27 Mart 2013 Çarşamba

Montale – Wood & Spices



Montale – Wood & Spices

"Odun ve baharatlar"

Elimize mikrofon alıp, sokak röportajları yaptığımızı düşünelim. Türkiye'nin herhangi yerinde olalım. Farklı sosyal kesimlerden, farklı ideolojilere kadar bir çok kişiyi çevirip onlara şu soruyu soralım: "Odun ve baharat ikilisi sizin için ne çağrıştırıyor?" Mikrofon uzatılmış kişilerin büyük çoğunluğunun suratındaki, neden bahsettiğinizi anlamayan bakışlara şaşırmamak gerek. Evet normal şartlar altında abuk sayılabilecek bu soruyu bir parfüm severe sorsak ne olur? Tabiki hemen ilgi alanı olan parfümler hakkında farklı cevaplar alırsınız. Kimisi odunsu parfümleri sevecektir. Kimisi baharatları sevmeyecektir. İyi yada kötü mutlaka bir fikri olacaktır parfüm severin. Demek ki her insanın merakları, tutkuları, hobileri farklı olabilir. Zaten olması gereken de bu. Farklılılar, aykırı sesler ve her türlü düşünce (absürd de olsa) önemli ve önemsenmeli.

O zaman soru gelsin parfüm meraklılarına: "Odunsu ve baharatlı bir parfüme ne dersiniz?" Sanırım bir çok kişinin ilgisini çekecektir bu birliktelik. Her ne kadar keskin odunsu kokularla aram iyi olmasa da karşıma çıkan başarılı parfümlerin hakkını yiyemem. Mesela Le Labo - Vetiver 46, Gucci Pour Homme ve daha aklıma gelmeyenler... Odunsu-baharatlı parfüm için yola çıkmış bir marka daha var anlaşılan. O da Orta Doğu ve Arap temalı parfümler üreten Montale. Yani bugünkü konuğum.

Parfüm repertuarını sürekli genişleten ve üst üste çok sayıda kokuya imza atan niş marka Montale'den, odunsu ve baharatlı parfüm hamlesi gelmiş anlaşılan. En azından ismi bize böyle olduğunu söylüyor. Kulağa güzel gelen bu isim bakalım parfümün karakteri ile örtüşecek mi? Yada güçlü rakipleri ile mücadele edebilecek mi? O zaman geçelim detaylara.


Montale'nin kendi sitesinde, her parfümünde olduğu gibi neredeyse hiç bir bilgi yok Wood & Spices ile ilgili. Fragrantica'da baharatlı odunsu olarak sınıflandırılmış. Parfümün açılışı çok tuhaf, metalik, yapay turunçgiller ile gerçekleşiyor sanki. Emin değilim bu kokunun ne olduğuna. Kimi yorumcu şekerli bergamot derken, kimisi anason demiş, kimisi de portakal çiçeği diyor. Belki hepsinden bir parça vardır. Belki de hiçbirisi. Orta notalarında neredeyse hiç değişmeden devam ediyor aynı metalik, yapay, tuhaf koku. Son kısımda ise başlangıçtaki koku etkili. Ek olarak biraz metalik baharatlar ekleniyor. Böylece de tenden ayrılıyor.

Yukarıdaki paragraftan hiç bir şey anlamamış olan Parfüm Merakı okuyucuları. Şuna emin olun ki bende Wood & Spices'dan hiç bir şey anlamadım. Neden mi? Şöyle anlatayım. İlk olarak bu parfüm çok tuhaf ve karakteri olmayan yapıda. Ne tam anlamıyla meyveli, ne çiçeksi, ne odunsu ne de baharatlı. Parfümün geneline hakim olan yapay/metalik/buruk turunçgil-anason-baharat kombinasyonu hiç sevmediğim tarzda. Oldukça tatlı olarak kurgulanmış Wood & Spices'ın kokusu. Bıktırıcı, sevmesi zor ve garip. Bu hissi daha önce Hugo Boss - Boss'da (Bottled) fark etmiştim. O koku bana çok itici gelmişti. Wood & Spices'da da aynen öyle hissediyorum.

