12 Haziran 2012 Salı

The Different Company – Sel de Vetiver (2006)



The Different Company – Sel de Vetiver (2006)  Markanın unisex kullanıma uygun parfümü.

“Sonunda yaz geldi” diye düşünüyordu kadın. Haziran ayının ortalarına gelinen şu günlerde, artık kemiklerinin bile ısındığını hissediyordu. Bastıran sıcaklar her insanda olduğu gibi onda da “tatile çıkma” hissi uyandırıyordu. Sanki sadece yazın tatile çıkılırmış gibi.

Büyük bir şirkette orta kademe yönetici olan kadın, sevgilisine bir sürpriz yapmak istiyordu. Ne yapsam diye düşünürken aklına harika bir fikir geldi. Kısacık İtalya kaçamağı…

Hemen ilk akla gelen yöntemi uyguladı. İnternet üzerinden hazır turlara bakındı epey bir süre. Fakat bu paket turlar pek eğlenceli görünmüyordu. Onun istediği romantik, küçük ve salaş bir İtalyan sahil kasabasında sevgili ile geçirilecek günlerdi. Bir kadın başka ne isterdi ki…

İnternette gezinirken bir site dikkatini çekti. Gezgin bir çiftin anılarını anlattığı bir blogdu. Harika bir sahil kasabasından bahsediyorlardı. Kararını hemencecik vermişti. Bekle bizi Positano.


İzin günlerini aynı hafta sonuna denk getirmişlerdi nihayet. Kendilerini bir anda Roma’ya kalkan uçakta buldular. Her ne kadar bir çoğu haklarını aradıkları için zalimce işten çıkarılmış olsalarda Türk Hava Yolları’nın kabin görevlileri çok ilgili ve çok kibarlar. Bir de Amerikan uçaklarındakileri görün.

Sonunda Roma’ya vardılar. Her zamanki pasaport işlemlerinden sonra ilk işleri şehrin merkezinden bir araba kiralamak oldu. Böylece yol üzerindeki diğer yerleri de keşfetmek mümkün olacaktı. Yorucu sayılabilecek bir araba yolcuğundan sonra nihayet Positano’ya ulaştılar. Burası bir dağın yamacına kurulmuş bir sahil kasabası. Daha ilk gördüklerinde bayıldılar. Yorgunluklarına aldırmadan hemen başladılar dolaşmaya.

İlk aldıkları koku ise limon oldu. Evet buradaki limon ve bergamot bahçelerinden geliyordu muhtemelen bu koku. İşte Sel de Vetiver’in açılışı da biraz limon-bergamot ve yabancıların “Earthy” dedikleri toprağa benzeyen bir koku. Silhat mı yoksa kakule mi karar veremedim. Ama aklınıza hemen Terre d’Hermes gelmesin. Daha önce rastlamadığım bir duruluk ve sadelik. Tam bir Jean Claude Ellena tarzı. Belki de bu bir aile geleneği. Fakat parfümü kızı Celine Ellena tasarlamış. Ellena kendi parfümü için şunu söylemiş: “Denizden çıktıktan sonra ten üzerinde kuruyan deniz tuzuna benziyor Sel de Vetiver”.


İki sevgili bu kasabayı keşfederlerken asfalt yolun sonuna varıyorlar. Bundan sonrası toprak bir patika. Burayı merak edip arabadan iniyorlar ve yürüyorlar. Derken karşılarına çok bakımlı bir narenciye bahçesi çıkıyor. Bir kısmı limonlara, bir bölümü portakallara ayrılmış. İleride ise bahçenin sonunda bir adam hiç acele etmeden mahsulunu toplamakta. Çünkü burada zaman da hayatta yavaş ilerliyor. Neden acele etsin ki?

Sel de Vetiver’in orta notaları da sizi bir greyfurt-bergamot bahçesine girmişsiniz gibi hissettiriyor. Biraz da yeşil çiçekler. Süsen çiçeği (iris) olabilir. Çok güzel, doğal, taptaze ve İtalyan tarzı. Biraz kabe samanı  ve tuzlu deniz esintisi de burnunuzu okşuyor. Hala çok sakin, pürüzsüz ve doğal. Mis gibi adeta.

