28 Temmuz 2012 Cumartesi

Tommy Hilfiger – Hilfiger Est. 1985 (2008)



Tommy Hilfiger – Hilfiger Est. 1985 (2008)  Markanın erkek parfümü.

Hiç farkında değilim. Ya da eksikliğini hissetmemişim. İlk defa bir Tommy Hilfiger parfümüne el attığımı fark ettim. O da Parfüm Merakı’nın sıkı takipçilerinden Volkan’ın sayesinde.

Markasının logosunda Amerikan bayrağının da renkleri olan beyaz, kırmızı ve maviyi kullanan Tommy Hilfiger için ne diyebiliriz? Amerikan’ın moda sektöründeki en önemli aktörlerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz tabiki. Ama Calvin Klein ve Ralph Lauren’in arkasından diyerek tatlıya bağlayalım olayı.

İşte yağmur gibi parfüm çıkaran tasarımcı-moda evine güzel bir örnek. Henüz yeni sayılabilecek bir marka olmasına rağmen 2012 yılı itibariyle 40’a yakın parfüm çıkarmışlar. Sanırım burada Amerikan markası olmasının da biraz payı var. Malum bu ülke “para kazanalım da nereden olursa olsun” mantığının en güçlü olduğu coğrafya. Hele bir de güçlü pazarlama şirketlerini de arkana alırsan, kim tutar seni.


Peki ya kalite, rafinelik, benzersizlik, sanat işin neresinde diyebilirsiniz. Fakat bence hiç demeyin. Çünkü kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin can damarı para kazanma ve kar etme. Diğerleri önemsiz ayrıntılar. Tommy Hilfiger’in genel görüntüsü bende şöyle bir izlenim uyandırıyor. Çıkartalım bir sürü parfüm. Elbet birileri alır. Böylece satmış oluruz ve para kazanırız. Ee daha ne olsun ki?

Hilfiger Est. 1985 markanın yeni parfümlerinden birisi. Aromatik fujer olarak sınıflandırılmış. Şişesini alıp şöyle bir sprey kısmını kokluyorum. Ama pek bir şey anlaşılmıyor doğal olarak. Ve bol bol sıkıyorum üzerime. İlk aldığım koku vasat turunçgiller. Mandalina-portakal ikilisi baş rolde gibi görünüyor. Biraz yapay, biraz metalik ve çok sıradan. Sanki binlerce örneğine rastlanabilecek gibi. Açılışını pek sevmedim.


Orta notalarda bu yapay turunçgil teması hala devam ediyor. Bu andan itibaren baharatlar biraz kendisini gösteriyor. Sanki biber gibi. Biraz da yapay meyveler. Açıklanan notalarında tropikal bir meyve olan papaya var. Ondan da geliyor olabilir. Orta notalar da çok yapay ve sıradan baharatlar-meyveler kombinasyonu gibi. Son kısım ise nispeten en başarılı bölümü. Metalik ve aromatik odunsu notalar (muhtemelen Iso E Super), biraz deri ve hala devam eden yapay portakal.

Hilfiger Est. 1985’i test süresinde defalarca denedim. Bana her seferinde hiçbir özelliği olmayan bir parfüm imajı çizdi. Yani diğerlerinden kendisini öne çıkaran ne? Parfüm dünyasına ne sunmuş? Hangi yeni fikiri ortaya atmış? Amacı ne? İnanın bilmiyorum.


Günümüzün bol yapaylık içeren, turunçgilli, ferah baharatlı, odunsu temalı diğer piyasa parfümlerine ne kadar da benziyor. Yer yer akuatik sınırlarında dolaşıyor. Belki biraz Light Blue Pour Homme belki de Versace Pour Homme. Daha başka ne söyleyebilirim diye düşünüyorum. Bir şey bulamıyorum. Üzerinde çok durulacak bir kokusu olmadığını anlıyorum. Yapmış olmak için yapılmış bir parfüm Hilfiger Est 1985.

Parfümü Givaudan, Tommy Hilfiger markası için tasarlamış. Eğer ferah ve yüzlerce örneğine rastlanabilecek kokulara meraklıysanız tam size diyebilirim. Onun dışında kesinlikle paranızı harcamaya değecek bir arkadaş değil. İlkbahar-yaz mevsiminde kullanmak daha uygun olacaktır.15-25 yaş arası arkadaşlara uyacak gibime geldi. Denemeden almak iyi bir fikir gibi görünmüyor.

Artıları:
+ Sonları idare eder.

Eksileri:
- Başından sonuna kadar olan yapaylık can sıkıcı.
- O kadar sıradan ki kokusu, üç günlük test sürecinde bile bıktım.
- Kalıcılığı az, fark edilirliği zayıf.

Koku Güzelliği:10/5

24 Temmuz 2012 Salı

Maison Francis Kurkdjian – APOM Pour Homme (2009)



Maison Francis Kurkdjian – APOM Pour Homme (2009)  Markanın erkek parfümlerinden.

Erkekler için çiçek kokuları neler olabilir? Menekşe, yasemin, gül ya da süsen (iris). Hangisi sizin için diğerlerinden bir adım öndedir? Peki portakal çiçeği nasıl bir fikir?

Parfümlerinin şişelerinin kapaklarını bile Paris’in gri ve çinko çatılı evlerine benzetecek kadar şehrine aşık bir adam Francis Kurkdjian. Bugün inceleyeceğim parfümünde ise Paris’e ihanet ediyorum diye düşünmeden Ortadoğunun Paris’i sayılan Lübnan'dan esinlenmiş. APOM Pour Homme’un APOM kısmının anlamı “A Part Of Me” olarak açıklanmış. Parıltılı ve erkeksi Eau de Toilette’lerin rafine bir yorumu olarak düşünülmüş.


APOM, markanın kendi sitesinde “odunsu, çiçeksi, otsu” olarak sınıflandırılmış. Koku ailesi olarak portakal çiçeği, sedir ağacı ve amberden bahsedilmiş. Otlar çok hakim olmasa da odunsu ve çiçeksi kokular ana yapıyı oluşturuyor diyebilirim. Zaten başlangıcı tam bir çiçek egemenliğinde gerçekleşiyor. Oldukça keskin bir portakal çiçeği kokusu adeta boğazınızı zorluyor. Ya da ben biraz fazla sıktım test sürecinde. Bence unisex bir çiçek kullanımı var üst notalarda. Ne çok erkeksi ne de kadınsı. Güzel diyebilirim.

Bir süre sonra parfüm oldukça tatlanıyor. Bu arada biraz pudra kullanımı hissediyorum. Sanki bebek pudraları gibi. Orta notalarda çiçeklerin etkisi azalıyor. Alt notalarında ise biraz çiçekler, biraz portakal aroması ve biraz daha ayakları yere basan yumuşak odunsu notalar var. Muhtemelen sedir ağacı. Amber ve miski de unutmamak gerek.


Bence APOM pour homme soyut sayılabilecek bir kokuya sahip. Hatta başlangıcı sanki sizi masal dünyasında gezintiye çıkmış gibi hissettiriyor. “Alice Harikalar Diyarında” kitabının içinden fırlayıp gelmiş bir kız gibi. Açılışı çiçeksi, masum ve çok temiz. Sonrasındaki pudramsı his pek bana göre değil açıkçası. Sonları ise ortalama üzeri bir odunsu-çiçeksi-amber üzerine oturmuş diyebilirim.

Aslına bakılırsa APOM’un ana elemanı çiçeksi bir portakal kokusu diyebilirim. Bu tabiki portakal çiçeğinden geliyor. Başları biraz kadınsı diyebilirim. Orta notalarından itibaren daha erkek kullanımına yakın hale geliyor. Fakat parfümün geneline bakarsam hem kadın hem de erkek kullanımına daha yakın. Çok erkeksi bir parfüm değil APOM Pour Homme. Fakat bu durum tabiki beni çok da ilgilendirmiyor.

APOM Pour Homme bence muhteşem koku güzelliğine sahip değil. Aşık olunabilecek bir kokusu olduğunu söyleyemem. Fakat çok yüksek kaliteli bir portakal çiçeği kokusu. Bu anlamda söyleyecek çok sözüm olamaz. Masum ve temiz bir kokuya sahip olmak istiyorsanız APOM Pour Homme sizin için diyebilirim. Ama tarzının bana çok yakın olduğunu söyleyemem. Bence yine de denemeniz gereken bir çiçeksi çalışma olmuş.


Kimi yorumcular bu tür parfümleri duş jellerine, el kremlerine yada şampuanlara benzetebiliyorlar. Haksız da sayılmazlar. Çünkü bu tür parfümler bence riskli. Eğer harman başarılı yapılmazsa bebek pudrası kıvamı hoş olmayabiliyor. Burada parfümör’un ustalığının devreye girmesi lazım. Francis Kurkdjian bu sınavı çok başarılı vermiş diyemesem de kötü demek haksızlık olabilir.

APOM Pour Homme bence tam bir ilkbahar parfümü. Tabiki yazın da rahatlıkla kullanılabilir. Sonbahar-kış için çok iyi bir fikir olmayabilir. Erkek parfümü olarak lanse edilse de bence unisex kullanıma daha yakın. Kokusunun tasarımını bizzat markanın kurucusu Francis Kurkdjian yapmış.

Artıları:
+ Başlangıcındaki çiçeksi kokuyu sevdim.
+ Açılışı oldukça güçlü bir şekilde gerçekleşiyor.
+ Çok yüksek kalitesi ve temiz, pürüzsüz yapısı dikkat çekici.

Eksileri:
- Pudramsılığı pek bana göre değil.  
- Erkeksi parfüm arayanları hayal kırıklığına uğratabilir.
- Çok yüksek fiyatı.

Koku Güzelliği:10/6.5

22 Temmuz 2012 Pazar

Lorenzo Villoresi - Uomo (1993)



Lorenzo Villoresi - Uomo (1993)  Markanın başarılı parfümü.

Yok hayır. İtalyanlara karşı fazladan herhangi bir sempatim yok. Sadece tesadüf diyelim. Çünkü bugün yine İtalya merkezli bir parfümü inceleyeceğim. İtalya’nın saygı değer  niche parfüm markalarından olan Lorenzo Villoresi’nin geçtiğimiz aylarda popüler parfümü Piper Nigrum’u denemiştim. Bol baharatlı kokusu ve yüksek kalitesiyle kendisini çok sevmiştim.

Şimdi ise markanın yine öne çıkan parfümlerinden birisi olan Uomo var sırada. Hatta markanın ilk parfümü. Lorenzo Villoresi, kendi ismiyle 1990 yılında kurduğu niche parfüm evi ile yolunu çizmeye karar vermiş bir adam. İsmi diğer anlı şanlı niche markalar kadar yüksek sesle duyulmasa da başarısız sanmayın. Çünkü bugünkü ile birlikte denediğim iki Lorenzo Villoresi parfümü, beni oldukça şaşırtmış durumda. Parfümlerinin güzellikleri ve yüksek kaliteleri ile markanın diğer parfümlerini de denemem gerektiğini anlıyorum. Geçelim artık Uomo’ya.

                                               Markanın kurucusu ve isim babası Lorenzo Villoresi.

Lorenzo Villoresi Uomo, markanın “Klasik Parfümler” olarak nitelendirdiği seriye ait. Aromatik fujer olarak sınıflandırılmış. Başlangıcında çok temiz ve doğal limon, turunçgiller, aromatik otlar ve biraz da çam ağacı size merhaba diyor. Çok kompleks ve çok başarılı bir açılışı var Uomo’nun. Biraz eski tarz diyebilirim. Yani çok modern bir limon değil. Kimileri limon kolonyalarına benzetebilir. Pek aldırmayın siz. Biraz Christian Dior – Eau Sauvage tarzında dersem daha iyi anlaşılabilir. Üst notalar şahane.

Bir süre sonra orta notalara geçiliyor. Aromatik otlar ve limon biraz geri çekiliyor. Onun yerine yumuşak ve hafif tatlı baharatlar öne çıkıyor. Fakat o limonsu his hala var. Baharat derken karanfil-biber ikilisi muhtemelen. Öyle çok keskin değil. Sakin ve şık. Bu kısmı bir yerden hatırlıyorum derken markanın diğer başarılı parfümü Piper Nigrum’daki karanfil-biber temasına benziyor hafiften. Tabiki oradakinden daha ferah ve yumuşatılmış. Orta notalarda nefis.


Alt notalara gelindiğinde biraz ortalama bir hale geliyor Uomo. Başlangıç ve orta kısımlarındaki kadar etkileyici, şık ve üst düzey değil açıkçası. Aromatik odunsu notalar bana limonla çam işbirliğini hatırlatıyor. Azcık da kabe samanı var sanki. Biraz da misk. Fakat burada kalite hissiyatı biraz düşüyor. Fakat hala bir çok ana akım marka ile rahatlıkla yarışabilir.

Uomo başlangıçta Christian Dior – Eau Sauvage gibi esintiler hissettiriyor size. Eski tarz limon ve aromatik otlar. Sonrasında ise Yves Saint Laurent Pour Homme’daki gibi hafif tatlı baharatlar öne çıkıyor. Genel olarak çok güzel bir parfüm olmuş Uomo. Fakat sonlarındaki kokuya şerhimi de koymak şartıyla. Yine de bence aromatik otlar ve limon-turunçgil öğeleri ana yapıyı oluşturuyor.


Uomo, günümüzün modern, baharatlı parfümlerine pek benzemiyor. Belki de 1990’lı yılların başında tasarlanmasının da etkisiyle daha eski kokan bir hali var. Yani kullanmak için 30 hatta 35 yaş civarı olmak lazım diye düşünüyorum. Genç arkadaşların denemesini pek tavsiye etmem. Fakat denge o kadar iyi ayarlanmış ki, benim gibi 1980 ve 1990’ların başlarında üretilen şipreleri sevmeyen birisinin bile böylesine hoşuna gidebiliyor. Zamanın ötesinde, şık, lüks, erkeksi, olgun, asil ve biraz aristokrat bir tavrı var adeta. İlerleyen yaşlardaki erkeklerin kullanması için çok güçlü bir seçenek.

Uomo bazı kaynaklarda unisex olarak sınıflandırılmış. Bence erkek kullanımına çok daha yakın. Bir kadında nasıl olur pek emin değilim. Parfümü bizzat Lorenzo Villoresi tasarlamış. İnternette rastladığım bir mülakatında kendisinin de en sevdiği parfümünün Uomo olduğunu söylemiş. Hatta sık sık kullanıyormuş bu güzel parfümünü.


Luca Turin, Uomo’ya beş üzerinden üç yıldız vererek odunsu tütsüye benzetmiş. Yine aynı düşünmediğim bir parfüm daha Luca Turin ile. Bence onun not sistemine göre dört yıldızı rahatlıkla hak ediyor. Hatta beş yıldız neden olmasın?

Başlardaki limon-turunçgil ve aromatik otlar bu parfümün ilkbahar-yaz mevsiminde kullanılmasına müsaade ediyor diye düşünürken, orta notalarından itibaren başrole geçen aromatik baharatlar sayesinde de sonbahar-kış mevsimine de uyacağını düşünüyorum. Ama bu parfümün bence biraz hüzünlü bir yanı var. Sanki sonbahar mevsimine çok yakışacaktır. Bu tabiki benim düşüncem.

Artıları:
+ Başlangıcı çok güzel.
 + Orta notaları da nefis.
+ Elegant ve yapaylığa rastlanmayan kalitesi etkileyici.

Eksileri:
- Sonları biraz sıradan olmuş sanki.

Koku Güzelliği:10/8.5

20 Temmuz 2012 Cuma

Salvatore Ferragamo Pour Homme (1999)



Salvatore Ferragamo Pour Homme (1999)  Markanın ilk erkek parfümü.

Artık sadece gülmek için okuyorum gazeteleri. Ve seyrediyorum siyasetçilerin bağıra çağıra attıkları modası geçmiş nutukları. Çünkü hem basın mensuplarının hem de siyasetçilerin tamamen çıldırmaya başladıklarını düşünüyorum. Türkiye toz duman, her gün şehit haberleri geliyor, işsizlik ve yoksulluk artık tahammül edilebilir sınırları aşmış, atanamayan öğretmenler intiharın eşiğine gelmiş, her gün kadınlar eşleri yada sevgilileri tarafından öldürülüyor, uçağımız düşürülüyor, iki aslan gibi subayımız ölüyor kimsenin umurunda değil. Sanırım halk da artık bıktı bu ülkenin bitmek bilmez sorunlarından. Bu sorunların çözülemeyeceğini de gayet iyi biliyor. Ve kafasını diğer tarafa çevirerek görmemeye çalışıyor. “Göz görmeyince gönül katlanırmış” kuralı mı işliyor ne?

Hele ki şu anda sınırlı bir kriz yaşayan Avrupa ülkeleri ile aklınca dalga geçen ve “bakın bizim ekonomimiz nasıl uçuyor” diyenleri artık hayretle bile karşılamıyorum. Alıştık böyle garip arkadaşlara. Fakat bu çok bilmiş “Yiğit” ekonomi uzmanına sorsak, “Türkiye’nin dünyada kaç tane tanınan ve bilinen küresel markası var” diye. Cevap veremeyecek. O inceden küçümsedikleri İtalya’nın sadece moda alanında ne kadar çok dünya markasına sahip olduğunu bilmiyorlar mı? Bal gibi biliyorlar. Ama üç maymunları oynamak daha kolay tabiki. Bu tatsız konular zaten her gün yeterince gözümüze sokulduğundan daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Yine asabım bozulacak.

İşte karşımızda bir İtalyan dünya markası var. Salvatore Ferragamo, özellikle el yapımı ayakkabıları ile büyük bir şöhrete sahip. Ve bu başarısını diğer sektörlerde verdiği ürünler ile de pekiştirmek istiyor anlaşılan. Mesela parfümler…


Ferragamo’nun ilk erkek parfüm olan 1999 çıkışlı Pour Homme bugünkü konuğum. Zaten bir sene önce de marka ilk parfümü Salvatore Ferragamo pour Femme ismiyle piyasaya sürmüş.

Pour Homme fragrantica’da odunsu çiçeksi misk olarak sınıflandırılmış. Parfümümüzün açılışı ortalama bir turunçgil ve yeşil yapraklar ile gerçekleşiyor. Kısa süre sonra bu yeşil yapraklar çok tanıdık bir hale evriliyor. Nefis bir incir. Biraz kremsi ve çok doğal. Bana hemen Diptyque’in harika parfümü Philosykos’u hatırlattı. Oradaki hindistan cevizimsi incire oldukça benziyor. Ve mutlu oluyorum. Açılışına benden on puan.

Bir süre sonra kaçınılmaz olarak değişiyor kokusu. Kremsi yumuşak ve ferah incir kokusu geri plana geçiyor. Onun yerine yapay nanemsi baharatlar geliyor. Fakat çok keskin değil. Yumuşak ve meyvemsi. Bu yapaylık nereden gelebilir diye düşünürken muhtemelen “Calone veya Iso-E Super” kimyasallarından geliyor. Evet bu hissi daha önce de yaşamıştım. Aynı nanemsi yapaylık. Ve son olarak çok yapay metalik odunsu notalar. Parfümün bence en başarısız kısmı alt notaları.


Başlangıcı harika, orta kısmı vasat, sonları ise felaket. Açılışı bu kadar güzel olup da ilerleyen saatlerde nasıl bu hale geliyor anlamak zor. İnsanlarla bu kadar dalga geçilmemeli bence. Yani başlarda çok güzel bir koku göster burunlara. 20-30 dakika sürsün. Sonrasında ise kullanan babam yapay kimyasal sentetikleri.

Ana akım markalarda çok az sayıda “incir” temalı parfüm var. Salvatore Ferragamo Pour Homme bu açığı doldurmak istemiş anlaşılan. Modern sayılabilecek bir kokusu var. Fakat çok başarılı olduğunu söyleyemem. Oysaki bu parfüm ile ilgili olarak okuduklarımdan epey umutlanmıştım. Ama büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Ve arkasında da yoğun ve bütün gün geçmeyen bir baş ağrısı. Evet parfümü deneme süresince sürekli baş ağrısı yaptı bende. Bazı yorumcularda aynı şeyden şikayet etmişler.

Salvatore Ferragamo Pour Homme’un piyasaya sürüldükten bir sene sonra FIFI tarafından ödüle layık görülmesi bana manidar geldi. İlkbahar-yaz mevsimine daha uygun gibi. 30 yaşın altındaki genç arkadaşlara daha çok uyacaktır. Denemeden almayın derim.

Artıları:
+ Başlangıcındaki kremsi incir kokusu çok güzel.
+ Kalıcılığı bende çok iyi oldu.

Eksileri:
- Orta notalardan itibaren ortaya çıkan yapaylık hiç hoş değil.
- Başlangıcının güzelliğine kapılıp almayın bence. Biraz daha deneyin.
- Fena baş ağrısı yaptı bende.

Koku Güzelliği:10/5

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Annick Goutal – Les Nuits d’Hadrien (2003)



Annick Goutal – Les Nuits d’Hadrien (2003)  Markanın unisex oarak piyasaya sürülmüş parfümü.

Fransa merkezli niche parfüm evi Annick Goutal’ın 1981 yılında çıkardığı ve oldukça saygı duyulan Eau d’Hadrien’den geçtiğimiz aylarda bahsetmiştim. 22 yıl sonra aynı ismi kullanan bir başka Annick Goutal parfümü karşımıza çıktı.

Les Nuits d’Hadrien’de, ilk versiyonundan farklı olarak “gece” vurgusu yapılmış isminde. Böyle çok satan veya popüler parfümlerin değişik isimlerle devamları yapılıyor. Annick Goutal’da böyle bir yola başvurmuş anlaşılan.

Parfümümüz kendi sitelerinde turunçgil-amber ağırlıklı olarak lanse edilmiş. Başlangıcı abisi Eau d’Hadrien gibi limon ağırlıklı. Fakat buradaki fark limona biraz turunçgil-portakal ve aromatik otlar eklenmiş. Abisi gibi çok güzel bir başlangıcı var Les Nuits’in. Ferah, yüksek kaliteli ve çok doğal. Miss gibi. Yaklaşık 4-5 dakika sonrasında parfümün ikinci kısmı başlıyor. Burada limon ve turunçgiller epey azalıyor. Ortaya tatlı fesleğen ve yumuşak baharatlar çıkıyor. Sonrasında ise çok değişmeden tenden ayrılıyor.


Les Nuits d’Hadrien’i iki kısma ayırabiliriz. İlk kısım limon ve yardımcı oyuncular, ikinci kısım ise tatlı fesleğen-baharatlar ve yardımcı oyuncular. Bence bu parfüm bahsettiğim iki temel üzerine inşa edilmiş.

Nasıl anlatılır bilmiyorum ama Les Nuits d’Hadrien bana geçmişi hatırlattı. Her ne kadar reenkarnasyona inanmasam da daha önceki hayatlarımda yaşadığım yerlere gidiyorum. Belki İtalya’nın Toskana’sındaki güneş altında kendi portakal tarlasında çalışan bir çiftçiyim. Arada terimi silmek ve biraz soluklanmak için duruyorum. Önümde uzanan uçsuz bucaksız denize bakıyorum. İnsan böyle bir manzara karşısında ne düşünebilir ki.


Ya da Fransa’nın soylu ailelerinden birisine mensubum. Tatil için Fransa kıyılarındaki yazlık evimize gidiyorum. Oradaki portakal ve limon bahçelerinde çalışan işçilerimizi seyrediyorum rahat koltuklarda. Beş çayı vakti gelmiş. Hizmetçimiz değişik baharatlar eklenmiş kekler ve çay getiriyor. “Amma da işe yaramaz adamlar” diyorum o sıcakta çalışan işçilere bakarak. Vicdanını kaybetmiş bir zenginim adeta.

Bu kokuyu duyduğumda bir parfüme o kadar çok benzettim ki. Bir türlü hatırlayamıyorum. Yoksa bir parfüm değil de çocukluğuma ait kokular mı canlandı zihnimde. Bir türlü karar veremiyorum. Les Nuits bana tuhaf duygular yaşatıyor. Belki de uzun zamandır ruhumun derinliklerinde kalmış şeyler. Hafızamın çok gerilerine attığım. Ve çıkarmak istemediğim.


Les Nuits d’Hadrien kesinlikle genç işi bir parfüm değil. Deneme sürecinde bana hissettirdi bu durumu. Sanki 30 hatta 35 yaş üstü kişilerin kullanacağı gibi. Genel itibariyle basit sayılabilecek bir yapıda. Aynı abisi Eau d’Hadrien gibi yine çok güzel bir limon kullanımı var. Anladığım kadarıyla Annick Goutal parfümlerde limon kullanımını iyi beceriyor.

Yine beni kararsız bırakan parfümlerden birisi. Acaba güzel mi değil mi? Aslında parfümleri böyle kesin yargılarla ayrıştırmak çok doğu değil belki de. Fakat artık biliyorum ki beni böyle kararsız bırakan parfümler için pek bana göre değiller yargısını yapıştırıveriyorum. Fakat kokusunun ilginç olduğunu söylemeliyim. Benim pek alışık olduğum gibi değil. Denemeden almak çok iyi bir fikir gibi görünmüyor.


Bir de ismindeki “Gece” vurgusu hakkında iki laf edeyim. 1981 yılı çıkışlı abisi Eau d’Hadrien çok ferah bir limon kolonyası tadındayken, Les Nuits versiyonu daha gece kullanımına yakın denilmek istenmiş. Bunun içinde hafif aromatik baharatlar eklenmiş. Ve modern parfümlerin vazgeçilmezlerinden olan “tatlılık”. Evet belki serin yaz akşamları için daha ideal bir hali var. Fakat tam bir kış parfümü demek de pek doğru olmaz.

Parfümü Camille Goutal ve Isabelle Doyen tasarlamışlar. Unisex olarak sunulsa da sanki erkek kullanımına daha yakın. Benim denediğim dikdörtgen olan EDT versiyonu. Bir de Eau de Parfum (EDP) versiyonu var yuvarlak şişede. Onu henüz denemedim. Parfüm yorumcusu Luca Turin, Les Nuits d’Hadrien’e beş üzerinden üç yıldız vermiş ve portakallı rezeneye benzetmiş. Bence soğuk kış mevsimi dışında her zaman kullanılabilir.

Artıları:
+ Başlangıcı çok güzel.
+ Kalıcılığı bende gayet iyi oldu.

Eksileri:
- Orta notalarından itibaren ortaya çıkan kokuyu pek sevemedim.

Koku Güzelliği:10/6.5

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Ineke – Derring-Do (2006)



Ineke – Derring-Do (2006)  Markanın erkek parfümlerinden.

Kanada’da doğan ve çocukluğunu burada geçiren Ineke Rühland, 1988 yılında parfümlerin sihirli dünyasının peşinden gitmek için Avrupa kıtasına adım atar. Bir süre Hollanda’da çalıştıktan sonra İngiltere’ye geçer. Burada da bir süre yaşadıktan sonra kariyerinin en önemli basamaklarından olan Fransa’ya gider.

Burada dünyanın tek resmi parfüm akademisi olan ISIPCA’da öğrenim görür. Parfümlerin başkenti sayılabilecek bu okuldan sonra ünlü burunlarla birlikte çalışarak onlardan çok şeyler öğrenir. Ve artık “yeterince piştiğini” düşünerek yeniden Amerika kıtasına döner.

                                                           Markanın kurucusu Ineke Rühland. 

Bağımsız parfüm stüdyosunu ise San Francisco’da açar. Böylece “Ineke” markası da doğmuş olur. Çok yeni bir marka Ineke. Niche denilen butik bir parfüm evi. İlk parfümlerini 2006 yılında piyasaya sürmüş. Bugün üzerinde duracağım Derring-Do’da 2006 çıkışlı. Kendi sitelerinde ferah fujer olarak sınıflandırılmış. İsmini ise ilk duyduğumda Japonca falan sandım. Fakat değilmiş. Eski İngilizce’deki bir tabirden esinlenmiş.

Derring-Do, markanın “Field Notes From Paris” ile birlikte en bilinen ve öne çıkan parfümü diyebilirim. Parfümün ilginç yanı ise açıklanan notaları. Üst notalarında “yağmur notaları ve siklamen” gibi çok bilinmeyen öğeler var. Orta notalarında da “manolya ve fujer vurgusu” yapılmış. Bakalım kokusu bana neler çağrıştıracak.


Parfümümüzün açılışı tuhaf ve çok rastlanmayacak bir şekilde gerçekleşiyor. Çok pürüzsüz bir buruk meyve mi desem, çiçek mi desem bilemedim. Acaba siklamen mi bu? Belki de orta notalarda olması gereken “fujer etkisi” üst notalara taşınmış. Muhtemelen erkeksi çiçeklerden geliyor bu koku. Bana garip bir şekilde plastik yapıştırıcılarını çağrıştırdı. Hoşuma gittiğini söyleyemem başlangıcın.

Neyseki orta notalardan itibaren bu garip koku etkisini yitiriyor. Bu andan itibaren buruk ve cansız bir turunçgil ile çiçekler devreye giriyor. Fakat öyle kadınsı denilebilecek gibi değil. Biraz “soğuk” bir yapısı var çiçeklerin. Belki de manolya bu etkiyi sağlıyordur. Bu kısımda hala beni kendisine çekemedi. Parfümün sonları ise yumuşak odunsu notalar, misk ve biraz da turunçgil kokusu ise gerçekleşiyor. Fena bir kapanış değil. Yine de harikalar yaratmıyor.


Derring-Do, benim çok hoşuma gitmeyen ferah, yeşil-çiçeksi bir yapıda bence. Tabi bir de ana oyunculardan turunçgilleri de unutmayalım. Yüksek kaliteli, pürüzsüz, sade, yumuşak ve basit bir kokusu var. Bu anlamda sınıfı rahatlıkla geçiyor. Ama aynı şeyi kokusu için söyleyemeyeceğim. Çok ilginç ve diğerlerinden ayrılan bir yanına rastlamadım. Biraz Cartier – Eau de Cartier’e benzettim genel halini.

Hele o başlangıcındaki kokunun ne olduğunu bir hayırsever bana söylerse mutlu olacağım. Adeta daha koklamaya başlarken beni parfümden soğuttu. Sonrasında da gelen ferah ve yumuşak, buruk ve ekşimsi erkeksi çiçekler ve meyveler pek bana göre değil. Neyseki sonlara doğru biraz toparlıyor.


Parfümün şişesinde ve bazı tanıtımlarında “bahar yağmurlarından” bahsediliyor. Bana su teması çok baskın gelmedi. Belki de bahar yağmuru sonrası bir bahçeyi düşünmemizi istiyorlar.

Derring-Do 2009 yılında Almanya’nın parfüm organizasyonundan bir ödül almış. Yani ödüllü bir parfüm. Eau de Parfum olan kokusunun tasarımını markanın sahibi Ineke Rühland yapmış. İlkbahar-yaz mevsimine daha çok uyacağını düşünüyorum.

Artıları:
+ Yüksek kalitesi ve “temiz” kokması için bile denenebilir.
+ Kalıcılığı fena değil.

Eksileri:
- Başlangıcını sevmedim.
- Çok ilginç ve bir şişesini alacak kadar başarılı olduğunu sanmıyorum.

Koku Güzelliği:10/6.5

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Paco Rabanne – Black XS (2005)



Paco Rabanne – Black XS (2005)  Markanın popüler erkek parfümü.

Kabul etmeliyiz ki her çıkardığı parfüm ile ortalığın epey tozunu atıyor Paco Rabanne markası. İlk parfümü Calandre’yi 1969 yılında çıkarmasına rağmen, geçen yıllar içinde önemli başarılara imza atmış gibi görünüyor. İlk erkek parfümünü 1973 yılında piyasaya çıkaran marka, Paco Rabanne Pour Homme’u klasik erkek parfümleri sınıfına sokmayı başarmış gibi. Sonrasında 1993 yılındaki XS Pour Homme ile bir kez daha ismini duyurmayı başardı. 1999 yılında çıkardığı Ultraviolet ile kendisini parfüm dünyasına unutturmayacağının sinyalini vermişti. Fakat asıl bomba 2008 yılında külçe altını şişe tasarımı ile 1 Million olmuştu. Markanın sanırım hala en popüler ve en rağbet gören parfümü dersek sanırım yanılmış olmayız. 

Başarılı parfümü 1 Million’dan sadece üç yıl önce, XS Pour Homme’un başarısının ardından, aynı şişe tasarımı ile Black XS geldi. Fakat farkı şişesinin ismine uygun olarak siyah olmasıydı. Tabiki kokusu da bir hayli faklıydı.

Artık çok büyük boyutlara ulaşmış parfüm endüstrisinin başarılı sayılabilecek oyuncularından birisi Paco Rabanne. Evet belki parfümleri harika, rafine ve sanat eseri değiller. Ama ilginç şekilde bir çok kişinin sevebileceği, popüler olma ihtimali fazla parfümler yapmakta usta olduklarını düşünmeye başlıyorum yavaş yavaş. Amaç çok satan parfümler ise Paco Rabanne bu işi çok iyi yapıyor.


Black XS’de yine ilk çıktığından itibaren yoğun talep gören ve geniş kitleler tarafından sevilen parfümlerden birisi. Geçmiş yıllarda defalarca denediğim Black XS’e artık detaylı bir bakış atmanın sanırım zamanı geldi.

Parfümümüz odunsu oryantal olarak sınıflandırılmış. İlk sıkıldığında keskin bir turunçgil sizi karşılıyor. Sanki azıcık da limon var. Ortalama bir başlangıca sahip. Daha sonrasında orta notalara geçiliyor. Burada artık turunçgiller etkisini kaybediyor. Onun yerini ise tatlı meyveler alıyor. Bu kısım neredeyse şekerli denilebilecek gibi tatlı. Biraz da tatlı baharatlar. Fakat meyveler çok baskın. Bu arada meyve derken aldığım koku bariz çilek. Fakat karanlık, yapay ve biraz plastiğimsi. Black XS’in tahminime göre en sevilen tarafı orta notalardaki bu tatlı çilek olmalı. Sonlarda da tatlı, yapay çileğe biraz yapay misk ve odunsu notalar ekleniyor. Böylece de tenden ayrılıyor.


Şimdi efenim, Black XS lafın kısası tam bir meyveli parfüm. Hiç lamı cimi yok. Ana oyuncu yapay, plastiğimsi, karanlık sayılabilecek çilek. Fakat resmi olarak açıklanan notalarında çilek görünmüyor. Diğer kokular ise yan rollerde diyebilirim.

Bu parfümün erkeklerin bu kadar ilgisini çekmesinin nedenlerinden birisi erkeksi sayılabilecek karanlık çilek teması olduğunu düşünüyorum. Çünkü çilek-kiraz-vişne gibi kırmızı meyve kokuları genellikle kadın parfümlerinde kullanılıyor. Bu tür erkek parfümüne çok rastlamadım. Hatta kadınların da Black XS’i bu kadar beğenmelerinin sebebi yine çilek olabilir.


İyi de kokusu güzel mi derseniz cevap benim açımdan çok açık: Değil. Öncelikle orta notalardan itibaren çok yapay kokuyor. Hatta plastiğimsi. Bu hiç sevmediğim bir şey parfümlerde. Tatlı bir çilek kokusu kulağa hoş geliyor olabilir. Çok ilginç bir fikir de olabilir. Ama bu parfümdeki gibi olmamalı bence. Daha özen gösterilseymiş keşke. Bana kokusu nedense çilekli sakızları hatırlatıyor.

Evet Black Xs çok satan bir parfüm. Ortalama parfüm kullanıcısı için güzel de bir seçenek olabilir. Ama düşük kalite hissi, orta notalardan itibaren neredeyse hiç değişmeyen tek düze kokusu, plastiğimsi yapaylık beni bu parfümden soğutmak için yeterli olmuş durumda. Üzgünüm Black XS sevenler. Sizinle aynı görüşte değilim. Zaten markanın yeni yıldızı 1 Million’dan sonra biraz ikinci plana itilmiş gibi bir hali var.


Günlük rahat kıyafetlerle yada gece kulüplerinde genç erkek arkadaşların kullanması için tasarlanmış sanki. Bence yaş sınırı 15-25 arası olmalı. Daha üst yaş grubundaki arkadaşlar için çok uygun olduğunu düşünmüyorum. Bazı kullanıcılar ise kadınsı bulmuşlar kokusunu. Ben o kadar yoğun bir kadınsılık hissetmedim. Fakat neredeyse unisex kullanıma yakın diyebilirim. Yani bu parfümü bir kadın kullansa da sırıtacağını sanmam.

Parfümü bir çok ana akım marka için çalışmış Olivier Cresp tasarlamış. Parfüm yorumcusu Luca Turin ise Black XS’e beş üzerinden sadece bir yıldız vererek çok kötü bulmuş. İlkbahar-yaz ayları için daha uygun sanki.

Not: Bu parfümün bana ulaşmasını sağlayan www.siparis.im sitesinin çalışanlarına ve Levent beye teşekkürü borç bilirim.

Artıları:
+ Genel olarak herkesin beğenebileceği kokusu.
+ Karşı cinsten güzel iltifatlar alma ihtimaliniz yüksek.

Eksileri:
- Plastiğimsi yapaylığına tahammül etmek zor.
- Kalite hissiyatı vermeyen kokusu.
- Çok fazla düz çizgide ilerliyor kokusu. Neredeyse hiç değişmiyor.

Koku Güzelliği:10/4.5

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Serge Lutens – Fleurs d’Oranger (1995)


Serge Lutens – Fleurs d’Oranger (1995)  Markanın unisex kullanıma uygun parfümü.

Bazı kültürlerde mutlu bir evliliğin simgesi olarak kabul edilen “Portakal Çiçeği” esansı parfüm sektöründe karşımıza çıkıyor. İsmini portakal ağacının çiçeklerinden alan bu bitki, güzel kokusu ile insanların sevdiği bir iksire dönüşebiliyor. Hele ki bir üstadın elinde. Serge Lutens’in çoğunluğu sonbahar-kış mevsimine uygun keskin, ağdalı ve bol baharatlı kokularını deneyip, hayran kalmıştım. Bir tek Jeux de Peau dışında.

Lutens üstadın eski sayılabilecek parfümlerinden birisini sizlerle paylaşmak istiyorum bugün. Markanın zihnimdeki imajı keskin ve yoğun baharatlı, gizemli kokular. Bu sefer ise tam tersi ferah ve yaz mevsimine çok yakışan bir parfüme göz atacağım. Bakalım Serge Lutens bu tür parfümlerde nasıl bir yol izliyor.


 Her zamanki gibi resmi sitesinde parfümle ilgili hiçbir bilgi yok. Fragrantica’da ise çiçeksi olarak sınıflandırılmış. Açılışı ortalama bir portakal çiçeği kokusu ile gerçekleşiyor. Taze ve canlı bir başlangıcı var. Harika olmasa da gayet yeterli bir parfüm kullanıcısı için. Hatta üst notaları biraz portakal kokusuna bile benzetebiliriz. Fakat daha çiçeksi bir portakal. Bu çiçeksi portakal kokusu bir süre sonra daha da çiçeksi hale geliyor. Muhtemelen sümbülteber ve yasemin. Çiçekler derken öyle çok kadınsı değil. Daha unisex bir çiçeksilik. Portakal aroması hala güçlü şekilde hissediliyor.

Son kısımları ise en sevdiğim tarafı. Burada yumuşak odunsu notalar ve zarif portakal çiçeğinin güzel bir harmanı var. Bana ilginç şekilde biraz “tuzlu” bir hava verdi. Neredeyse akuatik diyeceğim. Ama değil tabiki. Yani özetle: Portakal çiçeği, çiçekler ve tuzlu odunsu notalar.


 Fleurs d’Oranger, basit sayılabilecek bir yapıda. Çok iddialı bir tarzı yok. Çiçeksi bir portakal aroması diyebilirim geneli için. Kadınsı ve baygın çiçekler gibi değil. Portakal ile güzel dengelenmiş. Zaten parfümün unisex olarak piyasaya sürülmesi de bunu gerektiriyor.

Ferah, rahatlatıcı, canlı, neşeli ve modern bir hali var. Başlarına aşık olmasam da sonrası için gayet güzel bir yazlık seçenek olarak görüyorum Fleurs d’Oranger’ı. İlginç olan ise denediğim diğer Serge Lutens parfümlerinin başlangıçları çok gösterişli ve çarpıcı oluyordu. Sonlara doğru ise sakinleşiyorlar. Genellikle parfümlerinin başlangıçlarını seviyorum Lutens’lerin. Sonları ise “eh işte” oluyor. Burada ise tam tersi. Başlangıcı çok ilginç değilken, sonlara doğru güzelleşiyor.


Evet bu aralar biraz çiçeksi parfümler yazıyorum. Bilinçli bir şekilde olmasa da böyle denk gelmiş oldu. Fleurs d’Orange bir erkeğinde rahatlıkla kullanabileceği çiçeksi kokulardan. O zaman Serge Lutens’in adeta bir manifestosu olan kurallarından birini hatırlayalım: “Bir Serge Lutens parfümü daima süprizler ile doludur.” Benim içinde sürpriz sayılabilecek bir parfüm Fleurs d’Oranger.

Her yaştan insanın kullanabileceği gibi diyebilirim. Eau de Parfum konsantrasyonuna sahip. Kokunun tasarımını ise ünlü burunlardan Christopher Sheldrake yapmış. Luca Turin ise not olarak beş üzerinden üç yıldız vermiş bu parfüme.

Artıları:
+ Sonlara doğru kokusu gayet ilginç.
+ Kaliteli ve sade bir çiçeksi parfüm arayanların oldukça hoşuna gidecektir.

Eksileri:
- Başlangıcı çok etkileyici değil.
- Orta notalarından itibaren çiçekler biraz fazla öne çıkıyor.

Koku Güzelliği:10/7

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Robert Piguet – Fracas (1947)



Robert Piguet – Fracas (1947)  Markanın klasikler arasındaki yerini almış kadın parfümü.

Evet kabul ediyorum. Ağırlıklı olarak erkek parfümlerinden bahsediyorum. Onları anlatıyorum. Ya da onlarla ilgili düşüncelerimi yazıyorum. Zaman zaman da hem erkeklerin hem de kadınların kullanabileceği unisex parfümlere yer veriyorum. Yani kadın okuyuculara da uzak durmuş olmuyorum diyebilirim. Ama yeter mi? Bir kadın için asla yetmez…

O zaman bugün biraz kadın parfümlerinden konuşalım ki başımızın tacı hanımlar bize sitem etmesinler. Aklıma kadın parfümü deyince nedense hep önemli klasikler geliyor. Mesela Chanel – No.5, Chance, Coco, Yves Saint Laurent – Opium, Nu, Y, Guerlain – Mitsouko, L’Heure Bleue, Samsara, Shalimar, Christian Dior – Miss Dior, Poison, Diorella, Caron – Tabac Blond, Donna Karan – Black Cashmere, Lanvin – Arpege, Gucci – Envy, Rush ve ismini sayamadığım diğerleri.

                                                    Guerlain'in önemli klasiklerinden L'Heure Bleue.

Bu parfümleri kadınların böylesine arzulamasına ne sebep oluyor acaba? Her ne kadar koku karakterleri farklı olsa da, bu kokuların kadınlar üzerinde cezbedici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Yoksa on yıllar boyunca en çok satılan ve kullanılan parfümler olmalarının nasıl bir açıklaması olabilir ki?

Peki bir kadın neden parfüm kullanır? Fiziksel olarak erkeklerden çok daha estetik varlıklar olan kadınlar acaba hep daha fazlasına sahip olma iç güdüsü ile mi hareket ediyor. Daha iyi iş, daha iyi eş, daha rahat bir hayat, daha arzulanan ve beğenilen bir kadın olmak mı bütün mesele? Kadın olmadığım için bu sorulara doğru yanıtlar veremeyeceğim çok açık.

Kadınlar neden parfüm kullanır sorusuna cevap belki de her kadın için farklı olacaktır. Kimisi dikkat çekmek isterken, kimisi seksi olmak isteyecektir. Kimisi fazla ilgi odağı olmadan güzel kokmak isterken, kimi kadın kendi ruhunu tatmin etmek isteyecektir. Oysa ki insan ruhu doymak bilmez bir kara delik gibi.


Yüzyıllardan beri kadın parfümlerinin amaçlarından birisi karşı cinsi cezbetmek diyebiliriz belki de. Peki bu etki nasıl verilecek? Cevabı uzun yıllar önce verilmiş. Çiçekler ile.

Kadın parfümlerinde en çok kullanılan çiçekler hangisi desek sanırım gül, yasemin, menekşe yada leylak biraz daha öne çıkar. Bir de çok fazla kullanılmayan ama bolca hayranı olunan çiçek kokuları var. Mesela sümbülteber. İngilizcesi tuberose olan sümbülteber temalı parfümler kadınlar tarafından oldukça ilgi görüyor. Bu çiçeğin kokusunu etkileyici buluyorlar anladığım kadarıyla. Sanırım Robert Piquet’in Fracas isimli parfümünü kadınlar bunun için çok seviyorlar.

Yukarıda saydığım kadın parfüm klasiklerinin arasına bir ismi daha eklemek gerekir sanırım. Çünkü şöhreti büyük bir parfüm ile karşı karşıyayız. İlk olarak 1947 yılında çıkarılan Fracas, 1996 yılında formülasyonu biraz değiştirilip yeniden sevenlerine kavuşturulmuş Robert Piguet moda evi tarafından. Ağırlıklı olarak sümbülteber teması üzerine inşa edilmiş Fracas. Yani bol bol çiçeklerin hakim olduğu bir kokuya sahip.


Fracas çiçeksi olarak sınıflandırılmış. Gayet yerinde bu tanımlama. Zaten ilk anlardan itibaren çiçeklerin etkisini hissediyorsunuz. Başlangıcında çok yoğun, doğal ve pürüzsüz bir sabunsu kokuya çiçekler eşlik ediyor. Bu tür kokular bana hep banyo sabunlarını hatırlatıyor. Açılışını sevdiğimi söyleyemem. Orta notalarında da çok büyük değişim göstermiyor. Sabunsuluk biraz azalırken, çiçekler öne çıkmaya çalışıyor. Muhtemelen sümbülteber. Fakat bence hala sabunsu his ön planda. Son kısımda ise İlginç bir hayvansı misk ekleniyor çiçeklere. Böylesine saf ve masum bir parfümde hayvansallık neden vurgulanmış pek anlayamadım. Yani özetle: Sabunsu çiçekler, beyaz çiçekler, ve misk.

Fracas’ın başarılı bulduğum yanlarından bahsedeyim biraz. Öncelikle çok temiz ve net bir kokusu var. Gerçek bir parfüm kokladığınızı hissettiriyor size. Yani “parfüm gibi parfüm” desek sanırım doğru olur. Dolu dolu bir yapısı var. Eğer banyo sabunlarının kokusunu nasıl bir parfüme böylesine rafine şekilde verebilir diye bir yarışma açılsa Fracas’ın şansı yüksek. Yine çiçekler de çok temiz ve net. Yapaylığın yanından bile geçmiyor kokusu. Yani kalite hissiyatı yüksek.


Kadınların genelde çiçek kokulu parfümleri tercih ettiklerini göz önüne alırsak Fracas bir kadının tüm çiçeksi koku ihtiyacına cevap verebilecek gibi. Yabancıların “Beyaz Çiçekler” dediği gibi kokuyor. Biraz da beğenmediğim yanlarını anlatayım madem.

Fracas’ın, başlangıcındaki ve sonrasındaki sabunsuluk hiç bana göre değil. Burada sümbülteber çiçeğinin kokusunun da böyle kokmasında etkisi var kuşkusuz. Ama yine de benim için fazla çiçeksi, fazla kadınsı ve fazla sabunsu. Diğer konu ise çok düz bir çizgide ilerliyor. Sonları dışında neredeyse hiç değişmiyor. Yani uzun süreli kullanımlarda sıkıcı olabilir gibi bir izlenim oluştu bende.


Fracas’ın kokusu Frederic Malle’nin Carnal Flower’ına çok benziyor. Tamam ikisi de sümbülteber temasına sahip. Elbet bir benzerlik olacaktır diyebilirsiniz. Ama sanki iki kardeş gibiler. Fakat bence Carnal Flower daha giyilebilir ve ilginç.

Fracas için kimi yorumcular “Diva Parfümü” demişler. Valla ne güzel anlatmışlar olayı. Sahneye çıkmadan önce kendisini iyi hissetmek isteyen orta yaşlı kadın sanatçılar kullansalar hiç şaşırmam. Ya da ünlü sosyetiklerimizin “cemiyet” buluşmalarındaki bol estetikli sarışın hanımlara yakışabilir. Yaşı 35 ve üzerindeki kadınlar için daha uygun gibi duruyor Fracas. Genç kız kokusu olduğunu sanmıyorum.


Parfüm yorumcusu Luca Turin, Fracas’a beş üzerinden beş yıldız vererek bol bol övmüş. Luca Turin çok az parfüme en yüksek notu olan beş yıldız vermiş şimdiye kadar. Geoffrey Beene – Grey Flannel’a da beş yıldız vermişti Turin. Zaten Fracas’ın açılışındaki koku ile Grey Flannel’in başlangıcı sanki birbirine benziyor. Bu anlamda Luca Turin kendi içinde tutarlı olduğunu kanıtlamış oluyor bir anlamda. Her ne kadar onun düşüncelerine yer yer katılmasamda.

Koku kalitesine beş yıldız veririm Fracas’ın. Ama koku güzelliğine o kadar yüksek bir not vereceğimi sanmıyorum. Ne kadar doğrudur bilemem ama Fracas’ı kullanan ünlüler arasında Madonna, Kim Basinger, Martha Stewart, Carolina Herrera, Stella Tennant, Morgan Fairchild, Courtney Love da varmış. Ayrıca 2006 yılında FIFI tarafından “Onur Ödülüne” layık görülmüş.

                           Ülkemizde de şovu yayınlanan ünlü programcı Martha Stewart'ın elindeki Fracas'mış.

Fracas’ı ilk olarak 1947 yılında Germaine Callier tasarlamış. 1996 versiyonunu ise Pierre Negrin tasarlamış. İlk bahar-yaz kullanımına daha yakın gibi duruyor. EDP olması kalıcılığına oldukça olumlu etki yapmış.

Artıları:
+ Yüksek kalitesi ilgi çekici.
+ Pürüzsüz ve net kokusu size gerçek bir parfüm kokladığınızı hissettiriyor.

Eksileri:
- Benim için fazla çiçeksi ve sabunsu.
- Çok düz çizgide ilerliyor. Neredeyse hiç değişmiyor kokusu.

Koku Güzelliği:10/6

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Guy Laroche – Horizon (1993)



Guy Laroche – Horizon (1993)  Markanın erkek parfümlerinden.

İlginç bir marka Guy Laroche. Ana iş kolu hazır giyim olan Guy Laroche’un standart bir moda markasına benzemeyen yanı çok fazla parfüme imza atmamış olmaları. Ulaşabildiğim kadarıyla sadece sekiz tane parfüm yaptırmışlar. Bunlardan en bilineni tabiki siyah şişesi ile erkek parfüm klasiklerinden olan Drakkar Noir. Bu şöhretli parfüm sayesinde ismini duyuran Laroche, daha sonrasında ise çok ilginç ve etkileyici parfümlere imza atamamış gibi.

Toplam sekiz parfümünden sadece üç tanesi erkeler için. Bugün ikinci en popüler erkek parfümleri diyebileceğim Horizon’a yer vermek istedim. Yurt dışındaki parfüm platformlarında sıkça ismi geçen Horizon, bir parfüm sever olarak pas geçemeyeceğim kokulardan birisi. Fakat kötü bir haber vereyim. Horizon’un üretimi artık sonlandırılmış. Yani önümüzdeki yıllarda muhtemelen bulması zorlaşacak.


Aromatik yeşil olarak sınıflandırılmış Horizon’u başarılı kokulara imza atmamış bir burun olan Alain Astori tasarlamış. Açılışında biraz traş losyonlarını andıran turunçgil ile size merhaba diyor. Oldukça buruk bir başlangıcı var. Sanki bergamot da var. Biraz da aromatik otlar. Çok alışıldık bir tarzda değil üst notalar. İlk andan itibaren 1990’ların başlarında tasarlanmış bir kokusu olduğunu anlıyorsunuz.

Orta notalarında kokusu oldukça değişiyor. Başlardaki buruk aromatik otların yerine, reçinemsi ağaçlar geliyor. Sanki çam ağırlıkta. Aklıma hemen büyük abi Drakkar Noir geliyor. Onu biraz andırıyor orta notalar. Hatta biraz da Polo (Classic)’e benziyor bu çamsılık. Bence gayet güzel. Çok doğal ve erkeksi. Alt notalarında ise tam bir 1980’lerin sonları 1990’ların başlarına gönderme var. Silhat (Paçuli), aromatik odunsu notalar, devam eden çam ağacı kokusu, hatta bir parça deri.

Horizon son zamanlarda denediğim en detaylı ve derin parfümlerden birisi. Günümüzün bir sürü tek düze kokusunu düşündüğümde Horizon onları kalite anlamında adeta ikiye üçe katlar. Gerek başlangıcı, gerek değişen orta notalar ve eski fujerlara gönderme yapan alt notalar. Bu anlamda Horizon’a söylecek bir şeyim kesinlikle yok.


İyi de kokusu güzel mi? Tamam derin ve kompleks bir yapıda. Ama koku karakteri nasıl? Şimdi efenim Horizon size 1990’ların başlarını hatırlatıyor. Yaşı uygun olanların o zamanlardaki hatıraları tekrardan akıllarına gelebilir. Çünkü günümüzün modern tatlı, baharatlı, vanilyalı, çikolatamsı parfümlerine hiç benzemiyor. Bu anlamda herkese hitap edecek bir yapısı yok. Eğer Polo Classic, Ralph Lauren – Safari yada Drakkar Noir sevenlerdenseniz muhtemelen çok memnun kalacaksınız.

Horizon bana nedense ağırlıklı olarak aromatik otsu-çamsı bir his verdi. Yer yer karanlık bir hale bürünüyor. Yer yer mavi şişesi gibi deniz hissi veriyor. Yer yer eski-nostaljik-tozlu bir hale geçiyor. Kokusunu kendime çok yakın bulmasam da kalitesine ve koku güzelliğine bir şey söylemem haksızlık olur. Unutmadan söyleyeyim. Hala yurt dışındaki parfüm satan sitelerde çok ucuz fiyatlara bulunabiliyor. Zaten Horizon’un en ilgi çeken yanı bu kadar ucuza satılırken, kokusunun belli bir rafineliği yakalaması.


Eğer yaşınız 30 ve üzerindeyse, yeni nesil bol şekerli zıpır parfümlerle aranız iyi değilse ferah bir Polo Classic benzeri tarzıyla sizi bekliyor. Size eski günleri hatırlatabilir kokusu. Yine de denemeden almak bence risk. İlkbahar-yaz için uygun gibime geliyor. Ama şöyle bir düşündüğümde sonbahar-kış mevsiminde de kullanılabilir. Tam bir erkek parfümü olduğunu önemle belirtmeliyim.

Artıları:
+ Doğal ve gerçekçi kokusu gayet başarılı.
+ Erkeksi ve biraz eski kokan parfümlere meraklıysanız denemeniz gerekir.

Eksileri:
- Herkesin sevebileceği gibi değil.
- Günümüzün parfüm trendlerine çok uzak.

Koku Güzelliği:10/6.5

5 Temmuz 2012 Perşembe

Montale – Soleil de Capri



Montale – Soleil de Capri  Markanın unisex kullanıma uygun parfümü.

Kuruluş amacı “Arap kültürüne yakın parfümler yapmak” olan Montale markasının en ilgi gören kokusu şüphesiz Black Aoud. Yoğun bir gül temasına sahip olsa da bana her zaman cami önlerinde satılan hacı yağlarını çağrıştırıyor. Ayrıca markanın bir çok “Aoud” temalı parfümü var.

Montale kendisini her ne kadar “Arap kültürüne” yakın bulsa da, bu temayla pek uyuşmayan kokularda çıkarıyorlar. Bence Soleil de Capri onlardan birisi. Neden mi? O zaman geçelim detaylara.


Hangi yıl çıkarıldığı belli olmayan Soleil de Capri, markanın kurucusu Pierre Montale tarafından tasarlanmış. Fragrantica’da çiçeksi-meyveli olarak sınıflandırılmış. Kısmen doğru bir tanımlama diyebilirim.

Soleil de Capri’nin başlangıcı ortalama bir turunçgil ile gerçekleşiyor. Çok özel ve ilginç değil. Ama kötü de değil. Açıklanan notalarında turunçgiller ve greyfurttan bahsedilmiş. Muhtemelen bu ikiliden geliyor o koku. Orta notalarına çok büyük değişim göstermeden geliniyor. Burada bariz bir meyveli hale dönüşüyor. Bana meyveli sakızları hatırlattı. Anlaşılacağı üzere biraz tatlanıyor orta notalarda. Bu kısımda meyveler başrolde diyebilirim. Sonlara doğru yine çok büyük bir değişim görülmüyor kokusunda. Alt notalarında tatlı meyvelere biraz da misk ekleniyor. Böylece de tenden ayrılıyor. Yani özetle: Meyveler, meyveler ve meyveler.

Soleil de Capri, başından sonuna kadar neredeyse hiç değişmiyor. Çok düz çizgide ilerleyen bir hali var. Bu durum her parfümde olduğu gibi ilerleyen zamanlarda sıkıcı olma ihtimalini aklıma getiriyor. Yani çok zengin, ilginç ve derin bir kokuya sahip değil. Bol bol tatlı tropikal meyveler. Hatta yer yer marketlerde satılan karışık meyve sularını andırıyor.

                                          Soleil de Capri'nin kokusu aklıma yukarıdaki resmi getirdi.

Yine açıklanan notalarına baktığımda kumkat (kumquat) isimli tropikal bir meyve gözüme çarptı. Acaba bu meyve mi ağırlıkta diye düşünmeden edemiyorum. Parfüm meraklılarının bileceği gibi bu kumkat meyvesi Givenchy’nin popüler parfümü Xeryus Rouge’da da var. Fakat orada çok yapay ve plastiğimsiydi.

Soleil de Capri’yi deneme sürecinde yapaylık barındırmayan meyveler dışında başka bir şeye rastlayamadım. Çok yüksek fiyatlara satılan Montale’nin bu parfümü neden böylesine basit bir tasarıma sahip anlamak zor. Tamam meyveli kokuları sevenlerin oldukça hoşuna gidecektir. Fakat sadece bu kadar mı? Gerisi yok mu bu parfümün? Bence yüksek fiyatını hak edecek kadar ilginç değil.


Tatlı, ferah, yumuşak meyveler yaz mevsimi için harika bir fikir. Bence ilkbahar-yaz kullanımına daha yakın. Sanki 30 yaş ve altındaki arkadaşları hedefliyor gibi bir hali var. Genç işi diyebilirim. Montale’nin diğer parfümleri gibi EDP olarak satışa sunulmuş. Unisex olarak sınıflandırılmış. Bence de doğru bir karar. Fakat hafif tatlımsı meyveler biraz daha kadın kullanımına yakın olduğunu hissettiriyor.

Artıları:
+ Tatlımsı meyveli parfümleri seviyorsanız, en iyi arkadaşlarınızdan birisi olabilir Soleil de Capri.
+ Kalıcılığı fena değil.

Eksileri:
- Kendisine aşık edecek kadar etkileyici bir kokusu yok.
- Ortalama bir meyveli kompozisyon. Çok büyük şeyler vaat etmiyor.

Koku Güzelliği:10/6.5