Wood & Spices'ın sevenleri hiç kusura bakmasınlar. Denediğim en başarısız Montale parfümü olarak hafızamdaki yerini alıyor. Hatta şimdiye kadar ki en kötü niş parfüm tecrübesi oldu diyebilirim. Sadece kokusu kötü değil. Ayrıca kalite anlamında da sorunlu. Bir kere başlangıcı sevmesi zor ve acaip. Yapaylık had safhada. Sanki aceleye getirilmiş. O kadar özensiz ki kokusu, marketlerde satılan ucuz parfümler gibi adeta. Bu kadar vasat bir niş parfüme hiç rastlamamıştım. Böylece tanışmış olduk.

Wood & Spices'ın tahammül edebildiğim tek yanı son kısmı oldu. Parfüm alt notalarında daha yumuşak hale geliyor. Her ne kadar başlangıçtaki koku karakteri devam etse de sonları eh işte diyebileceğim gibi. Zorlasam daha fazlası olmaz. Genel olarak çok değişmiyor kokusu. Düz çizgide ilerliyor.


İsmi insana güzel çağrışımlar yapıyor fakat kokusu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Parfümün eleştirilen yanlarından birisi de ismindeki odunsuluktan eser olmaması. Evet bence de haklılar. Kokusunda hiç odunsu nüanslar yok. Neden böyle bir isim konulmuş anlayamadım. Sanırım Pierre Montale bu parfümü canı sıkıldığı bir gün öylesine tasarlamış. Çünkü derin, ilginç, üzerinde çalışılmış hali yok. Üzgünüm Montale bey, ama Wood & Spices’ı pas geçeceğim.

Diğer Montale'ler gibi Eau de Parfum (EDP) konsantrasyonunda. Fark edilirliği başlarda çok yüksek. Az kullanmanızı öneririm. Yoksa boğucu olabilir. Sonbahar-kış mevsiminde kullanmak iyi fikir. Erkek kullanımına yakın geldi bana. Parfümün tasarımcısı ise Pierre Montale.

Montale'nin parfümleri Türkiye'de Harvey Nichols ve Brandroom mağazalarında satılıyor. Buralarda deneyip kararınızı verebilirsiniz.

Artıları:
+ Fark edilirliği yüksek.

Eksileri:
- Başlangıcı da ne öyle!
- Genel olarak kokusunu sevemedim.
- Kalite anlamında problemli.
- Yüksek fiyatı.

Koku Güzelliği:10/4

24 Mart 2013 Pazar

Frederic Malle – Noir Epices (2000)



Frederic Malle – Noir Epices (2000) Markanın uniseks kullanıma uygun parfümü.

İnsanların hayatlarını şekillendiren çoğu zaman ailesi yada yakın çevresi oluyor. Ailenizin sosyal statüsü, içinde bulunduğunuz duygu dünyanızı yada hayattaki amaçlarınızı belirliyor çoğu zaman. İstisnalar muhakkak ki olacaktır. Sanırım Frederic Malle'nin de böyle bir durumu var. Büyükbabası Dior parfüm bölümünün kurucusu. Annesi ise Dior parfümlerinin sanat yönetmeni. Görüleceği üzere parfüm sanayisinin içinde büyümüş. Böyle bir çocuğun iktisatçı yada arkeolog olması sizce ne kadar mümkün. İster ailesinin genlerini almış deyin ister içindeki sesi dinlemiş deyin. Muhtemelen Frederic Malle'nin hayatla ilgili algılarında parfümlerin çok özel bir yeri var. Aynı Guerlain ailesinin mensupları gibi.