“Buraya kadar gelmişken denize girmeyecek miyiz” diye soruyor sevgilisine kadın. Bir kadın böyle bir soru soruyorsa bunun anlamı “Hadi daha ne bekliyoruz doğru plaja” demektir. Positano’nun iki plajından biri olan Spiaggia Grande’ye iniyorlar. Uzandıkları şezlonglarda hiçbir şey düşünmeden kitap okuyup etrafa bakınmak belki de dünyanın en güzel şeyi. Ne iş stresi var. Ne trafik derdi. Ne de ödenmesi unutulan faturalar.

                                                            Positano'daki Spiaggia Grande Plajı.

Sel de Vetiverin’in alt notalarında ise deniz esintili greyfurt-kabe samanı kokusuna yeşil notalar eşlik ediyor. Yani orta notalarına çok benziyor. Büyük bir değişime rastlanmıyor. Böylece de tenden ayrılıyor. Yani özetle: Azcık limon-bergamot, yeşil çiçekler, greyfurt, kabe samanı ve deniz esintisi.

Sel de Vetiver, markanın kurucusu dünyaca ünlü burun Jean Claude Ellena’ya özgü bir sadelik, duruluk ve sakinlik içeriyor. Öne çıkmaya çalışan hiçbir nota yok. Burnu rahatsız eden yapaylık yok. Zorlama bir koku yaratma gayreti yok. Her şey ölçülü ve minimal. İsminin Sel de Veitver olduğuna bakmayın. Bu parfüm bence vetiver’den ziyade narenciye-greyfurt, aromatik otlar teması üzerine inşa edilmiş. Diğer unsurlar bu ana eksenin etrafına yerleştirilmiş.

İki sevgili geçen iki günün ardından ise artık ayrılmak zorundalar bu güzel kasabadan. İçleri biraz buruk. Ne çabuk geçti diye düşünerek. Neden böyle güzellikleri ömrümüz boyunca değil de sadece iki gün yaşıyoruz diye hayıflanarak.


Sel de Vetiver, son yıllarda moda olan “deniz temalı yada deniz gibi kokan” parfümlerin güzel bir örneği bence. Geçtiğimiz haftalarda denediğim Heeley – Sel Marin ile aynı kulvarda yarışıyorlar. Fakat bence Sel de Vetiver daha güzel, ayakları yere basan, yapaylık barındırmayan bir yapıya sahip. Yani bir seçim yapacak olsam sanırım Sel de Vetiver’i tercih ederdim.

Eğer deniz esintisi, bergamot, ekşi, buruk greyfurt ve tozlu kabe samanı karışımı bir parfüm arıyorsanız çok iyi bir koku bulmuş durumdasınız. Genel olarak çok değişmeyen yapısı biraz hayal kırıklığına uğratabilir sizi. Fakat buradaki amaç zaten o. Basitlik ile güzelliği harmanlamak.


Parfüm kritikçisi Chandler Burr, Sel de Vetiver’e beş üzerinden beş yıldız vererek “Deniz kenarına yakışacak en iyi parfümlerden birisi” ilan etmiş. Luca Turin ise dört yıldız vermiş bu parfüme.

The Different Company’nin bir niche marka olduğunu, fiyatlarının oldukça yüksek olduğunu önemle belirtmeliyim. Yani almadan önce denemeniz iyi olacaktır. Hem erkelere hem de kadınlara uyacaktır kokusu. Bana biraz Hermes’in Terre d’Hermes ile Un Jardin Sur Le Nil parfümlerini hatırlattı. Terre’deki kabe samanı ve toprak kokusuna tuzlu bir greyfurt-bergamot eklenmiş hali diyebilirim.

Koku Güzelliği:10/8

9 Haziran 2012 Cumartesi

Costume National Homme (2009)



Costume National Homme (2009)  Markanın başarılı erkek parfümü.

