.

Le Male’in başlangıcı kremsi vanilya eşliğinde ferah sayılabilecek naneyle gerçekleşiyor. Naneyi pek sevemiyorum parfümlerde. Buradaki kullanımını kendime yakın bulamasam da vanilyanın verdiği yumuşak tatlılıkla tahammül edilebilir hale geliyor. Orta bölümde nane gidiyor ve yerine yumuşak sıcak baharatlar geliyor. Tarçın ve kakule olabilir. Çok baskın değil baharatlar. Vanilyanın egemenliği altındalar. Son bölümde artık tamamen bir vanilya kokusuna dönüşüyor. Misk, hissedilir oranda eşlik ediyor buyurgan vanilyaya. Kapanışı en sevdiğim yeri oluyor.

 

“Parfüm Merakı bir notayı unuttun: Lavanta” dediğinizi duyar gibiyim. Bizzat parfümün tasarımcısının bahsettiği lavantayı özellikle yazmadım detaylı nota analizine. Çünkü lavanta ve vanilya, parfümün sonları dışında, her evresinde beraberler. Tabii lavantadan ziyade, parfümün oyun kurucusu vanilya. Kremsi, sütsü, misksi, neredeyse hindistan cevizimsi, lezzetli harika vanilya, Le Male’in özünü oluşturuyor. Fazlaca şekerli olmayan ama yine de tatlılık barındıran vanilya, başlangıç dahil sürekli kendisini size cömertçe sunuyor.

Lavanta ve vanilya. Bu iki başat notanın beraber kullanıldığı en ünlü parfümün Caron Pour un Homme olduğu bizim için sır değil. Caron’un bu önemli klasiği ile Le Male’deki vanilya-lavanta kullanımının benzer yanları var mı peki? Çok olmasa da azıcık bir esinlenme var sanki Le Male’de. Gerçi Caron Pour un Homme’da lavanta, vanilyadan çok daha baskın. Le Male’de ise tam tersi. Caron Pour un Homme bana göre lavanta parfümüyken, Le Male vanilya kokusu. Lavanta ve vanilya demişken aklıma Rochas Man gelmesin mi? Geldi ama Rochas Man daha çikolatamsı kokuyor. Yani Le Male ile büyük benzerlik taşımıyor.

Evet vanilya burada çok erkeksi ve sert değil. Gayet yumuşak ve neredeyse dişil. Ama lavanta ve naneyle birleşince yeterli derecede erkeksi. O garip bir zıtlığın üzerine konumlanmış sanki. Lavantanın ve baharatların, vanilyaya boyun eğmelerini tenimde izlemek zevkti benim için. Ondaki iştah açıcı vanilyayı, mümkün olsa yiyesim bile geliyor. Bana göre hala en cazibeli, en kışkırtıcı ve en güzel vanilya parfümlerinden birisi Le Male. Zaten bazı kadınların bile kullandıklarını söyledikleri Le Male, karşı cinsin ilgisini çekmek anlamında gayet başarılı. Bu durumda onun çok erkeksi kokmadığını tespit etmek gerekiyor.

 

Lafı uzatıyor olabilirim. Demek istediğim şu ki Le Male, ilk çıktığı zamanlarda benzersiz bir eserdi. Evet çok detaylı ve derin değil. Basit ve tek düze ama daha önce hiçbir parfüme benzememesi onu kolaylıkla 1995 yılının sanat eseri yapmaya yetiyor. Zaten o tarihten sonra, Le Male’in başarısını örnek alıp ve hatta kopyalayıp, pazardan pay kapmaya çalışan rakipleri bile oldu ama nafile. Çünkü Le Male, olanca basit kokusuyla, parfümler tarihine imzasını atmıştı.

Onun, muhtemelen dünyada en çok taklidi yapılan 3-4 parfümden birisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Açık/benzer kokular üreten firmaların hala Le Male taklidi parfümlerini satmaları da tesadüf olamaz. Aradan geçen yirmi yılın ardından çok satanlar listesinin üstlerinde olması da gayet anlaşılabilir. Her yıl ne kadar yeni parfüm piyasaya çıkarsa çıksın, Le Male bu durumdan pek etkilenmiyor anlaşılan. O, hala dünyanın en çok satan ve sevilen erkek parfümlerinden birisi. Ve önümüzdeki yıllarda da bu durum değişeceğe benzemiyor.

Kısaca ve son olarak Le Male’in tanıtım kampanyalarından bahsedeyim. Le Male’in neredeyse bir çok tanıtım görselinde, güçlü-kaslı erkekler ve yarı çıplak denizciler görülüyor. Burada parfümün geri planda erkek eşcinselliğini çağrıştırdığını iddia edenler var. Hatta o kaslı erkek figürlerini Tom of Finland’daki çizimlere benzetenler mevcut. Şöyle söyleyeyim denizci temasını, Jean Paul Gaultier, sadece Le Male parfümünde değil, bir çok kıyafetinde de kullanıyor denizciliği hatırlatan ögeleri. O yeşil çizgili tema, bir anlamda Gaultier’in ve markanın imzası olmuş durumda. Nasıl ki Burberry’nin kareli teması zihinlere kazındıysa, Jean Paul Gaultier için denizci çizgili desen önemli. Yani buradan gizli bir eşcinsellik çıkartmak fazlasıyla zorlama olur. Diğer konu ise güçlü-kaslı erkek figürleri. Le Male’in tanıtım görselleri bu anlamda Etat Libre d’Orange’ın Tom of Finland’ını anımsatıyor. Fakat bu durum, o parfümleri eşcinsellerin seveceği ve kullanacağı sonucuna götüremez. Fazlasıyla yüzeysel kaçacaktır böylesine yorumlar.