Frederic Malle için bir yönetmen diyebiliriz. İkinci bin yılın hemen başında kurulan "Editions de Parfums Frederic Malle" niş parfüm evi, Fransa'nın hatta dünyanın en popüler ve ilgi çekici markalarından diyebilirim. "Büyük pazarlama kampanyaları ile abartılan ve bazı odaklar tarafından dayatılan sınırlamaları, parfümlerden kurtarmak" olarak anlatıyor parfüm işine girişini.

Kurucu Frederic Malle'nin kendisi parfüm tasarlamıyor. Onun yerine dünyanın en saygın ve önemli parfümörlerini bir araya getiriyor. Onların fikirlerini keşfedip ifade etmelerini sağlıyor. Onlara "yaratıcı özgürlük ve sınırsız mali kaynaklar" sunuyor. Parfüm endüstrisindeki en yenilikçi teknolojileri ve nadide hammaddeleri kullanmak tamamen ücretsiz. Bu özgürlük konvansiyonel sınırları olmayan bir koku oluşturmanın ve en hassas ayrıntının bile önemli olduğu parfüm formüllerinin oluşturulmasına katkıda bulunuyor Frederic Malle'nin ifadesiyle.

                                                                           Frederic Malle.

2000 yılında Malle, dokuz büyük parfüm sanatçısını davet edip, dokuz parfüm tasarlatarak markanın startını vermiş oldu. Bugün inceleyeceğim Noir Epices de bu ilk dokuz parfümden birisi. Malle bu parfümü çok fazla işe imza atmamış Michel Roudnitska'ya tasarlatmış. Noir Epices Türkçeye "Siyah Baharatlar" olarak çevirilebilir. Kendi sitelerinde odunsu oryantal olarak sınıflandırılmış.

Noir Epices'in başlangıcı oldukça tatlı portakal, sardunya ve bir parça gül ile gerçekleşiyor. Ağırlık kremsi ve hafiften pudramsı portakalda. Oldukça kaliteli ama benim için harika kokulu değil. Bir süre sonra orta notalara geçiliyor. Bu kısımda gül teması bütün ağırlığı ile hissediliyor. Biraz hacı yağımsı bir gül bile diyebilirim. Güle yumuşak baharatlar eşlik ediyor. Muhtemelen karanfil ve tarçın. Fakat gül çok daha baskın. Son kısımda ise yine gül kendisini hatırlatıyor. Burada güle yumuşak ve tatlımsı silhat (paçuli) eşlik ediyor. Böylece de tenden ayrılıyor.

İsminin siyah baharatlar olduğuna bakmayın. Nior Epices benim tenimde tam bir gül parfümü gibi davrandı. Bazı yorumcular baharatların yoğun olduğundan bahsetmişler. Demek ki ten seçen bir parfüm. Her tende farklı rollere bürünebiliyor. Benim tenimde ne yazık ki güzel tepkiler veremedi.


Başlangıcı ve orta notalarında tatlılık mevcut. Fakat kalitesiz ve bıktırıcı değil. Parfüme ismini veren baharatlar ise geri planda kalmayı tercih ediyor. Gül ise her daim başrolde. Buradaki gül, yoğun, dolgun ve baskın. Yapaylık hissedilmiyor. Kalite hissiyatı yüksek. Ama gül kullanımı çok benzersiz yada ilginç değil. Baharatlı gül diyebilirim özetle. Örneğine başka niş markalarda rastlanabilecek kokusu ile çarpıcı bir başyapıt olacak gibi gelmedi bana.

İlginç taraflarından birisi gül kullanımının yoğunluğu olması değil gülün daha Arap esintili olarak kullanılması oldu. Bu tür Arap temalı gül parfümlerine genellikle Amouage ve Montale'de rastlıyorum. Fakat Noir Epices'deki gül kullanımı biraz hacı yağlarını hatırlattı bana. Açıkçası bu his parfümden biraz soğuttu beni.