“Temiz ve grafik çizgiler markanın yapısı ve duygusallığı ile, modernlik ve sofistikeliğinin arasında bir armoni yaratır. Silüeti yapılı, ince uzun ve keskin. Daima seksi.
 Erkek için odunsu, ambersi, baharatlı,  eau de parfum yoğunluğunda olan bu koku taze üst notalarla - greyfurt, kakule ve bergamot - başlangıcını yapıyor. Esans daha sonra tarçın, kekik ve karanfilin baharatlı armonisinin içine giriyor. Sonunda sandal ağacı, paçuli ve laden kokuya genel akordunun derinliğini ve sıcaklığını veriyor.
Bu yeni parfümde Ennio, daha önceki kokularla bütünlüğü sağlamak için, yine tüm zamanlara uyan, elegan ve duygusal bir şeyler düşündü. Teknik yaratım en prestijli usta burunlardan biri tarafından detaylara ve bütüne büyük önem verilerek, oldukça erkeksi ama zarif, baştan çıkarıcı ve olağanüstü şık biçimde yaratıldı.
Çok yönlü, şehirli, kozmopolit kişilikli, kalite ve Rock & Roll tutumunu, edineceği her üründe arayan profesyonel erkeğin vazgeçilmezi olarak istenildiği her an kullanılabilir.”


Yukarıdaki cümleler Costume National Homme parfümünün resmi tanıtım yazısı. Neredeyse birbirinin aynı cümleleri evirip çevirip, kopyalayıp yapıştırmaya devam ediyor parfüm markaları. Dior kadını şöyledir, Calvin Klein erkeği böyledir. Acaba bu tanıtım cümlelerini okuyup da havaya giren müşterileri var mı merak etmekteyim. Mesela “baştan çıkarıcı” olmak bir sürü parfümün ortak paydası. Madem bu kadar çok parfüm baştan çıkarıyor insanları, o zaman ortalıkta baştan çıkmış bir sürü insan olması gerekmiyor mu? Daha da ileri götürürsek, bir parfüm insanı ne kadar baştan çıkarabilir ki? Sanırım bu noktada parfümlerden gereğinden fazla şey bekliyoruz.

İstiyoruz ki bir parfüm olacak. Onu sıkacağız. Ve dünya üzerindeki insanların bir çoğu bize bayılacak, etkilenecekler, hayran kalacaklar, peşimizden koşacaklar. Değerli arkadaşlar, eğer bir parfümden böyle şeyler bekliyorsanız üzgünüm ama çok fazla hayal kurmamanızı tavsiye ederim. Bana e-posta, facebook yada parfüm merakı blogu yoluyla gelen soruların çoğunluğu “ bir parfüm ismi ver ki, dünyanın en popüler insanı olayım” tarzında oluyor. Daha önce de bazı arkadaşlara dediğim gibi böyle “sihirli” bir parfüm yok. En azından ben rastlamadım. Onun içindir bunları yazmayı uygun gördüm. Amacımız sadece kendimizi ve etrafımızdaki insanları rahatsız etmeden güzel kokmak olmalı. Hepsi bu. Parfüm dediğimiz şey de zaten kabaca güzel kokulu sıvıdan ibaret değil mi?

Buradan küçük bir manevra ile Costum National Homme parfümüne geçmek istiyorum. Çünkü artık şansıma mıdır bilemiyorum ama son zamanlarda gayet hoşuma giden kokular ile karşılaşıyorum. Costum National Homme’da bunlardan birisi oldu. Bu hazır giyim markasının çok fazla parfüm çıkartmadığını belirtmem gerek. Haziran 2012 itibriyle sadece dokuz tane parfüme imza atmışlar. Geçtiğimiz aylarda markanın Scent ve Scent Intense parfümlerini denemiştim. Açıkçası ikisi de pek tatmin etmemişti beni. Bugün ise yeni sayılabilecek bir kokuya yer vereceğim.


Costum National parfümleri, pazarda konumlanması açısından biraz farklı bir yerde. Niche desek tam değil. Fakat fiyatları klasik popüler markalardan da yüksek. Bildiğim kadarıyla parfümlerini EDP olarak piyasaya sunuyorlar. Bu durum da ana akım markalarda görülen bir şey değil. Benim kafam karışmış durumda. O zaman “Yarı Niche” diyerek kendimce işin içinden çıkmaya çalışayım.

Costum National Homme aromatik odunsu olarak sınıflandırılmış. Pek yanlış bir tanımlama değil geneline bakarsak. Parfümümüzün açılışı tatlı kırmızı meyveler, ağaç reçinesi, tatlı baharatlar ve biraz da içkimsi (belki de viski) kokuların karışımı ile gerçekleşiyor. Harika üst notaları var diyebilirim. Çok doğal, zengin, modern ve tam benim istediğim gibi. Başlangıca söyleyecek bir şeyim kesinlikle yok. Nefis.