 

Luca Turin’in kitabında Le Male pudralı lavanta olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden üç puan almış. EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı yeterli. Fark edilirliği yüksek olmadı tenimde. Eskiden çok daha dolgun olduğunu hatırladığım Le Male’in küçük çaplı reformülasyon geçirdiğini düşünmek yanlış olmaz. Erkek parfümü olarak sunulmasına rağmen kadınlar rahatlıkla kullanabilir. Yaş olaraksa yirmi beş ve üzerindeki arkadaşlara öneririm. Sonbahar-kış mevsiminde kullanmanın iyi sonuç vereceğini düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/7.5

19 Kasım 2015 Perşembe

Parfums de Marly – Godolphin (2011)


Parfums de Marly – Godolphin (2011)

1724 yılları. Yemen'deyiz. Günümüzün modern safkan atlarının en ünlüsü ve belki de atalarından biriydi Godolphin Arabian isimli tay. Daha bilinen ismiyle Godolphin Barb'ın doğum yeri, Yemen'de bulunan Aden körfezi civarıydı. Godolphin atı, 14.3'lük ayak yüksekliği ve topuklarındaki hafif beyazlıkla diğer taylardan ayrılıyordu. O zamanlardaki Yemen'in önemli ihracat kalemlerinden (Suriye'den Tunus'a kadar) birisini oluşturuyordu bu safkan atlar. Hatta dönemin Fransa Kralı'na da Tunus'tan dört adet safkan Arap atı hediye edilmişti.

Paris'e getirilen bu dört attan birisini zamanla İngiliz Edward Coke satın aldı ve onu İngiltere'ye götürdü. İşte ünlü Godolphin atı, 1753 yılında, 29 yaşında ölümüne kadar İngiltere'de yaşadı. Godolphin'in ölümünden sonra, onun soyundan gelen safkan atlar, modern yarış atlarının en önemli ailesini oluşturdu. Onlarca yarış kazanan bu müthiş atlar, 2011 yılında niş parfüm evi Parfums de Marly'e ilham oldu. Bu markanın kullandığım ilk parfümü Herod, yine ünlü bir attan ilhamını almıştı. Şimdi Parfums de Marly'nin ikinci parfümünü kullanıyorum. Bu sefer Godolphin'le birlikteydim bir süredir.


Kendi sitelerinde erkeksi, benzersiz, sofistike yönüne vurgu yapılmış Godolphin'in. Karmaşık ve derin aromasından, güçlü cazibesinden, rafine yapısından bahsedilmiş. Parfümün başlangıcı erkeksi safranla gerçekleşiyor. Safrana aromatik otlardan kekik eşlik ediyor ama çok gerilerde. Üst notalarda azıcık da kuru meyveler var fakat safran baskın. Başlangıcı pek bana göre değil. Orta kısmında safran geri çekilirken, onun yerine deri bütün gücüyle ortaya çıkıyor. Buradaki deri hafif yağlı ve çok tatlı değil. Deriye eşlik eden safran hala hissediliyor. Orta kısmı, başlangıcına göre daha sevilebilir buldum. Geleyim kapanışa. Deri, alt notalarda var ama etkisi az. Safran neyse ki ortalarda yok. Kapanışta harika vetiver ve azıcık tütsü algılıyorum. Parfümün en sevdiğim yeri oluyor sonları.

Godolphin, bana göre acımsı/buruk/yağlı bir deri parfümü. Nasıl anlatsam yeni alınmış kösele ayakkabı ya da deri montlar gibi kokuyor. Deri, baskın ve neredeyse diğer notaları eziyor. Derinin en önemli arkadaşı safran denebilir. Çoğu kişi meyvelerden bahsetse de bence öne çıkamıyor meyveler.

Şu haliyle gerçekçi deri kokusu Godolphin. Evet bu parfüm için anahtar kelimeler şunlar olmalı: "Gerçekçi deri." Doğallık ve gerçekçilik anlamında müthiş bir örnek Godolphin. Buradaki deri ne plastiğimsi, ne şekerli, ne de hayvansal. Eğer "saf ve pürüzsüz" deri parfümü arıyorsanız, olabilecek en iyi eserlerden birisiyle karşı karşıyayız. Bu konuda mütevazi değil Parfums de Marly.


Amma geleyim benim açıma. Şimdi Godolphin, safran-deri birlikteliğinin en sağlam örneklerinden birisi. Fakat kullanılabilir mi? Yani derinin bu kadar acı, gerçekçi ve neredeyse sert verilmesi, kullanım açısından sorun oluşturuyor. Şunu demek istiyorum ki kim yeni deri kemer gibi kokmak ister? Muhakkak vardır böyle arkadaşlar fakat yine de deri gibi zor temanın, başka aromatik notalarla yumuşatılması daha mantıklı. Yoksa sonuç fazlasıyla acımsı ve rahatsız edici olabiliyor.

Godolphin, çok rahatsız edici olmasa da benim için konforlu ve harika deri parfümü değil. Özellikle safranla birleşen deriyi pek kendime yakın bulamadım. Zaten safranı bir türlü sevemiyorum parfümlerde. Bu durumum, Godolphin için de değişmiyor. Evet yüksek kaliteli ama kullanım anlamında biraz sorunlu. En azından benim için böyle.