Kabul etmek gerekir ki Noir Epices, niş parfüm standartlarında. Fakat bana biraz tek düze geldi kokusu. Yani radikal değişimler göstermiyor. Size süpriz yapmıyor. Bu kadar yüksek fiyatlara satılan parfümün çok daha ilginç ve derin olmasını beklemek hakkımız değil mi? Tamam bu sonuçta patron ile parfümörün seçimi. Ama Frederic Malle gibi iddialı bir markadan aklımızı başımızdan alabilecek parfümler görmek isterim.


Luca Turin kitabında Noir Epices'i odunsu baharatlı olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden dört yıldız vererek oldukça beğenmiş. Ve özetle şunları söylemiş:

"Edmond ve Terese Roudnitska'nın oğlu Michel'in imza attığı güzel bir parfüm. Muhtemelen benim de en sevdiğim Frederic Malle parfümü."

Noir Epices, ferah sayılamayacak bir parfüm. Hatta bence biraz karanlık. Sonbahar-kış mevsimlerinde kullanmak iyi bir fikir. Sıcak yaz günlerinde sıkıntı verici hale gelebilir. Eau de Parfum (EDP) olarak satılıyor.


Son bahsedeceğim ise parfümü kimlerin kullanabileceği. Gül yoğunluklu parfümler genellikle kadın kokusu olarak aklımızda yer etmiş. Oysaki hiç ilgisi yok. Bir erkeğe de rahatlıkla uyabilir gül teması. Noir Epices'de bende kadın kullanımına daha yakınmış gibi bir his uyandırdı. Fakat kullanılan baharatlar sayesinde erkeklere de uyacak gibi bir vurgu yapılmış. Bence hem erkekler hem de kadınlar kullanabilirler.    

Artıları:
+ Genel olarak yüksek kalitesi memnun edici.
+ Güzel bir baharatlı gül parfümü arayanlara önerebilirim.

Eksileri:
- Çok benzersiz kokusu yok.
- Düz çizgide ilerliyor. Çok değişmiyor.
- Fiyatı çok yüksek ve her yerde bulmak zor.

Koku Güzelliği:10/7.5

20 Mart 2013 Çarşamba

Cartier – Santos (1981)



Cartier – Santos (1981)  Cartier’in klasikler arasında yer alan erkek parfümü.

Bu öyle bir adamın hikayesi ki, inanmak zor. Hatta Parfüm Merakı sitesinin en ilginç konuklarından birisine şahit olacağız. Bu adam kim mi? Biraz merak edin bakalım.

1873 yılında doğan bir adamın hikayesi bu. Aslen Brezilyalı. Babası Brezilya'nın en büyük kahve üreticilerinden birisi. Erken ölen babası sayesinde çok büyük bir servete sahip olarak buluyor kendisini. Fakat Brezilya'da yaşamak onu tatmin etmiyor çünkü gözü Avrupa'da. Yirminci yüzyılın başlarında Fransa ve başkenti Paris adeta ışıl ışıl parlıyor. Dünyanın çekim merkezlerinden birisi. Belki de en önemli şehri. Bugün Newyork nasıl dünyanın başkenti kabul ediliyorsa Paris'te o zamanın cazibe merkezi. Herkes Paris'te yaşamak istiyor veya en azından Fransızca öğrenmeyi düşünüyor. Bahsettiğim kişinin de ilk yaptığı şeylerden birisi Brezilya'yı bırakıp, Paris'e gelmek oluyor. En ufak maddi sıkıntısı yok nasıl olsa. Ve Paris sosyetesine hızlı bir giriş yapıyor.

Sting'in seslendirdiği ve dinlemekten bıkmadığım o harika parçası "Englishman in New York"a bir gönderme yapayım. Brezilyalı adam Pariste... Peki bu adamı böylesine çekici ve ilginç yapan ne? Her zaman çizgili, koyu renk takım elbise giyen, onu tamamlayan ayakkabı, kolalı gömlek ve Panama şapka takan bu beyefendi, Paris sosyetisinin düzenlediği partilere katılmaktan da geri kalmıyordu. Parisli erkekler onun giydiği kıyafetlerin aynısını alıyorlar, pantalon paçalarını onun gibi kıvırıyorlardı. Adeta fenomene dönüşmüştü renkli kişiliği ile.