Orta notalara geçildiğinde koku karakteri çok değişmiyor. Aynı meyvemsi, tatlı baharatlar devam ediyor. Fakat içki kokusuna benzettiğim yanı pek kalmıyor. Bu andan itibaren tam bir aromatik baharatlı bir hal alıyor. Muhtemelen tarçın-karanfil ikilisi ana gövdeyi oluşturuyor. Başlangıcındaki o yüksek canlılık ve enerji azalsa da hala çok sevilesi. Son kısımda yine kokusu çok büyük değişim göstermiyor. Alt notalarında hissedilir derece de odunsular ortaya çıkıyor. Muhtemelen tütsü. Belki biraz amber. Bu bölümün ana oyuncusu odunsu notalar diyebilirim rahatlıkla. Yani özetle: Kırmızı meyveler, tatlı baharatlar, odunsu notalar parfümün ana eksenini oluşturuyor.

Costum National Homme, günümüzün modern, popüler, tatlı baharatlı parfümlerine çok ciddi bir rakip. Bu anlamda biraz YSL – La Nuit de L’Homme ile benzerlik taşıyor. Fakat La Nuit’in Costum National Homme karşısında bence hiç şansı yok. Gerek koku güzelliği, gerekse kalite hissiyatı anlamında rahatlıkla niche parfümlerle yarışır Costum National Homme. Bana biraz L’Artisan – Tea for Two’nun sonlarına benziyor gibime geldi. Fakat bence Tea for Two’den bile çok daha güzel. Hatta başlangıcı Serge Lutens – Chergui’yi anımsattı. Evet bence kesinlikle paralellik var iki parfüm arasında.


Bu parfümdeki tatlı baharat kullanımına bayıldım. Kırmızı meyveler benzeri koku ve odunsu notalar ile öyle güzel harmanlanmış ki koklamaktan bıkmadığım bir parfüm olarak kayıtlara geçmek istiyorum. Daha önce denediğim Scent ve Scent Intense parfümlerine biraz benziyor genel tarzı. Hatta ilk kokladığımda Scent’e oldukça benzettim. Fakat her ikisinden de çok daha başarılı bence. Denediğim en iyi Costum National parfümü diyebilirim rahatlıkla. Genel olarak çok popüler olmayan ve herkesin bilmediği güzel bir kız gibi sanki. Güzel bir sürpriz oldu benim için Costum National Homme.

Parfümün eleştirilecek yanı ise kokusunun çok değişmemesi. Başından sonuna kadar neredeyse aynı çizgide ilerliyor. Çok büyük değişim göstermiyor. Sizi şaşırtmıyor. Keşke daha detaylı olsaymış. Tabiki başlangıcını saymıyorum.

Costum National’ın güzel yanlarından birisi Türkiye’de bulmanız zor değil. Tekin Acar mağazalarında satılıyor. Oralardan deneyebilme ve karar verebilme şansınız var. Ayrıca bazı Türkiye merkezli açık arttırma ve alışveriş sitelerinde de bulunabilir.


Parfümün kalıcılığı ve fark edilirliği fena değil. Muhtemelen EDP olmasının avantajını kullanıyor. Sıkarken dikkatli olmanız gereken parfümlerden. Hem kendinizi hem de etrafınızdaki rahatsız etme ihtimaliniz olabilir. Parfüm pazarında nadir kullanılan yeni bir pompa sistemi varmış şişesinde.

Bologna Cosmoprof Kozmetik Fuarında düzenlenen 21. Uluslararası Parfüm Akademi Ödülleri töreninde, İtalya’nın “En İyi İtalyan Yapımı Erkek Parfümü” ödülünü kazanmış. Bu eseri bir çok önemli parfüme imza atmış ve Frederick Malle içinde çalışmış olan saygın burunlardan Dominique Ropion yapmış.

Erkek parfümü olarak çıksa da bence bir kadın da kullanabilir. Hatta kadınların bu parfümü oldukça seveceklerini düşünüyorum. En azından bizim evde durum böyleydi. Baharatlı ve yoğun yapısından dolayı sonbahar-kış mevsimi için daha uygun gibi görünüyor. 40 yaşın altındaki erkeklere tavsiye ederim.

Artıları:
+ Başlangıcı harika.
+ Modern ve herkesin sevebileceği kokusu.
+ Gerek günlük kullanımda gerekse gece dışarı çıkmalarında iyi bir seçim olabilir.

Eksileri:
- Çok düz çizgide ilerliyor.
- Sonlara doğru başlardaki ilginçlik azalıyor.

Koku Güzelliği:10/8.5

7 Haziran 2012 Perşembe

Bond No.9 – Gramercy Park (2003)



Bond No.9 – Gramercy Park (2003)  Markanın unisex parfümlerinden.

Newyork merkezli niche parfüm evi Bond No.9 son zamanlarda bir çok parfüm çıkarıyor. Açıkçası artık hızlarına yetişmek zor. Bu anlamda tarzları benzemese de Montale gibi bir büyüme stratejisi izliyorlar. Yani bol bol parfüm çıkartmak. E haliyle bu kadar çok parfüm çıkarırsan mutlaka birilerinin beğeneceği kokular olacaktır. Fakat benim çok da hoşuma giden bir şey değil onlarca parfüm çıkarıp durmak arka arkaya.

Piyasaya çıkardığı parfümlerinde Newyork’un çeşitli semtlerinin ve simge haline gelmiş bölgelerinin ismini kullanıyor Bond No.9. Mesela bugün inceleyeceğim parfümü Newyork’un simgelerinden birisi olan Gramercy Park.

Newyork’un kalbi sayılabilecek Manhattan, filmlere bile çokça konu oluyor. Bence sadece Newyork’un değil, Amerika’nın kalbi sayılabilecek bir yer Manhattan. Newyork’un finansal, ticari ve kültürel başkenti denebilir. 11 Eylül saldırıları ile yıkılan ikiz kuleler, Birleşmiş Milletler merkez binası, Newyork Borsası ve NASDAQ burada bulunuyor. Bir apartman dairesinin 20 milyon dolara satılabildiği bir yer için sanırım daha fazla şey söylemeye gerek yok.

                                                                Parfüme ismini veren Gramercy Park. 

Gramercy Park, Manhattan’ın sınırları içindeymiş. Fakat bu parkı diğerlerinden ayıran önemli bir farklılığı var. Gramercy Park, herkesin girmesinin mümkün olmadığı bir park. Girişine sadece çevredeki binalarda oturanların izni varmış. Bu parkın anahtarı çok az kişideymiş. Gerçekten de ilk defa, şehrin merkezinde olup da herkesin giremediği bir park duyuyorum. Muhtemelen benim bilgisizliğim. Küçük de bir dedikodu vereyim. Ünlü modacı Karl Lagarfeld’in de bu parka bakan bir evi varmış. Geçenlerde 5.2 milyon dolara satışa çıkarmış evini.

Geçelim artık konumuz olan parfüme. Gramercy Park, markanın “yeşil” temalı kokularından. Bunu da kendi internet sitelerinde ilan etmişler. Zaten bol ağaçlıklı bir parkın ismini verdiği parfüm başka hangi tema ile çıkabilirdi?

Gramercy Park unisex olarak piyasaya sürülmüş. Çiçeksi yeşil olarak sınıflandırılmış. Parfümün başlangıcında güzel bir misket limonu (lime) ve sanki biraz da hindistan cevizi var. Fakat açıklanan üst notalarında ferah yeşillikler var denilmiş. Açılışı gayet iyi bence. Ferah, mis gibi bir tropikal içki gibi adeta. Başlangıcı biraz Guerlain Homme’u andırıyor. Azcık da Tommy Bahama – St. Sail and St. Barts’ı.


Orta notalar ve alt notalarda ise çok büyük değişiklik göstermiyor Gramercy Park. Misket limonu geri çekilirken, çiçekler (muhtemelen sarmaşık) ve hindistan cevizi benzeri tropikal koku merkeze yerleşiyor. Böylece de tenden ayrılıyor.

Gramercy Park bence ferah ve soğuk bir yapıda. Hatta bir yorumcunun dediği gibi “donmuş tropikal içki kokteyli gibi”. Bende aynen bu hissi uyandırdı. Biraz da yeşil çiçekler. Fakat bildiğimiz anlamda kadınsı çiçekler gibi değil. Daha unisex kullanıma yakın çiçekler.

Hatırladığım kadarıyla Guerlain Homme’a epey benzettim genel halini. Her ne kadar “yeşil ve çiçeksi” vurgular yapılsa da bence bu parfüm hindistan cevizi gibi tropikal bir geri plana sahip. Newyork’un göbeğindeki bir parkta yürürken değil de Şeyşel adalarında güneşlenirken kullanımına daha uygun gibi. Tarzından da anlaşılacağı üzere tam bir yaz parfümü. Hatta plajlarda kullanılması daha uygun olacak gibi.


Gramercy Park’ın başlangıcı çok doğal ve ilginç. Açılışına söyleyecek bir şeyim yok. Fakat bir süre sonra orta notalara geçildiğinde hafiften bir yapaylık hissediliyor. O doğal, mis gibi kokusu kalmıyor. Genel olarak basit ve tek düze bir kokuya sahip diyebilirim. Yani bir şişesi alınacak kadar başarılı olduğunu sanmıyorum. Hele ki çok yüksek fiyatını düşünürsek.

Luca Turin’in kitabında ise bu parfüme beş üzerinden sadece bir yıldız verilmiş “yeşil sabuna” benzetilmiş. Anlaşılan o ki, Gramercy Park markanın çok da başarılı olmayan parfümlerinden birisi.


Parfümümüz EDP konsantrasyonunda. Hem erkeklerin hem de kadınların kullanımına uyacak gibi. Tam bir ilkbahar-yaz parfümü. Günlük kullanımda da düşünülebilir.

Artıları:
+ Başlangıcını sevdim.
+ Kalıcılığı gayet iyi.

Eksileri:
- Orta notalarından itibaren ilginçliğini kaybediyor.
- Benim için biraz fazla “yeşil” kokuyor.
- Yüksek fiyatını hak ediyor mu şüpheliyim.        

 Koku Güzelliği:10/6

4 Haziran 2012 Pazartesi

Amouage – Reflection Man (2007)



Amouage – Reflection Man (2007)  Markanın erkek parfümlerinden.

Lüks nedir ve neye denir? Kelime anlamı olarak sözlüklerde şu açıklamalara rastlayabiliriz: “Giyimde, eşyada, harcamada aşırı gitme, gösteriş, şatafat, gerekli olanın sınırlarını aşan.”

2000’li yıllara gelindiğinde artık lüks kavramının da tanımı değişiyor. 1900’lü yıllarda bir araba sahibi olmak zenginlik emaresi olarak görülürken, bugün neredeyse bir çoğumuzun araba alabilecek kadar imkanları var.

Peki günümüzün değişen lüks kavramı nasıl tanımlanmalı? Milyon dolarlık bir villa mı? Lamborghini marka araba mı? Hermes çanta mı? Elli bin dolarlık bir saat mi? Armani marka takım elbise mi? Beş bin dolarlık timsah derisi bir ayakkabı mı? Dubai’deki yedi yıldızlı otel mi? Bence lüksün tek kriteri “pahalı” olması değil. Lüksün stil sahibi olması gerekir. Yani size bir yaşam biçimi satar. Hem de çoğu kişinin ulaşamayacağı gibi…

Lüksün, parfüm tarafındaki karşılığı nedir derseniz cevap olarak Amouage verilebilir. Çok yüksek fiyatları ve markanın konumlandırıldığı yer olarak düşünürsek üst gelir grubunu hedeflediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Yani bazen bir Amouage parfümü fiyatını hak ediyor mu diye düşünmeden edemiyorum.


Şimdiye kadar denediğim beşinci Amouage parfümü olan Reflection Man var bugün sırada. Markanın en ilgi çeken parfümlerini denemiş birisi olarak rahatlıkla diyebilirim ki Reflection Man diğer Amouage’lardan oldukça farklı. Fakat önce bana neler hissettirdiğine geçeyim.

Fragrantica’da odunsu çiçeksi misk olarak sınıflandırılmış. İlk sıkıldığında kremsi, pudralı bir vanilya şöyle bir burnunuzu yalayıp geçiyor. Hemen birkaç saniye sonra baharatlar kendisini gösteriyor. Açıklanan üst notalarına baktığımda “pimento” var. Çoğunlukla Jamaika tarafında yetişen bu baharattan geliyor olabilir başlangıçtaki koku. Baharatlara kremsi vanilya da eşlik diyor alttan alta.


Orta notalara geçildiğinde erkeksi çiçekler devreye giriyor. Muhtemelen yasemin. Sevdiğim bir kokusu var yaseminin. Bence parfümlere de çok yakışıyor. Alttan alta yine pudramsı, vanilya kokusu eşlik ediyor çiçeklere. Son kısım ise odunsu notaların ağırlığında gerçekleşiyor. Biraz da amber hissediyorum. Parfümün en vasat kısmı bence sonları. Yani özetle: Tatlı baharatlar, erkeksi çiçekler, odunsu notalar ve vanilya.

Yurtdışındaki bazı parfüm platformlarında Reflection Man’e ciddi eleştiriler yapıldığını gördüm. Parfümü deneme sürecinde bu eleştirileri pek anlayamadığımı belirtmem gerek. Bence Reflection Man, başarılı sayılabilecek bir vanilya parfümü. Yani vanilya etrafında şekillenmiş bir kokuya sahip. Diğer unsurlar sanki kokuya zenginlik katmak için kullanılmış.


Reflection Man’e yöneltilen eleştirilerden birisi yapaylık barındırması ve yeterince “harika” olmaması diyebilirim. Şimdi burada psikolojik etkenler devreye giriyor olabilir. Böylesi bir lüks markanın, çok yüksek fiyatlı parfümünden insanlar çok daha fazla şey bekliyor olabilir. Ama bence Reflection Man yeterli derecede kaliteli ve kompleks bir yapıda.

İşin ilginç tarafı parfümümüz şaşırtıcı derece de Jean Paul Gaultier’in efsane parfümü Le Male’ye benziyor. Özellikle vanilya kullanımı çok yakın Le Male’ye. Fakat Le Male’den daha zengin ve detaylı bir yapıda.


Yazımın başlarında kısaca bahsettiğim konuya geleyim. Reflection Man markanın diğer parfümlerine pek benzemiyor. Daha doğrusu denediğim Amouage’lardaki “Arap etkisi veya hacı yağı benzeri koku” Reflection Man’de hiç yok. Sanki modern bir Fransız parfümü var karşımda. Bu anlamda ilginç bir yerde duruyor. Yani markanın genel tarzının dışında bir yapısı var. Bu durum da daha kullanılabilir ve sevmesi kolay bir halde olmasını sağlamış. Jubilation XXV de dahil Amouage’ları, günlük kullanıma uymayacak denli karmaşık ve farklı “ambians” kokuları olarak görüyorum. Reflection Man ise günlük kullanıma uyabilecek yapısıyla tavsiye edebileceğim Amouge’lardan.

Şimdi şöyle bir durum var. Le Male’ye bu kadar benzeyen parfüme böylesi yüksek bir fiyat verilir mi? Yani Le Male alıp kullanmak varken Reflection Man’a gerek var mı? İşte bu noktada karar sizin. Eğer para benim için önemli değil diyorsanız ve Le Male’yi seven birisiyseniz, Reflection Man tam size göre.


Luca Turin kitabında Reflection Man’i “odunsu vanilya” olarak nitelemiş. Ve en düşük not olan bir yıldız vermiş. Bence epey abartmış beğenmeme işini.


Parfümümüzün tasarımını Lucas Sieuzac yapmış. EDP olarak piyasaya sürülmüş. 40 yaşın altındaki erkeklere yakışacaktır. Sonbahar-kış mevsiminde kullanmak daha uygun olacaktır.

Artıları:
+ Genel olarak vanilyalı kokusunu beğendim.
+ Le Male’yi sevenler Refleciton Man’a bayılabilirler.

Eksileri:
- Sonlardaki odunsu notalar çok başarılı değil.
- Farkedilirliği diğer Amouage’lara göre düşük.
- Çok yüksek fiyatı.

Koku Güzelliği:10/8