Şimdi geleyim en tartışılan konuya. Godolphin, çoğu kullanıcı tarafından Tom Ford'un ünlü parfümü Tuscan Leather'a benzetilmiş. Kimisi bunu olumlu anlamda değerlendirmiş kimisi ise eleştirmiş. Tabii bir niş markanın böylesine popüler parfümü taklit etmesi hoş olmaz. Gördüğüm kadarıyla Godolphin, bariz şekilde Tuscan Leather'a benziyor. Hatta tesadüf olamayacak kadar andırıyor. Yani Parfums de Marly'nin, Tom Ford'dan küçük çaplı konsept araklaması yaptığı söylenebilir. Peki bu durum yanlış mı? Bence değil. İnsan insana, parfüm parfüme benzeyebilir. Hatta bana göre Godolphin, Tuscan Leather'a göre daha kullanılabilir. Yani ikisi arasında seçim yapacak olsam, az farkla Godolphin'i seçerdim. Amma bir niş markadan taklit konsept değil, daha yaratıcı olmasını beklemek hakkımız. Çünkü şişesi 150 Euro'ya satılan markadan bahsediyoruz. Bu anlamda Parfums de Marly'e ufak bir sitem edebiliriz ama abartılı şekilde eleştirmenin anlamı yok.


Godolphin'i, çok fazla popüler olmayan ve pek işe imza atmamış burunlardan Michele Saramito tasarlamış. Kalıcılığı kıyafet üzerinde gayet iyi. Fark edilirliği yüksek değil, biraz çekingen kalıyor. Kimi yerlerde uniseks olarak sunulsa da erkek kullanımına daha yakın olduğunu söylemem gerekiyor. Kadın kullanımı için pek uygun görünmüyor. Tam bir sonbahar hatta soğuk kış parfümü. Genç arkadaşlara tavsiye etmem Godolphin’i. Biraz daha üst yaş guruplarına ve koku deneyimi olan arkadaşlara önerebilirim. Resmi giyime, takım elbiseye ve özel zamanlara uyacağını düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/7

18 Kasım 2015 Çarşamba

Parfums de Marly – Godolphin (2011)

1724 yılları. Yemen’deyiz. Günümüzün modern safkan atlarının en ünlüsü ve belki de atalarından biriydi Godolphin Arabian isimli tay. Daha bilinen ismiyle Godolphin Barb’ın doğum yeri, Yemen’de bulunan Aden körfezi civarıydı. Godolphin atı, 14.3’lük ayak yüksekliği ve topuklarındaki hafif beyazlıkla diğer taylardan ayrılıyordu. O zamanlardaki Yemen’in önemli ihracat kalemlerinden (Suriye’den Tunus’a kadar) birisini oluşturuyordu bu safkan atlar. Hatta dönemin Fransa Kralı’na da Tunus’tan dört adet safkan Arap atı hediye edilmişti.

Paris’e getirilen bu dört attan birisini zamanla İngiliz Edward Coke satın aldı ve onu İngiltere’ye götürdü. İşte ünlü Godolphin atı, 1753 yılında, 29 yaşında ölümüne kadar İngiltere’de yaşadı. Godolphin’in ölümünden sonra, onun soyundan gelen safkan atlar, modern yarış atlarının en önemli ailesini oluşturdu. Onlarca yarış kazanan bu müthiş atlar, 2011 yılında niş parfüm evi Parfums de Marly’e ilham oldu. Bu markanın kullandığım ilk parfümü Herod, yine ünlü bir attan ilhamını almıştı. Şimdi Parfums de Marly’nin ikinci parfümünü kullanıyorum. Bu sefer Godolphin’le birlikteydim bir süredir.

 

Kendi sitelerinde erkeksi, benzersiz, sofistike yönüne vurgu yapılmış Godolphin’in. Karmaşık ve derin aromasından, güçlü cazibesinden, rafine yapısından bahsedilmiş. Parfümün başlangıcı erkeksi safranla gerçekleşiyor. Safrana aromatik otlardan kekik eşlik ediyor ama çok gerilerde. Üst notalarda azıcık da kuru meyveler var fakat safran baskın. Başlangıcı pek bana göre değil. Orta kısmında safran geri çekilirken, onun yerine deri bütün gücüyle ortaya çıkıyor. Buradaki deri hafif yağlı ve çok tatlı değil. Deriye eşlik eden safran hala hissediliyor. Orta kısmı, başlangıcına göre daha sevilebilir buldum. Geleyim kapanışa. Deri, alt notalarda var ama etkisi az. Safran neyse ki ortalarda yok. Kapanışta harika vetiver ve azıcık tütsü algılıyorum. Parfümün en sevdiğim yeri oluyor sonları.

Godolphin, bana göre acımsı/buruk/yağlı bir deri parfümü. Nasıl anlatsam yeni alınmış kösele ayakkabı ya da deri montlar gibi kokuyor. Deri, baskın ve neredeyse diğer notaları eziyor. Derinin en önemli arkadaşı safran denebilir. Çoğu kişi meyvelerden bahsetse de bence öne çıkamıyor meyveler.

Şu haliyle gerçekçi deri kokusu Godolphin. Evet bu parfüm için anahtar kelimeler şunlar olmalı: “Gerçekçi deri.” Doğallık ve gerçekçilik anlamında müthiş bir örnek Godolphin. Buradaki deri ne plastiğimsi, ne şekerli, ne de hayvansal. Eğer “saf ve pürüzsüz” deri parfümü arıyorsanız, olabilecek en iyi eserlerden birisiyle karşı karşıyayız. Bu konuda mütevazi değil Parfums de Marly.