Arkadaş çevresi o kadar genişti ki dönemin süper zenginlerinden Rockefeller'la yemek yiyip, ünlü yazar Jules Verne ile gece geç saatlere kadar muhabbetlere dalıyor, telefonun mucidi Graham Bell ile teknoloji üzerine söyleşiler yapıyordu. Fakat bu adamın çok daha ilginç bir özelliği vardı. O da havacılığa, pilotluğa ve uçmaya olan tutkusuydu. Henüz uçak teknolojisinin olmadığı 1900'lü yılların başında aklına koymuştu uçmayı. Ve bu inadı sayesinde bir balona sahip oldu. Hatta 1901 yılında bir gün herkesin şaşkın bakışları arasında balonuyla havalandı ve  Eiffel Kulesi'nin etrafında tur atıp tekrar yere başarıyla indi. Artık Paris'te herkes onu konuşuyordu.

Hatta işi biraz daha abartıp, balonunu gezmeye giderken bile kullanıyordu. Her akşam Champs-Elysees'deki evinden Maxim'e balonla gidiyor, gündüzleri alışverişe ve dostlarını ziyarete de balonla uçuyordu. Evinin önündeki lamba direğine bağlı duran balonu Maxim'in önünde atların yanına park ediyordu.

Aynı zamanda mucit olan bu çılgın Brezilyalı, 1906 yılında dünyanın ilk uçak prototiplerinden olan "14 bis" isimli makinesini icat edip, kullanıma hazır hale getirmişti. Üstelik bu küçük ve basit uçağıyla yaptığı ilk uçuş deneyimi başarılı olmuştu. Muhtemelen farkında olmadan tarihe geçmişti bu uçuşu ile Alberto Santos-Dumont.


Bir rivayete göre cep saatine bakmaya üşendiğinden, bir rivayete göre uçuşları sırasında cep saatine bakmanın güvenli olmadığını ve uçağın kontrolünü kaybedebileceğini düşünerek arkadaşı Cartier markasının sahibi Louis Cartier'e şikayette bulunmuştu. Bu yakınmalar üzerine Louis Cartier onun ismini verdiği bir saat tasarladı. 1904 yılında tasarlanan bu saat Cartier'in de ilk kol saatiydi. Malum o zamana kadar hep cep saatleri kullanılıyordu. Yani bu ilginç Brezilyalı yine farkında olmadan kol saatlerinin doğuşuna ön ayak olmuştu.

Bu anlatılanlar daha sürer gider. Biz konumuz olan parfümlere  geçelim artık. Alberto Santos-Dumont'un hikayesini anlatmamın sebebi anlaşıldı sanırım. Cartier'in en eski saat koleksiyonlarından olan Santos'un ismi, bu çılgın Brezilyalıdan geliyor. 1981 yılında çıkardıkları parfüme de Santos ismi verilmiş. Daha önce incelemesini verdiğim Cartier'in diğer parfümlerinden Pasha'nın ismi de yine markanın saat koleksiyonundan geliyor. Anlaşılan, Cartier, parfümlerine isim verirken ünlü saat serilerini kullanıyor.

Santos de Cartier, kendi sitelerinde şöyle tanıtılmış: "Fesleğenin ferahlığı, adaçayının ambersi notaları ve sedir ağacının şıklığı... Odunsu amber ile aromatik ferahlığın karışımı."

Santos'un açılışı eskilerden kalma limon, bergamot, biraz lavanta ve aromatik otlar ile gerçekleşiyor. Santos daha ilk saniyelerinde 1980'li yılların başlarına ait olduğunu size deklare ediyor. Ferah sayılabilecek üst notalar tozlu ve biraz limonsu. Ama aromatik otların da hakkını yememek lazım. Nostaljik ama güzel ve doğal. