Chanel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chanel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2023 Salı

Chanel – Coco (1984)

Estee Lauder’in efsanevi Youth Dew’i ve Yves Saint Laurent’in şöhretli kadın parfüm klasiği Opium’dan sonra Chanel muhtemelen rakiplerine cevap vermek istedi. Matmazel Gabriel Chanel’in takma ismi olan Coco’yu Jacques Polge parfüm haline çevirdi. Sonuçta harika bir Eau de Parfum 1984 yılında dünyaya geldi.

Chanel’in internet sitesinde Coco şu cümlelerle tanıtılmış: “Coco, Gabrielle Chanel’in kişiliğinin yoğunluğunu ve barok olan her şeye duyduğu sevgisini ifade eder. Kontrast notalarını yavaş yavaş ortaya çıkaran lüks ve oryantal bir senfonidir. Gabrielle Chanel paradoks sanatını geliştirmiştir. Kadın modasında devrim yaratan sade, eşsiz bir tarzın arkasında, Barok tarzını eşit derecede seven bir kadındı. Bu sevgisi Rue Cambon’daki dairesinin dekorasyonuna ve onun Bizans takı koleksiyonlarına ilham verdi. Lakabından ilham alan Coco parfümü, onun kişiliğinin büyüleyici ve ışıltılı yüzünü yansıtan oryantal etkiye sahip bir kokudur.”

Coco’nun başlangıcı bir parça eski tarz turunçgillerle gerçekleşiyor. Kısa süre sonra mandalina benzeri narenciyelere keskin baharatlar ve kadınsı çiçekler ekleniyor. Orta kısımda bir çok kadın parfümünün aksine çiçeklerden ziyade baharatlar öne çıkıyor. Karanfil ve biberi andıran baharatlardan sonra kapanışta benzer yapının devam ettiğini görüyoruz.

Coco, ilginç şekilde yoğun baharatlı bir kadın parfümü. Baharatlar genellikle erkek parfümlerinde büyük oranda kullanılır. Coco’nun farkı, keskin baharatlara yasemin benzeri çiçekleri eklemesi denebilir. Kimi kullanıcıların Coco’yu erkeklere de önermesinin sebebi muhtemelen bu durum.

Coco, geri planda meşe yosununu andıran 1970 ve 1980’li yılların eski tarz parfümlere benziyor. Genel yapısının modern olmadığını söyleyebilirim. Onun nostaljik tavrı tabii ki fazlaca tatlı-şekerli kokmasına izin vermiyor. Arada gülü andıran yapısıyla Coco, denediğim en güzel Chanel kadın parfümlerinden birisi diyebilirim.

Kullandığım Eau de Parfum formuydu. Kalıcılığı ve etrafa yayılımı çok güçlü sayılmaz. Sonbahar-kış kullanımına yakın duruyor.

Koku Güzelliği:10/7.5

28 Kasım 2022 Pazartesi

Chanel – Egoiste (1990)

Chanel’in sevilen klasik erkek parfümlerinden Egoiste, yeni nesil koku severlerin biraz yabancı olduğu bir arkadaş denebilir. Egoiste, 2000’li yıllara hazırlık kokularındandı. İlginç şekilde 1970-1980’li yılların sert ve keskin erkek parfümlerine ise pek benzemiyordu. Bu anlamda geçiş dönemi eserlerindendi.

Chanel’in internet sitesinde tanıtımı şu cümlelerle yapılmış: “Egoiste, baştan çıkarma gücü güçlü, bağımsız karakterli erkeklerin tercih ettiği kokudur. Bu odunsu-baharatlı-amberli Eau de Toilette, eşsiz ve büyüleyici kişiliği ifade eder. Bağımsız ve anlaşılması zor. Tamamen büyüleyici.”

Egoiste’nin ilk dakikaları canlı ve neşeli turunçgillerle gerçekleşiyor. Açıklanan notalarında mandalina var. Tatlı ve güzel mandalinadan sonra orta kısımda turunçgiller geri plana geçerken ortaya baharatlı, tütünlü gül kokusu çıkıyor. Sonlarda kremsi ve neredeyse vanilyalı sandal ağacı yerini alıyor.

Egoiste ne 1980’li yılların şiprelerine veya fujerlerine benziyor ne de 2000’li yılların bol şekerli baharatlı vanilyalı parfümlere benziyor. Kendine özgü karakteri olan benzersiz bir eser gibi davranıyor. Onun en ilginç tarafı içeriğinde büyük oranda erkeksi verilmiş gül teması barındırması. Gül genellikle kadın parfümlerinde kullanılan çiçektir. Burada yumuşak ve tatlımsı verilmiş baharatlar ve sandal ağacının yanına eklenmiş gül, çok az erkek parfümünde bu kadar baskındır. Genel karakter yeterince erkeksi davranıyor. Kalite anlamında iyi yerde duruyor. Hafiften dumanlı hissettirebiliyor. Bazen tütün ve pudra bile algılayabiliyorsunuz. Onun Samsara’ya hafiften benzediğini bile iddia edebiliriz.

Egoiste, kadınların aşık olacağı bir parfüm olmaktan ziyade erkeklerin kendisini mutlu hissetmek için kullanacağı esere benziyor. Kullanan çoğu kişi onu sever mi bilemiyorum fakat birbirinin aynısı parfümlerden sıkıldıysanız ve yaşınız otuzun üzerindeyse Egoiste’yle tanışma zamanın yaklaşıyor demektir.

Bir parfüm platformunda Egoiste için yazılan şu inceleme hoşuma gitti: “Bir Egoiste koku bulutunda ‘Blade Runner Blues’u dinlerken, hiç yaşamadığım bir hayatın puslu nostaljisi üzerime geliyor.

Yağan yağmurda, 80’lerin sonu veya 90’ların başında büyüyen bir metropole bakan bir balkon. Aşağıdaki sokaklardan yükselen buharla bulanıklaşan neon tabelalar. Bir bardak viski, belki bir puro. Gece geç saatlerde haberleri gösteren sesi kısık bir TV. Yalnızlık.”

Eau de Toilette formunda. Kalıcılığı yeterli, etrafa yayılımı ortalamanın biraz altında. Sonbahar-kış döneminde kullanmak iyi fikir. Kokusunu Jacques Polge tasarlamış.

Koku Güzelliği:10/8

5 Eylül 2022 Pazartesi

Chanel – Bleu Eau de Parfum (2014)

Chanel’in 2010 yılı çıkışlı erkek parfümü Bleu’nun dünya çapındaki başarısı göz kamaştırıyor. Çok satan modern eserlerden birisi haline gelen Bleu de Chanel’in beklendiği üzere aynı isimli devam kokuları geliyor. İlk Blue de Chanel Eau de Toilette formundaydı. 2014 yılında Eau de Parfum Bleu ile tanıştık.

Chanel’in internet sitesinde Bleu de Chanel Eau de Parfum şöyle tanıtılmış: “Büyüleyici aromatik-odunsu kokuyla ifade edilen erkeksi özgürlüğe övgü. Derin ve gizemli mavi şişeye yerleştirilmiş zamansız bir koku. Bleu de Chanel, kurallara bağlı olmayı reddeden adamın kokusudur. Bağımsızlık ve kararlılıkla kendini gösteren karakter ortaya koyuyor. Kaderini seçen erkeğin ruhu.”

Parfümün ilk dakikalarında ferah ve canlı turunçgilleri görüyoruz. Biraz deniz hissi veren narenciyelere orta kısımda aromatik baharatlar ve ambroksan benzeri yapı ekleniyor. Sonları, orta bölümün paralelinde ilerliyor. Dinamik baharatlara metalik-ekşi ambroksan eşlik ederek kapanış yapılıyor. Alt notalarda sedir ağacı da kendisini gösteriyor.

Bleu de Chanel Eau de Parfum, 2010’lu yıllardan sonra moda haline gelen yapay deniz hissi veren metalik baharatlara yer vermiş. Parfümün ismindeki mavi vurgusu ve şişesinin renginin koyu mavi oluşu ilk anda su-deniz-okyanus temasını aklımıza getiriyor. Bleu de Chanel’de yoğun deniz kokusundan ziyade sahte yosun kokusuna yer verilmiş.

İlk Eau de Toilette formundaki Bleu de Chanel için bir hayli eleştiri gündemdeydi. Benim de pek sevemediğim ilk Bleu de Chanel erkek traş sonrası kolonyalarına benzetilir. Basit ve sıradan hissettiren ilk Bleu de Chanel’e göre Eau de Parfum versiyonu daha olgun, daha kaliteli, daha derin ve kokusal anlamda daha başarılı diyebilirim. Eau de Parfum’e aşık olmadım ve büyük boy şişesini alacağımı sanmıyorum. Yine de ikisi arasında seçim yapmak durumunda kalsam Eau de Parfum versiyonu tercih ederdim.

Genele hitap eden tarzıyla herkesin sevebileceği Bleu de Chanel Eau de Parfum övgüler alabileceğiniz vasat ulaşılabilir lüks parfüm hissi uyandırıyor. Yaratıcılık olmayan genel yapısı kısa süre içinde unutulup gitmeye yakın duruyor.

Kalıcılığı fena değil, etrafa yayılımı ne yazık ki zayıf. İlkbahar-sonbahar dönemine uyum sağlayacaktır. Kokusunu ünlü burun Jacques Polge tasarlamış.

Koku Güzelliği:10/6.5

2 Haziran 2022 Perşembe

Chanel – Allure Homme Sport (2004)

Chanel’in en ünlü modern klasiklerinden Allure ve erkek versiyonu Allure Homme’nin büyük başarısının ardından onlarca Allure isimli devam parfümü raflardaki yerini aldı. Allure Homme ismine sahip erkek parfümlerinin devam kokularından en popüler olanı şüphesiz Allure Homme Sport oldu. Metalik renkli şişeye sahip bu eser, kokusal anlamda herkese hitap edebilen bir başarı hikayesiydi. Tabii ilerleyen yıllarda, karşısına çıkan güçlü rakiplerinin biraz gerisinde kalmışa benziyor.

Chanel’in internet sitesinde Allure Homme Sport şu cümlelerle tanıtılmış: “Taze ve odunsu bir koku. Sucul, canlı ve şehvetli notaların karışımı, sınırlarını zorlamaya çalışan aksiyon adamını çağrıştırıyor. Tazelik ve duygusallık arasında bir kompozisyon. İtalyan mandalinası sedirin temiz ve yoğun notalarını müjdeliyor. Beyaz misk ile zenginleştirilmiş şehvetli ve bademli tonka fasulyesi, derin ve saran iz oluşturur. Allure Homme Sport, meydan okumayı seven erkeği temsil eder.”

Allure Homme Sport’un açılışı ferah ve şekerli turunçgillerle gerçekleşiyor. Ekşi limon ve taze mandalinayla güzel ve kaliteli başlangıcın ardından keskin olmayan sedir ağacı, vanilya, tonka fasulyesi ve amberle kapanış yapılıyor.

Allure Homme Sport’un neden sevildiği ve popüler olduğu ilk dakikalarda anlaşılıyor. Kullanan çoğu kişinin sevebileceği güvenli ve modern turunçgillerin tatlı vanilya-tonka fasulyesiyle birleşmesi kuşkusuz ki iyi sonuç veriyor. Kokusal anlamda genele hitap ediyor ve rahatsız edici tarafı bulunmuyor. Zaman zaman turunçgillerden gelen ekşilik bazen de tuzluluk parfümün çok yönlülüğünü vurguluyor. Kullanması kolay ve etraftan bol bol övgüler alabileceğiniz temiz ve lüks kompozisyon, Chanel kalitesini size sunuyor.

Turunçgil parfümleri genellikle sıkıcı, cılız, yapay ve sıradan kokar. Allure Homme Sport ise çekici, züppe ve şık davranıyor. Onu koklayan kadınların hemen hepsinin sevdiğini gözlemledim.

Muhteşem ve yaratıcı olmasa da ilkbahar-yaz akşamları için olabilecek en sağlam seçeneklerden birisi diyebilirim.  Popüler turistik sahil kenarlarında, beach clublarda, akşam çıkmalarında onun verebileceği etkiyi çok az parfüm verebilir.

Kimi kullanıcılar Versace Pour Homme’ye benzetmiş ki haksız sayılmazlar. Allure Homme Sport hem koku güzelliği hem de verdiği hissiyat bakımından Versace Pour Homme’den birkaç gömlek üstün diyebilirim. Eau de Toilette formunda. Kalıcılığı yeterli fakat etrafa yayılımı ilk patlama dışında güçlü sayılmaz. Keşke biraz daha etrafa yayılabilseydi. Kokusunu sektörün en önemli isimlerinden Jacques Polge tasarlamış.

Koku Güzelliği:10/7

29 Nisan 2022 Cuma

Chanel – Allure Homme Edition Blanche Eau de Parfum (2014)

Chanel’in 1996 yılı çıkışlı kadın parfümü Allure’nin başarısının ardından birçok devam kokusu geldi. Yıllar içinde Allure’nin erkek versiyonları da oldukça sevildi ve popüler oldu. 2008 yılında çıkan Allure Homme Edition Blanche’yi uzun yıllar önce kullanmış ve beğenmiştim. Aradan geçen zamandan sonra bu arkadaşa tekrar şans vermek istedim. İlginç bir şekilde gördüm ki 2008 çıkışlı Eau de Toilette formundaki Allure Homme Edition Blanche gitmiş, yerine 2014 yılında piyasaya sürülen Eau de Parfum versiyonu gelmiş.

Ana akım markalar, popüler parfümlerinin Eau de Parfum versiyonu çıkarma furyasına son hızla devam ediyorlar. Allure Homme Edition Blanche’nin bu sefer yeni Eau de Parfum versiyonunu edindim. Chanel’in internet sitesinde Allure Homme Edition Blanche Eau de Parfum şu cümlelerle tanıtılmış: “Avangart kişiliğe ve cesur bakış açısına sahip, sanatsal erkeğin taze kehribar kokusudur. Yeni, modern karaktere sahip bir kompozisyon. Gerçek bir yaratıcı ifade. Zarafet ve benzersizlik arasında mükemmel denge sağlayan taze, oryantal bir koku.”

Allure Homme Edition Blanche Eau de Parfum’un başlangıcı ekşi, tatlı, modern limonla gerçekleşiyor. İlk dakikalarda ferah denebilecek harika limona orta kısımda kremsi ve leziz vanilya ekleniyor. Orta bölümden itibaren limonlu, vanilyalı dondurmayı andıran koku formu sonlarda da büyük değişim göstermiyor.

Karşımızda tek düze sayılabilecek ağız sulandıran lezzette müthiş bir Chanel parfümü var. Sanatsal anlamda yaratıcılık barındırmasa da herkesin sevebileceği limonlu vanilya kombinasyonu ustaca bir araya getirilmiş. Pek derin olmayan alt yapısına bakıp, onu eleştirebiliriz fakat üzerinizden gelen koku sizi canlandırmaya, mutlu etmeye yetiyor. Bazı parfümlerin amacı yüksek sanata ulaşmak olmayabilir ve Edition Blanche muhtemelen bir Salvador Dali değil. Yine de onun basit, modern ve leziz formu gününüzü güzel geçirmenizi sağlayabilir.

Edition Blanche, parlak, canlı ve pozitif yapısıyla günlük kullanıma uyabilecek bir arkadaşa benziyor. Onu deneyen ya da kullanan çoğu kişi sevecektir. Bu anlamda bir ana akım markanın yapmak istediğini yerine getiriyor. Genç hatta orta yaşlı erkeklerin bile kullanabileceği çok yönlü yapısı gün içinde övgüler almanızı sağlayabilir. Erkek parfümü olarak piyasaya sürüldüyse de kadınların rahatlıkla kullanabileceğini düşünüyorum.

Limonlu, kremsi, tatlı, lüks, züppe Edition Blanche’yi çoğu kullanıcı yaz parfümü olarak etiketliyor. Bana göre çok sıcak yaz günlerinde biraz fazla kaçabilir. Serin yaz akşamlarında veya ılık ilkbahar döneminde onu kullanmak çok daha iyi sonuç verecektir.

Eau de Parfum formunda. Kalıcılığı yeterli, etrafa yayılımı ilk bir saat fena değil. Sonrasında çekingen kalıyor. Keşke biraz daha güçlü olabilseydi. Kokusunu sektörün en bilinen isimlerinden Jacques Polge tasarlamış.

Koku Güzelliği:10/8

17 Ağustos 2021 Salı

Chanel – Allure Homme Sport Eau Extreme (2012)

Chanel’in 1996 yılında hayata geçirdiği Allure isimli kadın parfümünden üç yıl sonra Allure Homme olarak erkek versiyonu raflara çıktı. 2000’li yılların sevilen erkek parfümlerinden Allure Homme’nin kısa süre sonra devam kokuları çıkmaya başladı. Allure Homme’nin ilk devam kokusu Allure Homme Sport idi. 2012 yılındaysa Allure Homme Sport Eau Extreme raflardaki yerini aldı.

Allure Homme Sport Eau Extreme, Chanel’in internet sitesinde “yoğun, tavizsiz erkeğin cazibesi” olarak tanıtılmış. Şehvetli ve güçlü tarafından bahsedilmiş. Hayatını sınırsız veya ödün vermeden yaşayan erkeği temsil ettiğine vurgu yapılmış. İlk saniyelerde şekerli dinamik limonla açılış yapılıyor. Kullanan çoğu kişinin sevebileceği tatlı limondan sonra orta bölümde yumuşak baharatlar ve tonka fasulyesi devreye giriyor. Sonlarda vanilyalı odunsularla kapanış yapılıyor.

Chanel’e göre üst notalarda mandalina ve nane bulunuyor fakat kokusal hissiyat olarak limonatayı andırmayan canlı, kremsi limon var ilk dakikalarda. 2004 çıkışlı Allure Homme Sport’a benzeyen ilk dakikalardan sonra tatlılık biraz artıyor Eau Extreme versiyonda. Tonka fasulyesi ve vanilyanın oldukça kremsi verildiği orta ve son bölüm onu günümüzün modern bolca tatlı erkek parfümlerine yaklaştırıyor.

Chanel’in sanatsallıktan ziyade genç erkeklerin (hatta koklayan kadınların neredeyse tamamı çok sevdi Eau Extreme’yi) sevebileceği, basit, düz, derinliği olmayan hoş ilkbahar-yaz kokusuna yatırım yaptığını görüyoruz. Bu seçimden dolayı Chanel’i suçlamak anlamsız çünkü ticari bir marka ve bolca parfüm satmalı. Oysa Chanel’in tarihsel şöhretli marka algısını düşünürsek Allure Homme Sport Eau Extreme büyük başarı öyküsü değil.

Temiz, giymesi kolay, pozitif ve her ortama uyabilecek Eau Extreme, Eau de Parfum formunda. Kokusunu ünlü burun Jacques Polge tasarlamış. Ilık ilkbaharın onun en güzel tepkileri vereceği mevsim olacağını düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/6.5

25 Mayıs 2021 Salı

Chanel – Bois des Iles (1926)

“Kükreyen Yirmiler (Roaring Twenties), batı toplumunda ve batı kültüründe 1920’li yıllara işaret eder. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da, özellikle de Berlin, Chicago, Londra, Los Angeles, New York, Paris ve Sidney gibi büyük şehirlerde belirgin kültürel üstünlüğe sahip ekonomik refah dönemidir. 1922’de Paris’te “Bœuf sur le Toit” kabaresi açıldı ve hemen gece hayatının merkez üssü oldu. Dumanlı, bohem atmosferinde Flappers, Charleston ve Black Bottom’da doğaçlama caz müzikleriyle dans edildi. Kükreyen Yirmili yılların geceleri, caz ve java müziğinin ritmine göre hareket ediyordu. Bu egzotik enerji dalgasından ilham alan Coco Chanel, sizi egzotik çiçekler ve afyonlu kokularla dolu uzak adaların sakin, bilinmeyen sularına götüren duyusal ve baharatlı Bois des Iles’i piyasaya sürdü.”

Chanel’e göre kadınlar için tasarlanan ilk odunsu parfüm Bois des Iles, kokular evreninin önemli klasiklerinden birisi olarak tarihteki yerini aldı. Chanel’in bu ünlü kadın parfümü, ilerleyen yıllarda tabii ki reformülasyonlar geçirdi. Chanel’in internet sitesinde Bois des Iles için sandal ağacı, ylang ylang ve tonka fasulyesi notaları öne çıkarılmış.

Bois des Iles’in açılışı tatlı ve eski meyvelerle gerçekleşiyor. Tozlu şeftali ve neroliyi andıran meyvelere tabii ki aldehitler eşlik ediyor. Orta kısımda meyvemsilik devam ederken, çiçekler karşımıza çıkıyor. İris çiçeği ve gülü andıran çiçeklere sanki menekşe de destek veriyor. Sonlarda harika sandal ağacı, vanilya ve meşe yosunu sizi mest ediyor.

Bu parfümün 1920’li yıllardan günümüze geldiğini biliyoruz. Kokusal anlamda kullandığım çok eski ve tarihi parfümleri hem andırıyor hem de günümüzde kullanıma yakın duruyor. Parfümün üzerinde baştan sona dolaşan sabunsu-pudralı aldehitler onu, 1920’lere geri götürüyor. Oysa neredeyse baharatlı ve hatta şaşırtıcı şekilde dumansı tütünsü (umarım yanılmıyorumdur) tarafı 1980’li yılların erkek kokularını bile hatırlatıyor. Hatta çoğu kullanıcının Bois des Iles’i, Chanel’in ünlü erkek parfümü Egoiste’ye benzetmesi yeterince enteresan. Kullanım döneminde ben de azıcık benzerlik hissettim Egoiste ile Bois des Iles arasında. Hatta bazı parfüm severlerin Bois des Iles’i, Guerlain’in Samsara’sına benzetmesi daha da ilginç. Evet, Bois des Iles’de sandal ağacı var ama Samsara’daki kadar yoğun ve burun yakıcı olarak kullanılmamış.

Bois des Iles, çok güzel bir Chanel parfümü. Tabii ki kadın kullanımına yakın. Yüksek kaliteli ve nostaljik kokuyor. Bu haliyle yirmili yaşlarındaki hanımefendilerden ziyade, kırk yaş ve üzeri kadınlara uyum sağlayacağını düşünüyorum. Derin ve retro kokusu, denemeye değer.

Efsanevi parfümör Ernest Beaux’un tasarladığı Bois des Iles’i sonbahar-kış mevsimlerinde kullanmak iyi fikir. Kalıcılığı yeterli fakat etrafa yayılımı ilk saniyeleri saymazsak biraz düşük kalıyor.

Koku Güzelliği:10/7.5

25 Ağustos 2020 Salı

Chanel – Bleu de Chanel (2010)

Chanel parfüm biriminin 2010 yılında isminde mavi kelimesinin geçtiği erkek kokusu çıkarması, kuşkusuz büyük merak uyandırmıştı. Moda dünyasının havalı markası Chanel için çoğu kişi “onlar asla hata yapıp kötü parfüm çıkarmaz” demesine rağmen ilk zamanlarda yoğun eleştiriler aldı Bleu de Chanel. Gerek isminin Chanel’e yakışmayacak basitliği gerekse kokusunun fazlaca piyasa işi olması sebebiyle kimi Chanel kullanıcılarının hayal kırıklığına uğradığı söylenebilir.

Bleu de Chanel’in ilk olarak Eau de Toilette formunda piyasaya sürüldüğünü biliyoruz. İlerleyen yıllarda Eau de Parfum ve en son Parfum versiyonu raflardaki yerini almış durumda. Benim kullandığım Eau de Toilette versiyonuydu. Chanel’in internet sitesinde Bleu de Chanel’in odunsu aromatik yönü vurgulanmış. Ayrıca temiz, taze ve son derece şehvetli koktuğu belirtilmiş.

Bleu de Chanel’in ilk saniyeleri aromatik otların desteklediği dinamik ve taze turunçgillerle gerçekleşiyor. Derin ve karanlık sayılabilecek greyfurda eşlik eden aromatik otlar biberiye ve kekik olabilir. Süper ferah davranmayan ilk saniyelerden sonra orta bölüme geçiliyor. Aromatik mavimsi deniz temasının yanına serin baharatlar ekleniyor. Buradaki en öne çıkan baharatın zencefil olduğunu düşünüyorum. Orta kısımda Iso E Super ve Calone’yi anımsatan geri planda hafiften yapaylık hissediliyor. Sonlarda Chanel’e göre sedir ağacı ve sandal ağacı var fakat ambroksan tarzı sentetiklerin daha çok yer kapladığını sanıyorum.

Karşımızda 2000’li yılların oldukça tanıdık koku formu var. Bleu de Chanel’in aromatik Akdeniz otlarının eşlik ettiği turunçgiller, lavanta, soğuk baharatlar, sentetik deniz kokusu ve odunsulardan oluştuğunu söyleyebilirim. Parfümün ismindeki mavi kelimesi kafa karıştırıcı çünkü tam olarak deniz-okyanus-su temalı rakiplerine benzemese de onu koklarken garip şekilde yosunsu hissiyat algılıyorsunuz. Sucul yaz parfümleri gibi çok ferah ve hafif değil tıpkı şişesinin rengi gibi koyu mavi kokuyor adeta. Onun için aromatik otsu baharat parfümü diyesim var.

Bleu de Chanel bir taraftan tanıdık, sıradan, yaratıcı olmayan ve hatta erkeklerin kullandığı traş sonrası kolonyaları veya traş köpüklerini anımsatıyor. Diğer taraftan da üst ve orta notalarında derin sucul, bitkisel ve yarı karanlık baharatları bünyesinde barındırıyor. Hem yapay ve vasat kokuyor hem de her ortamda kullanılabilecek hatta takım elbiseye uyum sağlayabilecek çok yönlülüğe sahip. Ayrıca tatlılık fazla değil, erkeksi davranıyor ve kadınlar onu anlamlandıramadığım şekilde seviyor. Zıtlıkları bünyesinde barındırıyor.

İyi de Bleu de Chanel neden bu kadar eleştiriliyor. Ucuz kokan piyasaya parfümlerine benzemesi, Chanel markasının ağırlığına ve elegant tavrına hakaret olarak düşünülüyor anladığım kadarıyla. Chanel’in genele yönelik parfümü, büyük kitlelere satış yapabilmesinin önünü açarken, markanın lüks karakterine de yara aldırıyor. Eğer Chanel de bu yola başvuruyorsa diğer markalar neler yapmaz diye insan düşünmeden edemiyor.

Ne denirse densin, oldukça seviliyor Bleu de Chanel fakat aklınızı başınızdan alamayacağını veya markanın lüks hissiyatını size yaşatamayacağını şimdiden kabullenmeniz gerekebilir. Sıradışı ya da sofistike değil ve eğer traş sonrası kolonyası benzeri bir parfüme yüz dolar civarında ödeme yapmak sizin için sorun değilse hiç durmayın ve ona sahip olun.

Kokusunu sektörün en ünlü isimlerinden Jacques Polge tasarlamış. Kalıcılığı fena değil, etrafa yayılımı ilk patlama dışında ortalamanın biraz altında diyebilirim. Serin ilkbahar günlerine yakışacağını tahmin ediyorum.

Koku Güzelliği:10/6

18 Ekim 2018 Perşembe

Chanel – Gabrielle (2017)

Chanel’in 2017 yılı başlarında gerçekleştirdiği yeni çanta tasarımı Gabrielle için, Karl Lagerfeld’in fazlaca kadınsı olmadığını söylediği belirtiliyor. Ve 2017 yılının sonbahar mevsiminde Chanel’in Gabrielle isimli kadın parfümü de raflardaki yerini alıyor. Buradan anlıyoruz ki Chanel’in yeni çanta ve parfüm tasarım dilinin çatı ismini Gabrielle oluşturuyor. Chanel muhtemelen Gabrielle isimli çantaları ve parfümünü arka arkaya görücüye çıkararak bu anlamda kavram yaratmaya çalışıyor. Zaten küresel bir markadan da böylesine adımlar beklenir. Tabii bizi ilgilendiren kısım çantalar değil Gabrielle isimli kadın parfümü.

Gabrielle, kendi sitelerinde dört ana nota öne çıkarılarak tanıtılmış. Yasemin, ylang ylang, portakal çiçeği ve sümbülteber notalarını merkeze alan Gabrielle ismi, markanın kurucusu Coco Chanel’in ilk adı aynı zamanda. Tam ismi Gabrielle Bonheur Chanel olan Matmazel Coco için parfümlerin ne kadar önemli olduğu biliniyor. Gabrielle parfümünü tasarlayan Olivier Polge’nin, çocukluğunu babası Jacques Polge’nin yanında Chanel laboratuarlarında geçirdiği söylenir. Gabrielle parfümünü tasarlamak bir anlamda Olivier Polge için çocukluk anılarına ve babasıyla olan eski günlere geri dönmekti. Sözü fazla uzatmadan geçeyim Gabrielle’nin bende hissettirdiklerine.

Gabrielle’nin açılışı ferah sayılabilecek turunçgillerle gerçekleşiyor. Mandalina ve greyfurda benzeyen üst notaları gayet güzel ve sıradışı değil. Orta kısma doğru çiçekler, turunçgillerin yanındaki yerini alıyor. Sabunsu sayılabilecek çiçeklerden ayırt edebildiklerim yasemin ve portakal çiçeği. Orta kısımda kadınsılığın ve bir parça yapaylığın hissedildiğini ne yazık ki söyleyebilirim. Son bölümde sandal ağacı ve miske eşlik eden nötr odunsular fena değil ama koku oldukça zayıflıyor alt notalarda.

Gabrielle, tam bir meyveli-çiçeksi arkadaş. Ferah, tatlı turunçgil meyveleriyle beyaz çiçeklerin klasik bir karışımı. Hatta o kadar klasik ki yüzlerce kadın parfümündeki koku formu adeta tekrar edilmiş. Zaten Gabrielle’nin yurtdışı merkezli parfüm platformlarında epey eleştirilmesinin sebebi bu diye tahmin ediyorum. Çünkü Gabrielle, gerçekten de sıradan bir kadın parfümü özensizliğinde ve Chanel’e yakışmayacak kadar alelade. Ayrıca birçok Chanel parfümündeki en azından steril kalite hissiyatı Gabrielle’de az bulunuyor. Bu anlamda yüksek kaliteli ya da benzersiz bir kadın parfümü yok karşımızda. Tamamen piyasa işi çiçeksilikle işin kolayına kaçılmış sanki. Gabrielle’nin neden bu kadar eleştirildiğini anlamak zor değil.

Sonuç olarak Gabrielle, üzerinde sayfalarca yazı kaleme alınacak parfüme benzemiyor. Tatlı, gayet basit, kullanması kolay, çoğu vasat kadın parfümüne benzeyen çiçeksi bir kız sadece. Derinlik ve farklılık beklemeyenlerdenseniz ve dolabımda muhakkak ferah çiçeksi Chanel olsun diyenlerdenseniz o zaman Gabrielle’yi deneyebilirsiniz.

Gabrielle’yi yukarıda da yazdığım gibi ünlü parfümör Olivier Polge tasarlamış. EDP formundaki Gabrielle’nin performansı düşük. Kalıcılığı idare etse de etrafa yayılımı zayıf. İlkbahar-yaz kullanımına yakın duruyor.

Koku Güzelliği:10/6

22 Eylül 2018 Cumartesi

Chanel – Chance (2002)

Chanel’in kadın parfümlerinin belki de en büyük şansızlığı arkalarında No.5 gibi referansın olması. İster istemez her yeni Chanel kadın parfümü No.5 ile kıyaslanır ya da onun kadar başarılı olup olmayacağı merak edilir. Her ne kadar artık hiç bir parfüm No.5’in yerini alamayacak olsa da Chanel’in kadın parfümleri üzerinde her zaman hayalet gibi dolaşır 5 Numara.

Chance’de ne yazık ki bu kıyaslamayı yaşıyor çoğu zaman. Chance, markanın 2000 sonrası ilk kadın parfümlerinden ve Chanel’in modern yüzünü temsil ediyor bir anlamda. Chance’in konsept olarak tasarlanmasının arkasında Chanel’in yaklaşık kırk yıldan fazla zamandır sanatsal direktörlüğünü yapan ve markayı dünyanın en önemli isimlerinden birisi haline getiren Jacques Helleu’nun imzasının olduğu belirtiliyor. Trajik şekilde Chance piyasaya sürüldükten beş yıl sonra hayatını kaybeden Jacques Helleu’nun da anısına saygı bir anlamda Chance. Ayrıca markanın kurucusu Coco Chanel’in şansa büyük inancı olduğu ve “Şans faktörü benim ruhumdur” benzeri sözü de muhtemelen parfüme Chance isminin verilmesinde etkili olmuştur. Biraz daha yakından inceleyelim Chance’i o zaman.

Chance’in açılışı ferah sayılabilecek buruk turunçgillerle gerçekleşiyor. Üst notalarında kremsi limon olduğuna iddiaya girebilirim. Buruk ve hafiften ekşimsi turunçgiller gayet kaliteli. Tabii kısa süre içinde turunçgiller geriye çekilirken ortaya abartılı şekilde kadınsı davranmayan çiçekler çıkıyor. Bir parça yasemin ve irisin hissedildiği orta bölüm gayet duru, sakin ve barışçıl. Kapanışta steril sayılabilecek misk noktayı koyuyor. Berrak miske eşlik eden huzurlu paçuli ve asla şekerli olmayan mütevazi vanilyayla alt notalar gerçekleşiyor.

Chance, bir Chanel olduğunu daha ilk saniyelerde belli edip, kalitesiyle sizi şaşkına çevirmeyi başarıyor. Kokusal anlamdaysa oldukça basit, sürprizsiz, iddiasız ve tekdüze ilerlemeyi tercih ediyor. Onun pürüzsüz sayılabilecek ferah kokusu, kesinlikle yaz parfümü hoppalığında, özensizliğinde ve uçuculuğunda değil. Oturaklı, mesafeli, serin, zaman zaman anaç ve ilginç şekilde neredeyse uniseks. Hem turunçgiller hem çiçekler hem de misk gayet dengeli ve özenli verilmiş. Hiç bir nota birbirinin alanına girmiyor.

Sonuç olarak Chance, çok çarpıcı ve dünyayı değiştirecek gibi kokmuyor. Markanın isminin büyüklüğü sebebiyle Chanel’den beklenti genel anlamda fazla oluyor ki bu da makul bir talep fakat Chance süper yaratıcı veya hiper aktif değil. Sanki ilkbaharın sıcak günlerini müjdeliyor ya da sonbaharın ılık hüznünü seriyor önümüze. Kremsi limonlu çiçekler ve misk-paçuli işbirliğinden oluşan Chance’deki bazı nüansları zaman zaman markanın erkek parfümü Allure Homme Sport’a hafiften benzettim. Tabii onun kadar şekerli ve baharatlı değil Chance.

Saydam ve aydınlık Chance asla Gucci Rush kadar provakatif değil. Onun uysal tarzı her yaştan kadına uyacaktır. Çok soğuk kış günleri dışında her zaman kullanılabilir. Benim kullandığım ilk formülasyon olan EDP idi. Daha sonra EDT’si de piyasaya sürülmüş. Performans anlamında harikalar yaratamıyor. İlk patlama dışında tene yakın duruyor. Kalıcılığı kumaş üzerinde iyi. Kokusunun tasarımını parfümeri dünyasının ustalarından Jacques Polge yapmış.

Koku Güzelliği:10/7

17 Aralık 2017 Pazar

Chanel – Pour Monsieur Concentree (1989)

1955 yılında Chanel’in ilk erkek parfümü olarak piyasaya sürülen Pour Monsieur’un kısa sürede büyük başarı sağlaması şaşırtıcı değildi. O müthiş turunçgilli şipre, 2017 yılında hala ulaşılması zor tahtında oturmakta. Bir dönemin nirengi noktası olarak kabul edilen Pour Monsieur’un üretimini Chanel neyseki hiç bitirmedi ve bizim gibi yeni sayılabilecek nesiller onu koklama şerefine nail oldu. Bu anlamda muhakkak ki şanslıyız.

Chanel’in, efsanevi klasiği Pour Monsieur’un zaman içinde yeni devam parfümleri çıkarmasını beklerdik fakat olmadı. Chanel’in bu tarihi parfüme saygısından dolayı mı hiç devam parfümü piyasaya sürmedi bilemiyorum. Ta ki 1989 yılına kadar. Pour Monsieur’un tek devam parfümü olarak kendisini gösteren Concentree, koku bağımlıları için önemini koruyor hala. Klasik Pour Monsieur’un küçük kardeşi olarak düşünülebilecek Concentree, Chanel’in internet sitesinden kaldırılmış. Büyük ihtimalle üretimi bitirilen Concentree, epeydir ilgimi çekiyordu. Ve tanıştık kendisiyle.

Pour Monsieur Concentree’nin açılışı eski limon ve aromatik otların eşliğinde gerçekleşiyor. Tozlu ve buruk eski limon kolonyalarına benzeyen Concentree, abisi Pour Monsieur’u oldukça andırıyor. Başlangıcını sevdim. Orta bölümde turunçgillere lavanta ve ekşi baharatlar ekleniyor. Kakule ve küçük hindistan cevizinin verdiği hissiyatı pek sevemedim. Orta bölüm bana yakın gelmedi. Kapanışta güzel sürprizler var. Yumuşak ve şekerli olmayan vanilyaya eşlik eden meşe yosunu alt notaları güzelleştiriyor. Son bölüm nefis.

Pour Monsieur Concentree, limonlu, kremsi, ekşi baharatlı meşe yosunu kokusuna benziyor. Abisi gibi eski-tozlu davranan Concentree, başlangıçta ferahken, orta bölümde hüzünlü baharat kokusuna dönüşüyor. Baharat derken keskin ve burnu yoran baharatlar aklınıza gelmesin. Kremsi ve turunçgillerle kombinlenmiş baharatlar adeta baharat gibi kokmuyor.

Klasik olan abisine başlarda benzeyen orta bölümde bir parça farklılaşan Concentree, aynı geri planı kullanıyor fakat küçük dokunuşlarla ondan ayrılıyor. Benzer hüzünlü hissiyatı veren iki parfümün arasında seçimim tabii ki 1955 çıkışlı Pour Monsieur olur. Concentree’de o eski-nostaljik havayı alıyorsunuz ama hep bir şeyler eksik gibi geliyor. Özellikle orta bölümünü bir türlü sevemediğim Concentree’yi hararetle öneremeyeceğim. Abisi varken küçük kardeşi pek ilgi çekici değil bence.

Sonuç olarak kesinlikle kötü ve kalitesiz değil Concentree. Günümüzün yeni nesil parfümlerine benzemeyen yapısıyla, orta yaşın üzerindeki erkekleri hedefliyor. Daha resmi ve takım elbise kokusuna benzeyen Concetree, günlük kullanıma uyacaktır.

Concentree, 1955 çıkışlı abisine benziyor ama bir parfüme daha yakın buldum. Eski Eau Sauvage’yi hatırlatan Concentree, onun kadar aromatik otsu ve ferah değil. Eau Sauvage’nin biraz daha baharatlı ve kremsi hali gibi düşünülebilir Concentree. Hatta kullanım döneminde bir parça Old Spice’ı anımsattı. Gördüğüm kadarıyla Pour Monsieur aromatik şipreye yakınken Concentree aromatik fujer tarzına yakın.

Ünlü burun Jacques Polge’nin elinden çıkmış Pour Monsieur Concentree. Kıyafet üzerindeki kalıcılığı fena değil ama fark edilirliği ne yazık ki kötü. Performans arayanların hoşuna gitmeyecektir. Soğuk kış günleri dışında her zaman kullanılabilir.

Koku Güzelliği:10/6

4 Eylül 2017 Pazartesi

Chanel – Chance Eau Fraiche (2007)

Chanel’in modern klasiklerinden sayılan Chance, 2002 yılında piyasaya sürülmüştü. Döneminin başarılı sayılabilecek eserlerinden Chance’in doğal olarak devam parfümleri geldi. Chance serisi yavaş yavaş büyümeye devam ederken, yakın zamanda tesadüf eseri Chance Eau Fraiche’le karşılaştım. Birkaç defa kullanmış ve beğenmiştim Eau Fraiche’yi. Böylece uzun süreli kullanmaya karar verdim.

Genellikle bu tür önemli parfümlerin devamlarından pek bir beklenti olmaz. Hele ki şöhretli parfümlerin “ferah” isimli devam kokularından çoğu zaman uzak dururum. Fakat burada hem Chanel’in marka gücü hem de Chance gibi bir ismin olması aklımı çeldi. Bakalım Chanel’in ismine yakışacak bir parfümle mi karşılaşacağız.

Chance Eau Fraiche’nin açılışı ferah olmaya çalışan turunçgillerle gerçekleşiyor. Tabii turunçgil diyorum siz onu limon olarak anlayın. Üst notalar buruk, modern ve şekerli limonla gerçekleşiyor. Orta kısımda şekerli limona pudralı çiçekler eşlik etmeye başlıyor. Limonun etkisi geri planda kalırken yasemin benzeri çiçekler orta bölümü kadın kullanımına yaklaştırıyor. Fakat yine de ağır-feminen değil çiçekler. Son kısımda farklı bir ambere, odunsular yardımcı oluyor. Açıklanan alt notalarında tik ağacı var. Ondan geliyor olabilir odunsuluk. Bir parça misk ve paçuliyi de unutmamak gerekiyor son kısımda.

Kendi sitelerinde Chance Eau Fraiche’nin çiçeksi ve ferah yönü vurgulanmış. Turunçgil-yasemin-tik ağacı notaları özellikle belirtilmiş. Parfümün genelini düşündüğümde gerçekten de bu üç nota ana ekseni oluşturuyor. Başlangıçtaki tatlı limonun başarısız olduğunu söylemek haksızlık olur. Orta kısımdaki çiçeksilik benim için biraz fazlaydı. Kapanışıysa neredeyse erkeksi nüanslar taşıyordu.

Parfümü bütün olarak ele aldığımda kadın kokusu olmasına rağmen abartılı şekilde feminenlik kullanılmadığını gördüm. Özellikle dışarı çıkarken bol bol kullandım ve orta kısmı dışında çok kadınsı olmadığını hissettirdi. Bu anlamda ilginç bir ferah kadın parfümü diyebilirim. Bir erkek olarak kullanım döneminde kadınsı yönü rahatsız etmedi.

Peki kokusunu sevdim mi? Aşık olmasam da ilkbahar-yaz dönemi için ortalama bir seçenek olarak görüyorum onu. Chanel markasının belli bir kalite hissiyatı mevcut parfümde. Yine de harikalar yaratamıyor. Zaman zaman ucuz ve bilindik limonlu parfümleri andırıyor. Sonlarıysa durumu toparlamaya çalışıyor neyse ki. Her ne kadar capcanlı, dinamik ve genç kız enerjisi taşımasa da her yaştan hanımefendiye uyacağını düşünüyorum.

Basit, derinliği olmayan ilkbahar-yaz parfümü Chance Eau Fraiche. EDT formunda. Kalıcılığı ve fark edilirliği yüksek değil. Günlük kullanıma uygun, sevmesi ve kullanması kolay bir arkadaş.

Kokusunun tasarımını, Chance’ye de imza atmış ünlü isim Jacques Polge yapmış.

Koku Güzelliği:10/6

21 Şubat 2017 Salı

Chanel – Allure (1996)

Kendime kızıyorum böylesi bir parfüme neden bu kadar zaman sonra yer verdin diye. Chanel’in Allure isimli kadın parfümü, 1996 yılında piyasa sürüldüğünden itibaren en çok satanlar listesinde hep yukarılardaydı. 1990’ların ortalarından beri kadın parfümlerinin en sevilen eserlerinden Allure, nihayet Parfüm Merakı’nda görücüye çıkıyor.

Yirmi yaşını geçmiş bu modern klasiğe, o kadar çok kadında rastlıyorum ki, onun neden bu kadar sevildiğini sanırım anlıyorum. Kendi sitelerinde parfümün ismi olan cazibe kavramına yatırım yapılmış ve “her kadının özel cazibesi vardır” denilerek tanıtıma gizem katılmaya çalışılmış. Yine kendi sitelerinde çiçeksi, ferah oryantal olarak tanımlanmış Allure.

Parfümün açılışı canlı ve dinamik turunçgillerle gerçekleşiyor. Limon ve portakal-mandalinalı başlangıç, buruk, tatlı, azıcık kremsi, modern ve kadınsı. Üst notaları güzel Allure’un. Orta kısımda turunçgiller geri plana geçerken, kadınsı dokunuş artıyor. Sarı çiçeklerin ağırlığını arttırdığını görüyorum. Tatlılık hala var. Sabunsuluk, çiçeklere seve seve eşlik ediyor. Tabii meyvemsiliği de unutmamak gerek. Orta notalarda turunçgil meyvemsiliğinden ziyade tropikal meyve yapısı var gibi. Açıklanan notalarında tutku meyvesi ve şeftali var. Muhtemelen bu iki arkadaş, orta bölümdeki meyvemsiliğin sebebi. Orta kısım çiçeksi-meyveli düzlemde ilerliyor. Son kısımda, vanilya tüm lezzetiyle görevinin başında. Ona misk, yumuşak odunsular ve kadifemsi paçuli eşlik ediyor. İşte size Allure’un bana göre röntgeni.

Yukarıda birkaç cümle önce söylediğimi tekrar edeceğim. Allure’un genelini düşündüğümde meyveli-çiçeksi tarzın tipik özelliklerini sunuyor. Baştaki modern kremsi turunçgiller, orta kısımdaki beyaz ve sarı çiçekler ile turunçgil-şeftali-tropik meyve kombiniyle birleşiyor. Orta notalar çok tanıdık. Muhtemelen birçok yeni nesil kadın parfümünün kopya çektiği yer orta bölüm. Sonları çarpıcı ve cazibeliden ziyade konforlu. Noktayı kremsi vanilyanın koyması hiç şaşırtıcı değil.

resmi allure yen

Allure, muhtemelen bir kadının kullanabileceği en dikkat çekici, en cazibeli, en etrafta uçuşan, en iddialı, en kadınsı eserlerden birisi. O, her şeyiyle kadın parfümü. Dişil tarafı yüksek. Kendisine verilen görevi yeterince yapıyor. İsmi ve kokusu arasındaki tutarlılığı sağlıyor. Sonuç olarak güzel bir parfüm. Faakaaat…

Kullanım döneminde orta bölümden itibaren başlayan saldırgan çiçekler, hafiften yapaylık sınırında. Kimi bünyelerde baş ağrısı yapma potansiyeli var. Kokusu çok farklı ya da devrimci değil. Piyasadaki birçok çiçeksi-meyveli kadın parfümüne benziyor. Tabii Chanel’in kalitesini yansıttığını da söylemem gerek.

Sonuç olarak başarılı ve güvenli kadınsı koku arayanları, Allure kollarını açmış şekilde bekliyor. Bir erkek olarak benim üzerimde biraz sırıtsa da, sarışın, renkli gözlü, orta boylu, hayat dolu ve ışıltısı olan kadınlara çok yakışacağını düşünüyorum Allure’un. Kendi üzerimde kokusuna bayılmasam da, hoş bir kadının üzerinde çok daha seveceğimi tahmin ediyorum.

Bilemiyorum bana katılır mısınız ama orta kısımdan itibaren ki halini başka bir Chanel’e, Coco Mademoiselle’e azıcık benzettim. Coco’daki kadifemsi paçuliyi dışarı çıkarırsak, sanki birbirilerine benzeyecekler.

dudak allure yen

Kullandığım EDP versiyonuydu. EDT ve Parfum konsantrasyonları da var Allure’un. Kalıcılığı iyi ama fark edilirliği zayıf gibi. Sıcak yaz mevsimi dışında her zaman kullanılabilir. Kokusunun tasarımını Jacques Polge yapmış.

Koku Güzelliği:10/7

5 Ocak 2017 Perşembe

Chanel – Coco Noir (2012)

“Çekici, ışıl ışıl, inatçı. Coco Noir, kadınlığın samimi ve esrarengiz yeni vizyonunu ortaya çıkarmak için doğu esintili kokuları yeniden yorumlar. Coco Noir, kadınsılığı meydana çıkaran siyah rengini somutlaştırmayı amaçlar. Cazibeli şehvetin çağdaş dışavurumunu, günümüze ait, aydınlık notalarla anlatır. Chanel, siyah rengine daima önemli verir: Bir kadını vurgulamak.”

Chanel’in 2012 çıkışlı kadın parfümü Coco Noir’in tanıtım cümleleri yukarıdaki gibi. Genellikle Coco Noir’in siyahtan ilham aldığı vurgulanırken, resmi olmayan bazı kaynaklarda, bayan Chanel’in bizzat kendisinden esinlenildiği belirtilmiş. Hatta Coco Noir’in oluşturulma aşamasında Chanel’in Venedik’te geçirdiği günlerden ilham alındığını bile söyleyen var. Nereden esinlendiyse esinlensin, Chanel’in Coco Noir’i ilk çıktığında dikkat çekmişti. Hem Chanel isminin büyüklüğü hem de ünlü Coco parfümün devam kokusu olduğunu vurgulayan ismiyle, pazarda tutunmaya çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Bakalım Coco Noir’de, Chanel bize ne anlatmaya çalışıyor?

Parfümün başlangıcı saldırgan şekerli meyvelerle gerçekleşiyor. Kendi sitelerinde bergamot ve greyfurttan bahsedilmiş. Bergamottan ziyade greyfurt olabilir. Hatta şekerli erik veya üzüm bile olabilir. Açılışı ne kadar da tanıdık: Black Orchid?!! Yaklaşık yarım saat sonra meyvelerin hakimiyeti azalmaya başlıyor. Bu andan itibaren parlak çiçekler etrafı kaplıyor. Yasemin, gül ve diğer beyaz çiçekler. Meyvelerden devraldıkları bayrağı, çiçekler kapanışa kadar taşıyor. Orta bölümde kadınsı çiçeklere kuru ve parlak paçuli eşlik etmeye başlıyor. Son bölüm, orta kısmın tekrarı şeklinde gerçekleşiyor. Belki biraz miskin artan ağırlığından söz edebilirim kapanışta. Azıcık da vanilya devreye giriyor.

Coco Noir, tarz olarak meyveli-çiçeksi tarafa yakın. Başlangıçtaki güçlü meyveler, turunçgilden ziyade eriğe daha yakın gibi. Açılışı şaşırtıcı derecede Black Orchid’e benziyor bu arada. Zaten oldukça fazla yorumcu, Coco Noir’i Black Orchid’e benzetmiş. Sebebi muhtemelen başlangıçtaki ilk yarım saatlik kısım. Ve söylemem gerekir ki Chanel’in Tom Ford’un ikonik parfümü Black Orchid’den bir parça esinlendiğini bende düşünüyorum fakat Black Orchid benzerliği sadece yarım saat kadar sürüyor. Coco Noir, ilk yarım saatten sonra tamamen başka bir yöne doğru evriliyor. Meyveli halden, beyaz çiçeklere geçiş yapıyor ve orta kısımdan itibaren Black Orchid ile arasına sınır çiziyor. İşin ilginci, Coco Noir’in ikinci evresi yine bir parfüme çok benziyor: Coco Mademoiselle.

CocoNoir chanel yen

Gerçekten şaşkınım. Acaba yanılıyor muyum diye sağa sola bakınırken, epey yorumcunun Coco Noir’i bu sefer de Coco Mademoiselle’e benzetmesiyle karşılaştım ki haklılar. Coco Noir’in ikinci evresi yani çiçeksi kısmı, Coco Mademoiselle’i ciddi ciddi anımsatıyor. Hatta Coco Noir’deki parlak ve kadifemsi yapaylık sınırındaki paçuli bile Coco Mademoiselle’de kullanılan paçuliye benziyor.

Bana göre durum şu. Coco Noir, ilk yarım saatindeki şekerli meyveli kokusuyla Black Orchid’i, sonrasındaki çiçeksi paçuli kokusuyla Coco Mademoiselle’i örnek almış kendisine. Ama anlamadığım, Chanel gibi “yüksek” markanın neden böyle bir yola başvurduğu. Zaten büyük maddi olanakları olan bir marka ve Coco Noir için Jacques Polge gibi ustayla çalışıyorlar fakat ortaya Black Orchid ile Coco Mademoiselle’in karışımı çıkıyor. E o zaman ne anladım Chanel’in marka değerinden, geçmişteki müthiş klasiklerinden, belli bir kalitenin üzerindeki işlerinden ve geleneğinden. Eğer Chanel gibi bir marka rakibinin en popüler parfümünü ve kendi parfümünü kopyalayacaksa, insanlar neden Chanel’i tercih etsin?

Her neyse. Hem Black Orchid’e hem de Coco Mademoiselle’e ısınamamış birisi olarak Coco Noir’i de sevemedim. Orta kısımdan itibaren çiçeksi paçuli, yapay ve tırnaklarını çıkarmış cadaloz bir kız gibi. Hafiften de başımı ağrıttı Coco Noir. Aynı etkiyi Coco Mademoiselle’de de yaşamıştım zaten. Onun içindir ki Coco Noir bana göre değil.

yakin coco noir yen

Coco Noir EDP formunda. Yakın zamanda Parfum versiyonu da piyasaya sürülmüş. Kalıcılığı iyi, fark edilirliği başlarda yüksek. İlerleyen saatlerde normale dönüyor fark edilirliği. Oldukça feminen yapısı, hem genç hanımefendilerin hem de orta yaşlı kadınların ilgisini çekeceğe benziyor. Sonbahar-kış kullanımına uygun olacaktır.

Koku Güzelliği:10/5

 

17 Nisan 2016 Pazar

Chanel Pour Monsieur (1955)

Chanel Pour Monsieur’a ne zamandır kavuşmayı bekliyordum. Soğuk kış mevsiminde dolabımda beklemesini tercih ettim. Dolabın kapağı her açışımda onun cazibeli çağrısını duymamazlıktan geldim. Çünkü onun ılık havaların parfümü olduğunu tahmin ediyordum. Az çok doğru yaptığımı anlıyorum şimdi.

Uzun zamandır merak ettiğim bir parfümdü Chanel Pour Monsieur. Erkek parfüm klasiklerinin en şöhretli, prestijli ve sevilen isimlerinden birisi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1955 yılında piyasaya sürüldüğünde, ilginç de bir ilki barındırıyordu bünyesinde. Bu ilk, Chanel’in o zaman kadar yapılmış ilk erkek parfümü olmasıydı. Müthiş kadın klasikleriyle ünlü Chanel’in, parfüm işine girmesinden sonra neredeyse otuz beş yıl bekleyip ilk erkek kokusunu piyasaya sürmesi şaşırtıcı gelebilir. Tabii neden ilk erkek parfümlerini piyasaya sürmek için bu kadar beklediklerini en iyi kendileri bilir.

Fakat şunu biliyoruz ki, Chanel Pour Monsieur, altmış yaşını geçti ve hala karşımızda duruyor. İşin ilginç tarafı, Chanel’in ilk çıktığından itibaren Pour Monsieur’un formülünün hiç değişmediğini iddia etmesi. Tabii kulağa hoş gelse de, gerçeğin pek öyle olmadığını tahmin edebiliyoruz. İşte bugün, hala üretimi devam eden en büyük erkek parfüm efsanelerinden Chanel Pour Monsieur’la tanışma zamanı geldi.

Kendi sitelerinde pek bilgi olmasa da onun erkeksi tarafına vurgu yapılmış ki, 1950-1960’lı yılların koku trendlerini düşündüğümüzde hiç de garip değil bu durum. Pour Monsieur’un başlangıcı ferah, tozlu, eski turunçgillerle gerçekleşiyor. Limon ve bergamot tabii ki başrolde. Doğal, harika ve tam istediğim gibi açılışı. Orta kısma geçildiğinde turunçgiller geri plana geçiyor. Ortaya müthiş meşe yosunu ve baharatlar çıkıyor. Meşe yosunu çok başarılı verilmiş. Baharatlarla (bence karanfil ön planda) uyumu gayet başarılı. Baharatlar biraz dumansı ve sıcak. Orta notalarını da sevdim. Son bölümde meşe yosunu etkisini kaybediyor. Tatlı olmayan vanilya ve yumuşak odunsularla kapanışı yapıyor.

baska monsieur yen

Başlarda şipremsi açılışla beni şaşırtmayan Pour Monsieur, orta kısımdan itibaren ilginç şekilde fujer kısmına kayıyor. Bırakın nota değişimini, tam bir karakter değişimi var ki, bu da parfümün ne kadar ustaca hazırlandığını gösteriyor. İlk bölümdeki şipre turunçgilleri, Eau Sauvage-Eau d’Hermes-Eau du Sud düzlemine yakın. Orta kısım ise zaman zaman Brut-Sartorial ekolünü andırıyor. Fakat parfümün ana aksını aromatik-eski-tozlu-nostaljik turunçgiller ve meşe yosunu oluşturuyor. Tabii aromatik baharatları da unutmamak gerekiyor.

Beklentim fazlaydı Pour Monsieur’dan. Açıkçası beklentilerimi karşıladı. Harika bir klasik olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. 1950’li yılların havasını ve atmosferini 2016 yılına öyle güzel ve rafine şekilde taşıyor ki, hayran kalmamak elde değil. Gerçekten de tarzı ve duruşu olan bir parfüm. Beyefendi, şık, erkeksi aynı zamanda ferah, aromatik ve hüzünlü. Bu tür şipreleri sevdiğim için övgüler yağdırıyor olabilirim ama yaşınız otuz beşin üzerindeyse, bence en iyi alternatiflerden birisi Pour Monsieur.

Sonuç olarak her parfüm severin dolabında bulunması gereken eserlerden birisi. “Çok fazla parfümüm var ve bir şişeye daha ihtiyacım yok” diyorsanız da muhakkak onu farklı zamanlarda deneyip, bu keyfi yaşamanızı öneririm. Fakat her güzel hikayenin bazı can sıkıcı tarafları olabiliyor. Pour Monsieur’un en üzücü kısmı performansı. Kullanım döneminde kalıcılığının az olduğunu anladım. Fark edilirliğinin de oldukça düşük olduğunu tecrübe ettim. Bu anlamda oldukça silik ve tene yakın duruyor. Uzun zamandır kullandığım en kötü performansa sahip eserlerden birisi ne yazık ki.

Pour Monsieur’la ilgili dolaşan ilginç bir bilgiyi de vereyim. Pour Monsieur’un, ilk çıktığı yıllarda İngiltere pazarında “A Gentleman’s Cologne” ismiyle satıldığı söyleniyor. Daha da ilginci, Amerika’da Chanel For Men ismiyle ve ana vatanı Fransa’da ise Chanel Pour Monsieur ismiyle satışa çıkarıldığı bilgisi var. 1989 yılında bu isim karmaşasına son verilerek bütün dünyaya Chanel Pour Monsieur olarak satılmaya başlanmış ve günümüze de öyle gelmiş. Şimdiye kadar bir parfümün üç farklı isimle pazarlandığını ilk defa duyuyorum.

tul monsieur yen

Parfümün tasarımını efsane burunlardan Henri Robert yapmış. EDT formunda. İlkbahar-yaz mevsiminde kullanmanın daha keyif vereceğini düşünüyorum. Luca Turin, erkeksi şipre olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden beş vererek, en iyi parfümler listesine almış Pour Monsieur’u. E haksız da sayılmaz bay Turin.

Koku Güzelliği:10/8

11 Şubat 2016 Perşembe

Chanel – Coco Mademoiselle (2001)

Aradan geçen yıllar bize gösteriyor ki boynuzun kulağı geçtiği örneklere yenisi eklenmiş durumda: Coco Mademoiselle.

Hypnotic Poison’un, ablası Poison’dan çok daha popüler olması ve sevilmesi, Eau de Merveilles’in, Elixir isimli başarılı devam çalışması ve Miss Dior’dan ismi daha çok duyulan devamı Miss Dior Cherie. Tabii durum erkek parfümlerinde de benzer seyrinde. Dior Homme’dan çok daha ilgi çeken Dior Homme Intense’i ve L’Homme’un pabucunu dama atan La Nuit de L’Homme.

Aslında şöyle bir düşündüğümüzde çok sık rastlanan durum değil, devam parfümlerinin asıllarından başarılı olup, öne çıkması. 2001 yılında, Chanel’in baş parfömürü Jacques Polge, belki de riskli sayılabilecek hamle ile ünlü klasikleri Coco’ya yeni bir arkadaş hediye etti. Bu isim Coco Mademoiselle olacaktı.

1984 yılında çıkan Coco, Chanel’in sevilen parfümlerindendi ama Coco Mademoiselle, yıllardır dünyanın en çok satan kadın parfümleri arasında. Hatta Amerika pazarında bir numarayı çok az kaptırıyor rakiplerine. Bu anlamda müthiş bir seven kitlesinin olduğu söylenebilir Coco Mademoiselle’in.

Top5USWomens

Kendi sitelerinde “kadınsı, seksi, genç ve etkileyici” sıfatları layık görülmüş onun için. Ayrıca parfümün ilhamını genç Coco Chanel’in ruhundan aldığı belirtilmiş. Modern oryantal olarak sınıflandırılan Coco Mademoiselle’in açılışı ferah sayılamayacak turunçgillerle gerçekleşiyor. Kısa süre sonra ona çiçekler eşlik ediyor. Başlangıcı için portakallı beyaz çiçeklerin hakimiyetinde denebilir. Orta bölümde parlak ve yapay amber karşımıza çıkıyor. Beyaz çiçeklerin eşlik ettiği orta bölüm, metalik ve rahatsız edici. Son bölüm parfümün en sevdiğim yeri oluyor. Burada, orta kısımda ipuçlarını aldığımız paçuliye fazlaca tatlı olmayan vanilya ekleniyor. Sıra dışı olmasa da başarılı kapanışa sahip.

Coco Mademoiselle anladığım kadarıyla portakallı beyaz çiçekler (portakal çiçeği ve yasemin) ve paçuli üzerine kurulmuş. Diğer unsurlar destekleyici gibi düşünülebilir. Gerçi çok da fazla notanın desteklediği söylenemez. Bir tek misk, parfümün üzerinde dolaşıyor orta bölümde. Derin, detaylı değil. Hatta yüksek kalite hissiyatı da vermiyor.

Orta kısımdan itibaren burnumu tırmalayan yapaylık, en sevmediğim haliyle verilmiş. Bu tür metalik amberden gelen yapaylık, cazgır ve tırnaklarını çıkarmış beyaz çiçeklerle desteklenince, bünyemde “aşırı doz” uyarısı yaptı. Neredeyse her kullandığımda hafif çaplı baş ağrısı ataklarına sebep oldu. Okuduğum kadarıyla bu durumdan çok fazla kişi muzdarip. Eğer migren ve ileri düzeyde sinüzitiniz varsa Coco Mademoiselle’i kullanırken bir daha düşünün. Eğer kullanmayı kafanıza koyduysanız da ağrı kesici hapınızı cebinizde bulundurmayı unutmayın.

Sadece başımı ağrıtsa iyi. Düşük kalite hissiyatı, büyük hayal kırıklığı yarattı. Bu kadar meşhur parfümün böylesine özelliksiz olabileceğini tahmin etmezdim. Başyapıtla karşılaşacağımı düşünürken, sıradan çiçeksi yapı tam da “hayaller-gerçekler” durumuna sebep oldu. Ama sonradan düşündüm ve popüler, çok satan parfümlerin genellikle vasat olduğunu aklıma getirdim. Ruhumu rahatlattım.

tek sis

Sonuç olarak sevemedim Coco Mademoiselle’i. Kıyafete sıktım, farklı kollarıma uyguladım. Gündüz ılık saatlerde boca ettim, sabahın oldukça serin anlarında şansımı denedim. Pek değişiklik olmadı. Kullanım döneminde, bu parfümü daha önceleri başkalarından ne kadar çok duyduğumu fark ettim. Kimi kadınlarda harika kokan Coco Mademoiselle, muhtemelen benim erkek tenimle anlaşamadı.

Luca Turin, Coco Mademoiselle’i çiçeksi oryantal olarak sınıflandırmış ve beş üzerinde dört puan vererek oldukça beğenmiş.

Kullandığım Eau de Parfum (EDP) versiyonuydu. EDT ve Parfum (Pure Parfum) versiyonları da mevcut. Kalıcılığı iyi. Fark edilirliği başlarda yüksek. İlk on beş dakikadan sonra normale dönüyor tende. Kıyafet üzerinde fark edilirliği daha yüksek. Bence soğuk günlerin parfümü. Geç sonbahar-kış dönemine uyacaktır.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/5

9 Kasım 2015 Pazartesi

Chanel – Antaeus (1981)


Chanel – Antaeus (1981)

"Gaia ile Poseidon'un oğulları olan, yarı-dev Antaios, insana daha çok Grek-Berberi karışımı bir efsanenin kahramanı gibi görünüyor. Kaynaklara göre Libya'nın iç kesimlerinde yaşayan kral Antaios (Latinleştirilmiş hali Antaeus), gelip geçenlere güreşte meydan okuyor, güreşe tutuşup da tuş ettiği herkesi de acımadan öldürüyordu. Antaios hiç yenilmez ve öyle çok kişiyi altına alıp öldürür ki bunların kafataslarını Poseidon tapınağına çatı diye yığar. Antaios'un büyük sırrı, güreş esnasında toprakla, yani annesiyle olan temasını koruduğu sürece, Gaia'dan tükenmek bilmez bir enerji akışıyla beslenmesidir. Antaios'un ayakları bir kez yerden kesilecek olsa, bu hiç yenilmeyen dev, ancak herhangi bir insan kadar güçlü olacaktır. 11. görevini yerine getirmek üzere, Hesperidlerin efsanevi bahçesine doğru yola koyulan Herakles, yolu üzerinde Antaios ile karşılaşınca bu devle güreşmek zorunda kalır. Güreş sırasında çaresizce Antaios'u yenmeye gayret eden Herakles, bir yandan da onun neden hiç yorulmadığını çözmeye çalışır. Nihayet, doğru akıl yürütmeyle (bazı versiyonlarda tanrıça Athena'dan tüyo alarak) devin sırrına vakıf olur; onu havada tuttuğu bir sırada bir ayı kuvvetiyle sıkıp kaburga kemiklerini kırmak suretiyle öldürür. " (http://yunanmitolojisi.com/)

Yukarıdaki karmaşık ve bir o kadar da gerçeküstü hikayenin, Yunan Mitolojisi için sıradan olduğu söylenebilir. Onlarca Tanrı ve yarı tanrının, doğa üstü yaratıkların, dünyada şimdiye kadar görülmemiş ve duyulmamış canlıların hikayesidir çoğu zaman mitoloji. Yunan Mitolojisindeki Antaeus'un kısa öyküsünün anlatıldığı yunanmitolojisi.com, bu konuları merak edenler için fena kaynak değil.

Antaeus isimli mitolojik yaratığın isminin Chanel'in parfümüne verilmiş olması şaşırtıcı değil bizim için. Daha önce Xeryus ve Kouros gibi ismini mitolojiden alan kokulara rastlıyorduk parfümcülükte. Mitolojideki Antaeus figürüne, günümüzün popüler kültüründe de zaman zaman rastlıyoruz. Her ne kadar 1400'lü yıllarda kaleme alınmış olsa da Dante'nin İlahi Komedyası'nda Antaeus ismi Cehennem bölümünde geçer. Ayrıca Fas'ın Tangier isimli şehrinin Antaeus tarafından kurulduğu bile söylenir.


Tabii bizi, Antaeus'un mitolojik geri planından ziyade, parfümle olan ilişkisi ilgilendiriyor. Chanel'in 1981 yılında piyasa sürdüğü Antaeus, otuz beşinci yaşını kutlayacak yakında. Denebilir ki otuz dört yıldır, erkek parfümlerinin en sağlam ve iyi örneklerinden birisi olarak hala yerini koruyor. Dünya parfüm klasiklerinin muhtemelen en üst sıralarında yer alıyor Antaeus. Simsiyah ve gizemli şişesiyle, temsil ettiği erkeksi yanıyla ve güçlü karakteriyle, 1980'li yılların ideal maço erkeklerini işaret ediyor belki de.

Antaeus'u uzun zaman önce kullanmış ve hakkında birkaç şey karalamıştım. Fakat bu önemli parfümün çok daha detaylı incelenmesi gerektiğini düşündüm ve yeniden ona şans tanıdım. Ya da tam tersi o, bu şansı bana bahşetti. Antaeus'un başlangıcı ferah turunçgillerle gerçekleşiyor. Limon, eski bergamot ve aromatik otlarla yüksek kaliteli ve nostaljik üst notaları şahane. Orta kısma çabucak geçiliyor ve 1980'li yılların erkek parfümü gerçeği yüzüme çarpıyor. Orta bölümdeki hayvansallık benim için zorlayıcı. İnternette dolaşan notalarında castoreum var. Muhtemelen bu arkadaştan geliyor hayvansallık. Baharatlar da mevcut orta bölümde. Tarçın öne çıkıyor gibi. Erkeksi orta notalar, onun basit bir parfüm olmadığını haykırıyor. Orta bölümün sonlarında neyse ki hayvansallık azalıyor ve onun yerine müthiş bir tütsü geliyor. Sadece tütsü mü? Meşe yosunu harika verilmiş. Deri şekerli değil. Azıcık gül bile sıkıştırılmış geri plana. Enfes bir kapanışa sahip bu koca adam.

"Başlangıçtaki harika ve eski turunçgillerle aromatik otların uyumu ne kadar güzel. Sanırım ferah turunçgil şipresiyle karşılaşacağım" diye düşünen arkadaşlara orta notalar sıkı bir kroşe vuruyor. Evet kroşe boks terimidir ve yandan çeneye gelen sağlam yumruğun ismidir. Her ne kadar şiddete karşı isek de orta bölümün bünyeme yaptığı etkiyi ancak böyle dile getirebilirim. Yazılarımı okuyan arkadaşlarım bilecektir ki hayvansal kokan parfümlerle aram iyi değil. Ne Kouros'la anlaşabilirim ne çoğu kişinin ayılıp bayıldığı Musc Koublai Khan'ı midem kaldırabilir ne de L'Artisan'ın Dzing'ini üzerimde isterim. Yumuşak verilmesine rağmen Absolue Pour le Soir'in hayvansal tarafını bile kabul edemem. Antaeus'un orta bölümündeki sınırlı hayvansallığı da sevebildiğimi söylemem mümkün değil. Bir süre kendisini gösteren hayvansal yapı, uzun saatler üzerinize saldırmıyor. Buna da şükür. Sonları ise şaheser Antaeus'un. Kapanışındaki zenginlik, özen ve koku güzelliği anlatılmaz. Sizi kendisine amfetamin kadar bağlayabilir, haberiniz olsun.


Sayfalarca yazmaya gerek yok çünkü Antaeus, erkek parfümlerinin en büyük klasiklerinden birisi. Aslında siyah şişesine bakıp ve hakkında anlatılanları okuduktan sonra çok sert bir yapı bekliyordum. Orta bölümdeki hayvansallık dışında aromatik, baharatlı şipreyle karşılaştım. Yine çok karanlık nüanslar beklerken üst ve son kısmında ferah dokunuşlar hissettim. Farklı bir deneyim Antaeus.

Üst-orta-alt notaların birbirinden ayrıldığı, kompleks, derin, usta işi bir şampiyon Antaeus. Parfümörünün Jacques Polge olduğunu düşündüğümde, bay Polge'un çıraklık dönemi eseri olduğu söylenebilir. Zaten Jacques Polge'un ismini dünyaya ilk defa duyuran parfümün Antaeus olduğu biliniyor.

Sonuç olarak ilk günler kararsızdım. Nostaljik turunçgil, aromatik otlar, meşe yosunu kullanımına bayıldım ama hayvansallığına katlanamadım. Öznellik ile nesnelliğin birbiriyle karıştığı anlarda iç güdülere başvurmak belki de en iyisi. Size de böyle yapmanızı tavsiye ederim. Onu deneyin, deneyin ve bir daha deneyin. Uzun uzun koklayın ve kararınızı vermekte acele etmeyin. Yaşamsal iç güdüleriniz size doğru yolu gösterecektir. Binlerce yıldır olduğu gibi.

Luca Turin'in kitabında odunsu erkeksi olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden dört puan verilmiş. Bay Turin'in Antaeus'un kokusunun biraz eskimiş olduğunu söylemesi gayet yerinde. Onun modern bir parfüm olmadığı açık. Bu anlamda üst yaş gruplarına uygun olacağını söyleyebilirim.


EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı iyi. Fark edilirliği ilk bir saat yüksek, sonrasında normale dönüyor. Çoğu kişi onun çok güçlü ve fark edilir olduğunu söylese de belki de yeni versiyonunu kullandığımdan çok da etkilenmedim performansından. Ha bu arada 1981 yılında üretilmiş parfümün birçok defa reformülasyon geçirme ihtimalini göz ardı etmeyin. Eğer parfümlere fazlasıyla meraklıysanız eski şişe Antaeus'ların peşinde koşmanızın zamanı gelmiş olabilir.

Koku Güzelliği:10/7.5

Chanel – Antaeus (1981)

“Gaia ile Poseidon’un oğulları olan, yarı-dev Antaios, insana daha çok Grek-Berberi karışımı bir efsanenin kahramanı gibi görünüyor. Kaynaklara göre Libya’nın iç kesimlerinde yaşayan kral Antaios (Latinleştirilmiş hali Antaeus), gelip geçenlere güreşte meydan okuyor, güreşe tutuşup da tuş ettiği herkesi de acımadan öldürüyordu. Antaios hiç yenilmez ve öyle çok kişiyi altına alıp öldürür ki bunların kafataslarını Poseidon tapınağına çatı diye yığar. Antaios’un büyük sırrı, güreş esnasında toprakla, yani annesiyle olan temasını koruduğu sürece, Gaia’dan tükenmek bilmez bir enerji akışıyla beslenmesidir. Antaios’un ayakları bir kez yerden kesilecek olsa, bu hiç yenilmeyen dev, ancak herhangi bir insan kadar güçlü olacaktır. 11. görevini yerine getirmek üzere, Hesperidlerin efsanevi bahçesine doğru yola koyulan Herakles, yolu üzerinde Antaios ile karşılaşınca bu devle güreşmek zorunda kalır. Güreş sırasında çaresizce Antaios’u yenmeye gayret eden Herakles, bir yandan da onun neden hiç yorulmadığını çözmeye çalışır. Nihayet, doğru akıl yürütmeyle (bazı versiyonlarda tanrıça Athena’dan tüyo alarak) devin sırrına vakıf olur; onu havada tuttuğu bir sırada bir ayı kuvvetiyle sıkıp kaburga kemiklerini kırmak suretiyle öldürür. ” (http://yunanmitolojisi.com/)

 

Yukarıdaki karmaşık ve bir o kadar da gerçeküstü hikayenin, Yunan Mitolojisi için sıradan olduğu söylenebilir. Onlarca Tanrı ve yarı tanrının, doğa üstü yaratıkların, dünyada şimdiye kadar görülmemiş ve duyulmamış canlıların hikayesidir çoğu zaman mitoloji. Yunan Mitolojisindeki Antaeus’un kısa öyküsünün anlatıldığı yunanmitolojisi.com, bu konuları merak edenler için fena kaynak değil.

Antaeus isimli mitolojik yaratığın isminin Chanel’in parfümüne verilmiş olması şaşırtıcı değil bizim için. Daha önce Xeryus ve Kouros gibi ismini mitolojiden alan kokulara rastlıyorduk parfümcülükte. Mitolojideki Antaeus figürüne, günümüzün popüler kültüründe de zaman zaman rastlıyoruz. Her ne kadar 1400’lü yıllarda kaleme alınmış olsa da Dante’nin İlahi Komedyası’nda Antaeus ismi Cehennem bölümünde geçer. Ayrıca Fas’ın Tangier isimli şehrinin Antaeus tarafından kurulduğu bile söylenir.

 

Tabii bizi, Antaeus’un mitolojik geri planından ziyade, parfümle olan ilişkisi ilgilendiriyor. Chanel’in 1981 yılında piyasa sürdüğü Antaeus, otuz beşinci yaşını kutlayacak yakında. Denebilir ki otuz dört yıldır, erkek parfümlerinin en sağlam ve iyi örneklerinden birisi olarak hala yerini koruyor. Dünya parfüm klasiklerinin muhtemelen en üst sıralarında yer alıyor Antaeus. Simsiyah ve gizemli şişesiyle, temsil ettiği erkeksi yanıyla ve güçlü karakteriyle, 1980’li yılların ideal maço erkeklerini işaret ediyor belki de.

Antaeus’u uzun zaman önce kullanmış ve hakkında birkaç şey karalamıştım. Fakat bu önemli parfümün çok daha detaylı incelenmesi gerektiğini düşündüm ve yeniden ona şans tanıdım. Ya da tam tersi o, bu şansı bana bahşetti. Antaeus’un başlangıcı ferah turunçgillerle gerçekleşiyor. Limon, eski bergamot ve aromatik otlarla yüksek kaliteli ve nostaljik üst notaları şahane. Orta kısma çabucak geçiliyor ve 1980’li yılların erkek parfümü gerçeği yüzüme çarpıyor. Orta bölümdeki hayvansallık benim için zorlayıcı. İnternette dolaşan notalarında castoreum var. Muhtemelen bu arkadaştan geliyor hayvansallık. Baharatlar da mevcut orta bölümde. Tarçın öne çıkıyor gibi. Erkeksi orta notalar, onun basit bir parfüm olmadığını haykırıyor. Orta bölümün sonlarında neyse ki hayvansallık azalıyor ve onun yerine müthiş bir tütsü geliyor. Sadece tütsü mü? Meşe yosunu harika verilmiş. Deri şekerli değil. Azıcık gül bile sıkıştırılmış geri plana. Enfes bir kapanışa sahip bu koca adam.

“Başlangıçtaki harika ve eski turunçgillerle aromatik otların uyumu ne kadar güzel. Sanırım ferah turunçgil şipresiyle karşılaşacağım” diye düşünen arkadaşlara orta notalar sıkı bir kroşe vuruyor. Evet kroşe boks terimidir ve yandan çeneye gelen sağlam yumruğun ismidir. Her ne kadar şiddete karşı isek de orta bölümün bünyeme yaptığı etkiyi ancak böyle dile getirebilirim. Yazılarımı okuyan arkadaşlarım bilecektir ki hayvansal kokan parfümlerle aram iyi değil. Ne Kouros’la anlaşabilirim ne çoğu kişinin ayılıp bayıldığı Musc Koublai Khan’ı midem kaldırabilir ne de L’Artisan’ın Dzing’ini üzerimde isterim. Yumuşak verilmesine rağmen Absolue Pour le Soir’in hayvansal tarafını bile kabul edemem. Antaeus’un orta bölümündeki sınırlı hayvansallığı da sevebildiğimi söylemem mümkün değil. Bir süre kendisini gösteren hayvansal yapı, uzun saatler üzerinize saldırmıyor. Buna da şükür. Sonları ise şaheser Antaeus’un. Kapanışındaki zenginlik, özen ve koku güzelliği anlatılmaz. Sizi kendisine amfetamin kadar bağlayabilir, haberiniz olsun.

 

Sayfalarca yazmaya gerek yok çünkü Antaeus, erkek parfümlerinin en büyük klasiklerinden birisi. Aslında siyah şişesine bakıp ve hakkında anlatılanları okuduktan sonra çok sert bir yapı bekliyordum. Orta bölümdeki hayvansallık dışında aromatik, baharatlı şipreyle karşılaştım. Yine çok karanlık nüanslar beklerken üst ve son kısmında ferah dokunuşlar hissettim. Farklı bir deneyim Antaeus.

Üst-orta-alt notaların birbirinden ayrıldığı, kompleks, derin, usta işi bir şampiyon Antaeus. Parfümörünün Jacques Polge olduğunu düşündüğümde, bay Polge’un çıraklık dönemi eseri olduğu söylenebilir. Zaten Jacques Polge’un ismini dünyaya ilk defa duyuran parfümün Antaeus olduğu biliniyor.

Sonuç olarak ilk günler kararsızdım. Nostaljik turunçgil, aromatik otlar, meşe yosunu kullanımına bayıldım ama hayvansallığına katlanamadım. Öznellik ile nesnelliğin birbiriyle karıştığı anlarda iç güdülere başvurmak belki de en iyisi. Size de böyle yapmanızı tavsiye ederim. Onu deneyin, deneyin ve bir daha deneyin. Uzun uzun koklayın ve kararınızı vermekte acele etmeyin. Yaşamsal iç güdüleriniz size doğru yolu gösterecektir. Binlerce yıldır olduğu gibi.

Luca Turin’in kitabında odunsu erkeksi olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden dört puan verilmiş. Bay Turin’in Antaeus’un kokusunun biraz eskimiş olduğunu söylemesi gayet yerinde. Onun modern bir parfüm olmadığı açık. Bu anlamda üst yaş gruplarına uygun olacağını söyleyebilirim.

 

EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı iyi. Fark edilirliği ilk bir saat yüksek, sonrasında normale dönüyor. Çoğu kişi onun çok güçlü ve fark edilir olduğunu söylese de belki de yeni versiyonunu kullandığımdan çok da etkilenmedim performansından. Ha bu arada 1981 yılında üretilmiş parfümün birçok defa reformülasyon geçirme ihtimalini göz ardı etmeyin. Eğer parfümlere fazlasıyla meraklıysanız eski şişe Antaeus’ların peşinde koşmanızın zamanı gelmiş olabilir.

Koku Güzelliği:10/7.5

26 Temmuz 2015 Pazar

Chanel – Cristalle (1974)


Chanel – Cristalle (1974)

Güney Hindistan'ın Kerala ve Tamil Nadu bölgelerinin sınırlarındaki mavi tepelerde şafak sökmüştür artık. Yasemin çiçeğinin hasadı başlar bu saatlerde. O kadar narin bir bitkidir ki yasemin, sadece elle toplanabilir. Öte taraftan İtalya'da Etna dağının hemen kenarında, Sicilyalı köylüler, merdivenin kenarına oturmuş, topladıkları lezzetli ve değerli limonları seçerler. Böylece 1974 yılında Chanel'in yeni kadın parfümünün ilkeleri, kokunun kaderine yön vermiştir: Limon ve yasemin.

Cristalle'in saflığını, ışıltısını ve şeffaflığını tahmin edebilirsiniz sanırım. Turunçgil ağacındaki meyve ve yasemin şurubundaki yapraklar, yeryüzünün ve gökyüzünün soluğuyla kombine edilmiştir. İşte size Cristalle'in kısa öyküsü.

Kimilerine göre Matmazel Chanel'in bazı kıyafetlerinde kullandığı mücevherlerden esinlendiği belirtiliyor Cristalle parfümünün. Her kadın gibi Coco Chanel'in de pahalı mücevherlere, özellikle kristale büyük ilgisi vardı. Cristalle parfümünün, Coco Chanel'in bu tutkusuna binaen tasarlandığı anlatılır. Gerçi resmi tanıtımında bu yönde bilgi yok ama parfümün ismindeki kristal vurgusu, bu hikayeyi doğrulayabilir.


Chanel moda evinin dünya parfüm tarihine armağan ettiği klasiklerden birisinin de Cristalle olduğu rahatlıkla söylenebilir. 1970'li yılların ortasında Diorella'ya güçlü bir cevap olarak da düşünülebilir Cristalle. Edmond Roudnitska'nın müthiş şipresi Diorella'ya, Chanel, 1974 yılında Henri Robert'la karşılık vermişti fakat ilk fikrin Edmond Roudnitska'dan çıktığı görülüyor bu rekabette. Yoksa değil mi? Peki 1971 çıkışlı No.19'u nereye koyacağız.

Kadın parfümleri tarihinin üç müthiş klasiği No.19, Diorella ve Cristalle'in, koku formu anlamında birbirlerine yakın oldukları söylenebilir. Kuru, tozlu aldehidik turunçgil şipreleri olarak tanımlanabilecek üç eser, 1970'li yılların, Fransa ve Avrupa merkezli parfümlerinin genel karakterlerini takip ettikleri anlaşılabilir. Gerçi yazımda fazlaca kıyasa girmeyeceğim. Ama Cristalle'in arka planındaki tarihsel boyutu böylece kısaca hatırlatmak istedim.

Cristalle'i üzerime sıktığımda karşıma tozlu turunçgiller ve aromatik Akdeniz otları çıktı. Başlangıçtaki lezzetli ve eski portakal var ama limon muhtemelen baş rolde. Üst notalarda buruk ve rafine limona aromatik otlar büyük oranda destek veriyor. Evet klasik bir tozlu, nostaljik şipre açılışına sahip. Başlangıcı çok güzel. Orta kısımda kuru çiçekler kendisini gösteriyor. Sabunsu-pudralı verilmiş çiçeklerde fazlaca tatlılık yok. Aldehitlere benzer bu çiçeklere biraz da kavun eşlik ediyor sanki. Evet ben de sizin gibi "kavunun ne işi var burada" diye şaşırdım. Orta notalarda kavun veya şeftaliden gelen meyvemsi yapı, çiçeklerin hemen yanı başında duruyor. Açıkçası orta kısmı, başlangıcı kadar sevemedim. Sonlarda yine sürpriz var. Harika bir meşe yosununa parlak ve eski limon eşlik ediyor. Son kısım enfes.


Cristalle'in yeşil, meyveli-turunçgilli şipre olduğunu düşünüyorum. Tabii meyveler daha geri plandayken turunçgiller ve özelde limon ön planda denebilir. Aldehit benzeri pudralı çiçekler tam Chanel klasiği. No.5 ve No.19'da örneklerine rastladığımız bu sabunsu çiçeklerin Cristalle'de izlerini takip edebiliyoruz. Kuru, temiz ve pürüzsüz verilmiş çiçekler abartılı şekilde kadınsı olmasa da, onun feminen yanını vurguladığı açık. Eski-tozlu limon tahmin edebileceğiniz gibi harika kullanılmış. Ve meşe yosunu yine şahane bir kapanışa imza atmış.

Cristalle, adeta No.5'in çiçeklerini, Mitsouko'nun meyvelerini ve No.19'un limon ve meşe yosununu organik şekilde bünyesinde toplamış. Tabii ki yüksek kaliteli, şık, dengeli ve yapaylıktan eser yok. Üst-orta-alt nota ayrımları belirgin, lüks, olgun bir Chanel hanım efendisi duruyor karşımızda. Mesafeli, saygılı, kibar ve asil.

Günümüzün modern ve tatlı baharatlı parfümlerine hiç benzemiyor. O, tamamen farklı bir evrenin üyesi. 2015 yılının pop kültürü, onun umurunda bile değil. Edith Piaf'ın şarkılarındaki eski Paris kulüplerinin üyesi kadınların kokusu o. Lady Gaga veya Justin Bieber, onun muhtemelen en büyük kabusudur. Kim Kardashian ise onu uzaylı bile sanabilir.


Parfüme yönelik iki eleştirim olacak. Birincisi orta kısımdaki o kavun benzeri meyvemsilik. Sabunsu çiçeklerle iyi uyum sağlamadığını düşünmüyorum meyvelerin. Gerçi parfümün 1974'ten beri farklı seferler reformülasyon geçirdiğini düşünürsek, belki de ilk formülasyonda bu sıkıntı yoktu. Ya da sadece benim için sorun orta notalar. İkincisi de fark edilirliğinin düşüklüğü. Tabii parfümün EDT olduğunu düşünürsek harikalar beklemek doğru olmayabilir. Belki de özellikle tene yakın koku formu oluşturulmuştur.

EDT demişken önemli bir bilgi vereyim. Cristalle'in ilk 1974 formülü EDT idi. Ben de EDT'sini kullandım. Bir de EDP piyasaya sürüldü 1993 yılında. EDP'yi Jacques Polge tasarlamış. Yorumlara baktığımda iki parfümün birbirinden farklı olduğu söyleniyor. Genel olarak EDT'si öneriliyor. Hatta bir yerlerden vintage EDT bulabilirseniz onu almaya bakın derim.

Günlük basit kullanım için uygun olacağı izlenimi vermedi Cristalle. Belki yaz mevsimindeki şık bir havuz başı davetinde kullanmak yerinde olacaktır. Kot-tişört parfümü olmadığını düşünüyorum. Yaş olarak ise otuz hatta otuz beş üzeri kadınların denemelerini öneririm. İlkbahar-yaz kullanımı için ideal. Çok soğuk günlerde, yaz sıcaklarında vereceği tadı veremeyeceğini sanıyorum.


Luca Turin'in kitabında turunçgil şipre olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden beş verilerek en iyi parfümler listesine alınmış.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7.5

19 Mayıs 2015 Salı

Chanel – No.19 (1971)


Chanel – No.19 (1971)

"Bir gün Ritz otelinden çıkmış yürürken, aniden omzuma bir elin dokunduğunu hissettim ve arkamı döndüm. Tanıdığım birisi değildi. Amerikan aksanıyla konuşmaya başladı ve bana şöyle söyledi: ‘Özür dilerim, ben ve iki arkadaşım parfümünüzün ismini öğrenmek istiyoruz.’ Benim gibi yaşını başını almış bir kadının, sokakta parfümünün ismini sormak için bile durdurulmuş olması kötü bir şey mi!"

Moda dünyasının muhtemelen en önemli ismi Coco Chanel, kendisiyle yapılan bir söyleşide başından geçen bu ilginç olayı tüm samimiyetiyle anlatıyor. Seksen sekiz yıllık ömrüne büyük başarılar sığdırmış bu ikonik isim, kıyafet tasarımlarına olduğu kadar parfümlerine de büyük önem veriyordu. Hatta numaralara olan takıntısı yüzünden bazı parfümleri ismini sayılardan alır. Mesela dünyanın en ünlü parfümü No.5, No.46, No.22, No.18 ve bugünkü konuğum No.19. Parfümün ismindeki 19 rakamının muhakkak ki anlamı var. Bayan Chanel'in 19 Ağustos olan doğum gününün anısına parfümün ismi No.19 seçilmiş.

No.19'un bayan Chanel'in en sevdiği imza parfümlerinden olduğu söylenir. No.19, 1970 yılında oluşturulmuş ve 1971 yılında piyasa sürülmüş. Coco Chanel'in 1971 yılında öldüğünü düşünürsek, No.19'u uzun süre kullanamadan hayata gözlerini yumduğunu söyleyebiliriz. Neyse ki bayan Chanel, No.19'u görmüş, onu kullanmış ve çok sevmişti. İşte 2015 yılının sıcak geçen Mayıs ayının ortalarında, bir koku sever, Matmazel Chanel'in en sevdiği koku hakkında bir şeyler karalamak ister.


Kendi sitelerinde No.19'un "Yeşil notaların ve çiçeklerin zengin karışımından, odunsu vetiverden ve şipre karakterinden" bahsedilmiş. Parfümü üzerime sıktığımda karşıma klasik Chanel aldehitleri çıkıyor. No.5'de vücut bulan ferah sabunsu çiçekler, No.19'un üst notalarını da süslemiş. Tek fark burada daha ferah ve aromatik. Eski tarz limon, bergamot ve aromatik otların destek verdiği aldehitler biraz kadınsı ama gayet rafine. Başlangıcı nostaljik, buruk ve yüksek kaliteli. Açılışını beğendim. Orta kısma geçildiğinde sabunsu çiçekler ve dolayısıyla çiçeksi yapının azaldığını görüyoruz. Orta bölümde müthiş bir meşe yosunu kendisini gösteriyor. Biraz gül var ama gayet ferah kullanılmış. Tabii parfümün önemli notası süsen (iris) çiçeğini unutmamak gerekiyor. Orta notalar beklediğim kadar kadınsı değil hatta rahatlıkla erkek kullanımına uygun. Başlangıçtaki ferah yapı, orta kısımda daha da artıyor. Limon ve aromatik otların parmağı var bu ferahlıkta. Parfümün en sevdiğim yeri orta bölüm oluyor. Koklamaktan kendimi alamıyorum adeta. Geleyim son kısma. Alt notalarda ferah kullanılmış vetiver tam istediğim gibi. Zaten kapanışta vetiver büyük rol oynuyor ve Chanel'in kalitesini size sonuna kadar sunuyor. Son kısmı da sevdim.

No.19, başlangıçtaki sabunsu çiçeksiliği hemen üstünden atarak ilerleyen saatlerde şahane bir aromatik yeşil şipreye dönüşüyor. Limon ve aromatik otların mükemmel verilişi ve çiçeklerle uyumu görülmeye değer. Çiçeksilik derken sanırım No.19'u hiç bir zaman kadın parfümü olarak göremeyeceğim çünkü onu rahatlıkla erkekler de kullanabilir. O, Yves Saint Laurent Pour Homme, Acqua di Parma Colonia, Eau de Guerlain, New York düzleminde ilerleyen, pürüzsüz ve nefis bir eser. Onlardan farkı biraz daha sabunsu ve çiçeksi. Hele ki orta bölümdeki aroma için kelimeler yeterli olmayabilir. Bu tür limonlu, meşe yosunlu aromatik şipreleri sevdiğim için No.19'a böylesine övgüler yağdırıyor olabilirim. Eğer sizin bu tarz eski kafa parfümlerle aranız yoksa almadan önce muhakkak denemenizi tavsiye ederim.

Sanırım No.19'un biraz "eski" koktuğunu söyleyebilirim. Kimileri onu modası geçmiş bile bulabilir. Evet günümüzün parfüm trendlerine hiç uymuyor. Şekerli baharat bombası değil. Sonları da yapay sedir ağacı kokmuyor. Limonlu meşe yosunu ve enfes vetiverli yapısı, onu "gizli hazine" klasmanına yükseltiyor. Yaşı otuz hatta otuz beş üzeri olan arkadaşlara gözüm kapalı öneririm. Onu kullanınız ve gerçek bir parfüm nasıl olur şaşırınız. No.19'u kullandıktan sonra diğer parfümlerde hep bir şeyler eksik ya da yanlış gelebilir size. Şimdiden uyarayım.


Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibi. Sivri uçlar yok, uyumsuzluk yok, zorlama yok. Tatlılık az, sabunsuluk kokunun genelinin üstünü yumuşacık örtü gibi sarıp sarmalıyor ama abartılı değil. Çiçekler saf, temiz ve taze. Vetiver köksü, ıslak ama akuatik değil. Ve bence az da olsa orta bölümden itibaren tuzluluk mevcut. Umarım yanılmıyorumdur.

O, sadece kadın parfümleri kategorisinin değil, kokular evreninin en özel karışımlarından birisi. Müthiş bir klasik. Saygı görmeyi sonuna kadar hak ediyor. Çok zengin ve karmaşık değil. Notalar net, her biri taptaze ve doğal. Bir tarafıyla dişi ve çekici, diğer tarafıyla erkeksi, mesafeli ve ciddi. Belki de onun kokusu Coco Chanel'in karakterinin bir yansıması. Hayatı boyunca sürekli yalnızlıktan kaçan fakat hiç bir zaman yalnız kalmaktan kurtulamayan bir kadının yani Matmazel Chanel'in hikayesini anlatıyor No.19. Bu parfümü sürüp, Paris'te yaşadığı otelden çıkarak kaldırımda yürüyen Coco'nun yanımdan geçtiğini düşlüyorum, üzerinden yayılan No.19 ile birlikte. Belki de bundan önceki hayatımda Coco Chanel'i, Ritz'in çıkışında durduran ve ona parfümünü soran erkek bendim. Kim bilir.

No.19'un üç farklı formu var. EDT, EDP ve Parfum. Benim kullandığım EDP olanıydı. Kalıcılığı iyi ama fark edilirliği, başları dışında yüksek değil. Soğuk kış mevsimi dışında her zaman kullanılabilir.


Parfümün tasarımını Chanel'in efsane parfümörü Henri Robert yapmış. Luca Turin'in kitabında yeşil çiçeksi olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden dört puan verilmiş.

Son söz: Değerli Gabriel Chanel, bu harika parfüm eminim ki sizi, doğum gününüzü ve sizden geriye kalan güzel eserlerinizi çok uzun yıllar başka insanlara aktarmada yardımcı olacak. Kabrinizde rahat uyuyunuz.

Koku Güzelliği:10/8.5