 

Amma geleyim benim açıma. Şimdi Godolphin, safran-deri birlikteliğinin en sağlam örneklerinden birisi. Fakat kullanılabilir mi? Yani derinin bu kadar acı, gerçekçi ve neredeyse sert verilmesi, kullanım açısından sorun oluşturuyor. Şunu demek istiyorum ki kim yeni deri kemer gibi kokmak ister? Muhakkak vardır böyle arkadaşlar fakat yine de deri gibi zor temanın, başka aromatik notalarla yumuşatılması daha mantıklı. Yoksa sonuç fazlasıyla acımsı ve rahatsız edici olabiliyor.

Godolphin, çok rahatsız edici olmasa da benim için konforlu ve harika deri parfümü değil. Özellikle safranla birleşen deriyi pek kendime yakın bulamadım. Zaten safranı bir türlü sevemiyorum parfümlerde. Bu durumum, Godolphin için de değişmiyor. Evet yüksek kaliteli ama kullanım anlamında biraz sorunlu. En azından benim için böyle.

Şimdi geleyim en tartışılan konuya. Godolphin, çoğu kullanıcı tarafından Tom Ford’un ünlü parfümü Tuscan Leather’a benzetilmiş. Kimisi bunu olumlu anlamda değerlendirmiş kimisi ise eleştirmiş. Tabii bir niş markanın böylesine popüler parfümü taklit etmesi hoş olmaz. Gördüğüm kadarıyla Godolphin, bariz şekilde Tuscan Leather’a benziyor. Hatta tesadüf olamayacak kadar andırıyor. Yani Parfums de Marly’nin, Tom Ford’dan küçük çaplı konsept araklaması yaptığı söylenebilir. Peki bu durum yanlış mı? Bence değil. İnsan insana, parfüm parfüme benzeyebilir. Hatta bana göre Godolphin, Tuscan Leather’a göre daha kullanılabilir. Yani ikisi arasında seçim yapacak olsam, az farkla Godolphin’i seçerdim. Amma bir niş markadan taklit konsept değil, daha yaratıcı olmasını beklemek hakkımız. Çünkü şişesi 150 Euro’ya satılan markadan bahsediyoruz. Bu anlamda Parfums de Marly’e ufak bir sitem edebiliriz ama abartılı şekilde eleştirmenin anlamı yok.

 

Godolphin’i, çok fazla popüler olmayan ve pek işe imza atmamış burunlardan Michele Saramito tasarlamış. Kalıcılığı kıyafet üzerinde gayet iyi. Fark edilirliği yüksek değil, biraz çekingen kalıyor. Kimi yerlerde uniseks olarak sunulsa da erkek kullanımına daha yakın olduğunu söylemem gerekiyor. Kadın kullanımı için pek uygun görünmüyor. Tam bir sonbahar hatta soğuk kış parfümü. Genç arkadaşlara tavsiye etmem Godolphin’i. Biraz daha üst yaş guruplarına ve koku deneyimi olan arkadaşlara önerebilirim. Resmi giyime, takım elbiseye ve özel zamanlara uyacağını düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/7

15 Kasım 2015 Pazar

Burberry – Weekend For Women (1997)


Burberry – Weekend For Women (1997)

Tamamen tesadüf eseri ve hatta paşa gönlümün sonucu olarak son bir ay içinde ikinci Burberry kadın parfümüne el atmış durumdayım. Biraz tersten gittiğimin farkındayım. Genellikle bir markanın eski tarihli parfümleri kullanılır ve sonrasında yeni tarihli kokuları incelenir. Ben daha çok damdan düşer gibi önce markaların yeni parfümlerini kullanıyorum ve sonra eski işlerine göz atıyorum. Metodolojik anlamda yanlış olduğunu düşünsem de benim blogum benim kararım :)

Weekend parfümleri, Burberry’nin 1997 yılında piyasaya sürdüğü iki arkadaş. Aynı yıl hem erkeği hem de kadın versiyonu çıkarılarak, iki iş yapmak istememiş anlaşılan Burberry. Aslına bakılırsa Burberry parfüm koleksiyonunun eski üyelerinden sayılır Weekend’ler. İlgimi çeken ise Weekend parfümlerinin hiç devam kokuları çıkarılmamış. Oysa Brit, Body, My Burberry gibi parfümlerinin bir sürü devam kokusu var. Weekend’ler bu anlamda çok yalnız kalmışlar. Yanlış anlamayın, üzüldüğümden değil ama öksüz mü bu arkadaşlar?

Makara yapmayı bırakıp, artık parfüme geçeyim. Weekend For Women, çiçeksi-meyveli kadın parfümü olarak düşünülebilir. Bir satış sitesinde şöyle tanıtım yazısına denk geldim: “Çiçeksi, aromatik Burberry kadınının tarzını yansıtan bu özel koku hızlı hayat tarzı içinde modern kadının hayatına özel bir mola sunuyor. Eşsiz ve şık koku sizi ve karakterinizi yansıtırken zarafetinizi açığa çıkarıyor.”


Weekend For Women’in açılışı çiçeklerle gerçekleşiyor. Daha ilk saniyelerde kadınsı tarafı öne çıkıyor. Acaba çiçekler ne olabilir? Her şey olabilir. Beyaz sabunsu çiçeklere sahip üst notalar. Resmi olarak açıklanan üst notalarında muhabbet çiçeği var ki ne ismini duydum ne kokusunu biliyorum. Belki ondan geliyordur başlangıçtaki çiçeksi hissiyat. Orta kısımda kokuda pek değişim yok. Tatlı, sabunsu beyaz çiçekler başlangıçtaki gibi ferah değil daha kuru. Orta bölümü de çok sevdiğimi söyleyemem. Son bölümde çok şaşıracaksınız çünkü değişen bir şey yok! Aynı çiçeksi-meyveli yapı, baştan sona etkin.

Weekend For Women, ferah meyveli sayılabilecek vasat çiçeksi bir kokuya sahip. Nasıl desem biraz “anne parfümü” gibi. Sabunsu ya da pudralı egzotik çiçeklerin ve tatlımsı feminen meyvelerin destek verdiği ana yapı benzersiz ya da şaşırtıcı değil. Gayet risksiz, temiz kokan, kimi zaman bazı kadın deodorantlarını hatırlatan kokusuyla, benim için üzerinde pek durulacak bir parfüm değil.

Değerli arkadaşlar. Şunu bilesiniz ki Burberry’nin parfümlerine karşı özel bir gıcıklığım yok. Hatta London For Men’i çok severim. Fakat Weekend For Women, ne kadar sıradan, ne kadar basit ve ne kadar sıkıcı böyle. Marketlerde satılan ucuz markaların parfümlerini andırıyor. Onun gibi kokan milyonlarca (evet biraz abartıyorum) kadın parfümü bulunabilir. Ha amaç buysa ve nispeten uygun fiyatlara satıldığını düşündüğümüzde, onun başarılı olduğunu düşünmek yanlış olmaz.


Sonuç olarak onun hakkında daha fazla söyleyebileceğim şey yok. Ben almam, alana da mani olmam. Parfümün tasarımını ünlü burunlardan Nathalie Lorson yapmış. Eau de Parfum (EDP) formunda. İlkbahar-yaz kullanımı için daha uygun. Günlük kullanım için de düşünülebilir.

Koku Güzelliği: 10/5

Burberry – Weekend For Women (1997)

Tamamen tesadüf eseri ve hatta paşa gönlümün sonucu olarak son bir ay içinde ikinci Burberry kadın parfümüne el atmış durumdayım. Biraz tersten gittiğimin farkındayım. Genellikle bir markanın eski tarihli parfümleri kullanılır ve sonrasında yeni tarihli kokuları incelenir. Ben daha çok damdan düşer gibi önce markaların yeni parfümlerini kullanıyorum ve sonra eski işlerine göz atıyorum. Metodolojik anlamda yanlış olduğunu düşünsem de benim blogum benim kararım.

Weekend parfümleri, Burberry’nin 1997 yılında piyasaya sürdüğü iki arkadaş. Aynı yıl hem erkeği hem de kadın versiyonu çıkarılarak, iki iş yapmak istememiş anlaşılan Burberry. Aslına bakılırsa Burberry parfüm koleksiyonunun eski üyelerinden sayılır Weekend’ler. İlgimi çeken ise Weekend parfümlerinin hiç devam kokuları çıkarılmamış. Oysa Brit, Body, My Burberry gibi parfümlerinin bir sürü devam kokusu var. Weekend’ler bu anlamda çok yalnız kalmışlar. Yanlış anlamayın, üzüldüğümden değil ama öksüz mü bu arkadaşlar?

Makara yapmayı bırakıp, artık parfüme geçeyim. Weekend For Women, çiçeksi-meyveli kadın parfümü olarak düşünülebilir. Bir satış sitesinde şöyle tanıtım yazısına denk geldim: “Çiçeksi, aromatik Burberry kadınının tarzını yansıtan bu özel koku hızlı hayat tarzı içinde modern kadının hayatına özel bir mola sunuyor. Eşsiz ve şık koku sizi ve karakterinizi yansıtırken zarafetinizi açığa çıkarıyor.”

 

Weekend For Women’in açılışı çiçeklerle gerçekleşiyor. Daha ilk saniyelerde kadınsı tarafı öne çıkıyor. Acaba çiçekler ne olabilir? Her şey olabilir. Beyaz sabunsu çiçeklere sahip üst notalar. Resmi olarak açıklanan üst notalarında muhabbet çiçeği var ki ne ismini duydum ne kokusunu biliyorum. Belki ondan geliyordur başlangıçtaki çiçeksi hissiyat. Orta kısımda kokuda pek değişim yok. Tatlı, sabunsu beyaz çiçekler başlangıçtaki gibi ferah değil daha kuru. Orta bölümü de çok sevdiğimi söyleyemem. Son bölümde çok şaşıracaksınız çünkü değişen bir şey yok! Aynı çiçeksi-meyveli yapı, baştan sona etkin.

Weekend For Women, ferah meyveli sayılabilecek vasat çiçeksi bir kokuya sahip. Nasıl desem biraz “anne parfümü” gibi. Sabunsu ya da pudralı egzotik çiçeklerin ve tatlımsı feminen meyvelerin destek verdiği ana yapı benzersiz ya da şaşırtıcı değil. Gayet risksiz, temiz kokan, kimi zaman bazı kadın deodorantlarını hatırlatan kokusuyla, benim için üzerinde pek durulacak bir parfüm değil.

Değerli arkadaşlar. Şunu bilesiniz ki Burberry’nin parfümlerine karşı özel bir gıcıklığım yok. Hatta London For Men’i çok severim. Fakat Weekend For Women, ne kadar sıradan, ne kadar basit ve ne kadar sıkıcı böyle. Marketlerde satılan ucuz markaların parfümlerini andırıyor. Onun gibi kokan milyonlarca (evet biraz abartıyorum) kadın parfümü bulunabilir. Ha amaç buysa ve nispeten uygun fiyatlara satıldığını düşündüğümüzde, onun başarılı olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

 

Sonuç olarak onun hakkında daha fazla söyleyebileceğim şey yok. Ben almam, alana da mani olmam. Parfümün tasarımını ünlü burunlardan Nathalie Lorson yapmış. Eau de Parfum (EDP) formunda. İlkbahar-yaz kullanımı için daha uygun. Günlük kullanım için de düşünülebilir.

Koku Güzelliği: 10/5

13 Kasım 2015 Cuma

Creed – Royal Mayfair (2015)


Creed – Royal Mayfair (2015)

1930'lu yıllarda İngiliz emperyalizminin doruk zamanlarında tahta çıkmıştı kral 8. Edward. Ocak 1936’da, Avrupa'nın çok gergin olduğu dönemde 8. Edward, İngiliz monarşisinin en tepesi çıkmayı başarmıştı fakat 8. Edward'ın taht macerası bir yıl bile sürmemişti. Aynı yılın Aralık ayında krallık tahtından feragat eden 8. Edward, duygusal veda bildirisinde, sevdiği kadın için tahtı bıraktığını söylemişti. Herkes bu romantik hikayeye inansa da Murat Bardakçı konunun böyle olmadığını anlatıyor bir yazısında. Kral 8. Edward'ın aşkı için değil, İngiliz hükümetinin baskıları sonucu tahtı bırakmak zorunda kaldığından bahsediyor.

Türkiye'ye gelip Mustafa Kemal Atatürk'ün de konuğu olan kral 8. Edward (Türkiye'ye gelen ilk İngiliz kralı olduğu söylenir) aynı zamanda İngiltere'nin Windsor Dükü unvanını taşıyordu. Ve Creed parfüm evi, kral 8. Edward'ın anısına, Windsor Dükü olmasına ithafen Windsor isimli parfümünü piyasaya sürmüştü 1936’da.


Creed'in bu önemli klasiği Windsor'un ilerleyen yıllarda üretimi bitirildi. Sadece 2009 yılında limitli olarak tekrardan piyasaya sürüldü. Ve kimsenin beklemediği bir hamle yaptı Creed. Markanın değerli klasiği Windsor'un yerine 2015 yılında Royal Mayfair'i piyasaya sürdü. Bu durumu Windsor’un isim ve formülasyon değişikliğine gidilerek, Royal Mayfair olarak yeniden canlandırılması ve vücut bulması operasyonu olarak düşünebiliriz sanırım. Creed’den gelen açıklamalarda bu yönde bilgi kırıntıları mevcut. İşte Creed'in en yeni ve iddialı parfümü Royal Mayfair'in kısaca öyküsü böyle.

Kendi sitelerinde Royal Mayfair'i yeşil/ferah olarak sınıflandırmışlar. Parfümün başlangıcı ferah ögelerle gerçekleşiyor. Nane, okaliptüs ve içki teması ilk saniyelerde öne çıkıyor. Parfümlerde pek rastlamadığımız okaliptüsün Body Kouros'ta karşımıza çıktığını hatırlayabiliriz. Gerçi orada çok tatlı kullanılmıştı. Burada daha naneli ve içkimsi verilmiş okaliptüs. Biraz farklı bir kokusu var okaliptüsün. Body Kouros'ta da kendime yakın bulmamıştım, Royal Mayfair'deki ferah verilişini de çok sevemedim. Yine de kötü ya da kalitesiz değil üst notalar. Sadece bana göre değil. Orta kısımda içki teması geri çekiliyor ve onun boşluğunu kadınsı olmayan ferah gül dolduruyor. Bu andan itibaren onun için naneli gül diyebilirim. Başlangıcı gibi orta bölümü de çok alışıldık değil fakat orta kısmını sevdim. Bence parfümün en güzel yeri sonları. Burada yumuşak ve ferah gülün etkisi devam ediyor. Alt notalarda odunsu nüanslar öne çıkıyor. Çam ağacı ve sedir, kapanışta etkili ve yetkili.

Royal Mayfair, hem bir yerlerden çok tanıdık geliyor hem de örneğine pek rastlanmayacak kombinasyona sahip. Parfüm, anlatması zor turunçgillerin (açıklanan notalarında misket limonu ve portakal var), dumansı içkinin (çoğu kişi cin diyor), nötr gülün (ne kadınsı ne erkeksi ferah gül) ve buruk odunsuların (sanki çam daha ön planda) benzersiz karışımından oluşuyor. Çoğu zaman üzerimden yayılan rayihanın, birçok basit kadın parfümüne benzediğini ama zaman zaman da yüksek kaliteli ve çarpıcı bir kokunun etkisi altında olduğumu hissediyorum. Sanırım Aventus'un zihnimde yarattığı kafa karışıklığı Royal Mayfair için de geçerli olacak.


Aventus ile Royal Mayfair'in benzer yönü yok. Aventus'u çoğu koku severin çok sevmesi ve kendisinde bir şeyler bulmasına şaşırıyorum. Aynı şeyin Royal Mayfair'de de yaşanabileceğini düşünüyorum. Çünkü bir yanıyla sıradan, tek düze ve derinliksiz Creed parfümü gibi davranan Royal Mayfair, başka tarafıyla da ara ara kendisini size gösteriyor ve oldukça çarpıcı hale geliveriyor. Sanırım Creed'in parfümleri bu sebepten popüler oluyor. Bir şekilde insanların koku hafızasında bir yerlere dokunmayı beceriyor Creed. Fakat o abartılı fiyat etiketlerini hak ediyor mu Creed parfümleri derseniz, işte o tartışmalı bir konu.

Royal Mayfair, kendi sitelerinde dedikleri gibi ferah, yeşil ve temiz kokan, içkimsi, dumansı, güllü odunsu bir parfüm. Ekstra olarak okaliptüs gibi köşeli ve tuhaf kokan bitkiye yer verilmiş. Onu keskin bir sınıflandırmaya tabi tutmak kolay değil. Kadifemsi ve neredeyse sabunsu kaliteye sahip ama baş yapıt olduğunu söylemek zor. Kimilerinin biraz kadınsı bulduğu Royal Mayfair, bence erkek kullanımına uyar. Zaten kaynaklarda uniseks olarak geçiyor.

Tarihi bir klasik olan Windsor'u hiç denemediğim için karşılaştırma yapamayacağım. Fakat Royal Mayfair, modern sayılabilecek kokuya sahip. Eski ve köhne kokmuyor. Yine de onun, genç kız/erkek parfümü olmadığını düşünüyorum. Canlı ve pozitif mesajlar veren yapısı var. Ilık bahar aylarında ve özellikle ilkbaharda kullanmak hoş olacaktır.


Royal Mayfair'i, Creed ailesinin altıncı neslini temsil eden Olivier Creed tasarlamış. Eau de Parfum (EDP) formunda. Kalıcılığı ortalama. Fark edilirliği biraz düşük. Creed parfümlerinin çok yüksek fiyatlara satıldığını düşündüğümüzde denemeden almanın iyi fikir olacağını düşünmüyorum.

Koku Güzelliği:10/6.5

9 Kasım 2015 Pazartesi

Chanel – Antaeus (1981)


Chanel – Antaeus (1981)

"Gaia ile Poseidon'un oğulları olan, yarı-dev Antaios, insana daha çok Grek-Berberi karışımı bir efsanenin kahramanı gibi görünüyor. Kaynaklara göre Libya'nın iç kesimlerinde yaşayan kral Antaios (Latinleştirilmiş hali Antaeus), gelip geçenlere güreşte meydan okuyor, güreşe tutuşup da tuş ettiği herkesi de acımadan öldürüyordu. Antaios hiç yenilmez ve öyle çok kişiyi altına alıp öldürür ki bunların kafataslarını Poseidon tapınağına çatı diye yığar. Antaios'un büyük sırrı, güreş esnasında toprakla, yani annesiyle olan temasını koruduğu sürece, Gaia'dan tükenmek bilmez bir enerji akışıyla beslenmesidir. Antaios'un ayakları bir kez yerden kesilecek olsa, bu hiç yenilmeyen dev, ancak herhangi bir insan kadar güçlü olacaktır. 11. görevini yerine getirmek üzere, Hesperidlerin efsanevi bahçesine doğru yola koyulan Herakles, yolu üzerinde Antaios ile karşılaşınca bu devle güreşmek zorunda kalır. Güreş sırasında çaresizce Antaios'u yenmeye gayret eden Herakles, bir yandan da onun neden hiç yorulmadığını çözmeye çalışır. Nihayet, doğru akıl yürütmeyle (bazı versiyonlarda tanrıça Athena'dan tüyo alarak) devin sırrına vakıf olur; onu havada tuttuğu bir sırada bir ayı kuvvetiyle sıkıp kaburga kemiklerini kırmak suretiyle öldürür. " (http://yunanmitolojisi.com/)

Yukarıdaki karmaşık ve bir o kadar da gerçeküstü hikayenin, Yunan Mitolojisi için sıradan olduğu söylenebilir. Onlarca Tanrı ve yarı tanrının, doğa üstü yaratıkların, dünyada şimdiye kadar görülmemiş ve duyulmamış canlıların hikayesidir çoğu zaman mitoloji. Yunan Mitolojisindeki Antaeus'un kısa öyküsünün anlatıldığı yunanmitolojisi.com, bu konuları merak edenler için fena kaynak değil.

Antaeus isimli mitolojik yaratığın isminin Chanel'in parfümüne verilmiş olması şaşırtıcı değil bizim için. Daha önce Xeryus ve Kouros gibi ismini mitolojiden alan kokulara rastlıyorduk parfümcülükte. Mitolojideki Antaeus figürüne, günümüzün popüler kültüründe de zaman zaman rastlıyoruz. Her ne kadar 1400'lü yıllarda kaleme alınmış olsa da Dante'nin İlahi Komedyası'nda Antaeus ismi Cehennem bölümünde geçer. Ayrıca Fas'ın Tangier isimli şehrinin Antaeus tarafından kurulduğu bile söylenir.


Tabii bizi, Antaeus'un mitolojik geri planından ziyade, parfümle olan ilişkisi ilgilendiriyor. Chanel'in 1981 yılında piyasa sürdüğü Antaeus, otuz beşinci yaşını kutlayacak yakında. Denebilir ki otuz dört yıldır, erkek parfümlerinin en sağlam ve iyi örneklerinden birisi olarak hala yerini koruyor. Dünya parfüm klasiklerinin muhtemelen en üst sıralarında yer alıyor Antaeus. Simsiyah ve gizemli şişesiyle, temsil ettiği erkeksi yanıyla ve güçlü karakteriyle, 1980'li yılların ideal maço erkeklerini işaret ediyor belki de.

Antaeus'u uzun zaman önce kullanmış ve hakkında birkaç şey karalamıştım. Fakat bu önemli parfümün çok daha detaylı incelenmesi gerektiğini düşündüm ve yeniden ona şans tanıdım. Ya da tam tersi o, bu şansı bana bahşetti. Antaeus'un başlangıcı ferah turunçgillerle gerçekleşiyor. Limon, eski bergamot ve aromatik otlarla yüksek kaliteli ve nostaljik üst notaları şahane. Orta kısma çabucak geçiliyor ve 1980'li yılların erkek parfümü gerçeği yüzüme çarpıyor. Orta bölümdeki hayvansallık benim için zorlayıcı. İnternette dolaşan notalarında castoreum var. Muhtemelen bu arkadaştan geliyor hayvansallık. Baharatlar da mevcut orta bölümde. Tarçın öne çıkıyor gibi. Erkeksi orta notalar, onun basit bir parfüm olmadığını haykırıyor. Orta bölümün sonlarında neyse ki hayvansallık azalıyor ve onun yerine müthiş bir tütsü geliyor. Sadece tütsü mü? Meşe yosunu harika verilmiş. Deri şekerli değil. Azıcık gül bile sıkıştırılmış geri plana. Enfes bir kapanışa sahip bu koca adam.

"Başlangıçtaki harika ve eski turunçgillerle aromatik otların uyumu ne kadar güzel. Sanırım ferah turunçgil şipresiyle karşılaşacağım" diye düşünen arkadaşlara orta notalar sıkı bir kroşe vuruyor. Evet kroşe boks terimidir ve yandan çeneye gelen sağlam yumruğun ismidir. Her ne kadar şiddete karşı isek de orta bölümün bünyeme yaptığı etkiyi ancak böyle dile getirebilirim. Yazılarımı okuyan arkadaşlarım bilecektir ki hayvansal kokan parfümlerle aram iyi değil. Ne Kouros'la anlaşabilirim ne çoğu kişinin ayılıp bayıldığı Musc Koublai Khan'ı midem kaldırabilir ne de L'Artisan'ın Dzing'ini üzerimde isterim. Yumuşak verilmesine rağmen Absolue Pour le Soir'in hayvansal tarafını bile kabul edemem. Antaeus'un orta bölümündeki sınırlı hayvansallığı da sevebildiğimi söylemem mümkün değil. Bir süre kendisini gösteren hayvansal yapı, uzun saatler üzerinize saldırmıyor. Buna da şükür. Sonları ise şaheser Antaeus'un. Kapanışındaki zenginlik, özen ve koku güzelliği anlatılmaz. Sizi kendisine amfetamin kadar bağlayabilir, haberiniz olsun.


Sayfalarca yazmaya gerek yok çünkü Antaeus, erkek parfümlerinin en büyük klasiklerinden birisi. Aslında siyah şişesine bakıp ve hakkında anlatılanları okuduktan sonra çok sert bir yapı bekliyordum. Orta bölümdeki hayvansallık dışında aromatik, baharatlı şipreyle karşılaştım. Yine çok karanlık nüanslar beklerken üst ve son kısmında ferah dokunuşlar hissettim. Farklı bir deneyim Antaeus.

Üst-orta-alt notaların birbirinden ayrıldığı, kompleks, derin, usta işi bir şampiyon Antaeus. Parfümörünün Jacques Polge olduğunu düşündüğümde, bay Polge'un çıraklık dönemi eseri olduğu söylenebilir. Zaten Jacques Polge'un ismini dünyaya ilk defa duyuran parfümün Antaeus olduğu biliniyor.

Sonuç olarak ilk günler kararsızdım. Nostaljik turunçgil, aromatik otlar, meşe yosunu kullanımına bayıldım ama hayvansallığına katlanamadım. Öznellik ile nesnelliğin birbiriyle karıştığı anlarda iç güdülere başvurmak belki de en iyisi. Size de böyle yapmanızı tavsiye ederim. Onu deneyin, deneyin ve bir daha deneyin. Uzun uzun koklayın ve kararınızı vermekte acele etmeyin. Yaşamsal iç güdüleriniz size doğru yolu gösterecektir. Binlerce yıldır olduğu gibi.

Luca Turin'in kitabında odunsu erkeksi olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden dört puan verilmiş. Bay Turin'in Antaeus'un kokusunun biraz eskimiş olduğunu söylemesi gayet yerinde. Onun modern bir parfüm olmadığı açık. Bu anlamda üst yaş gruplarına uygun olacağını söyleyebilirim.


EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı iyi. Fark edilirliği ilk bir saat yüksek, sonrasında normale dönüyor. Çoğu kişi onun çok güçlü ve fark edilir olduğunu söylese de belki de yeni versiyonunu kullandığımdan çok da etkilenmedim performansından. Ha bu arada 1981 yılında üretilmiş parfümün birçok defa reformülasyon geçirme ihtimalini göz ardı etmeyin. Eğer parfümlere fazlasıyla meraklıysanız eski şişe Antaeus'ların peşinde koşmanızın zamanı gelmiş olabilir.

Koku Güzelliği:10/7.5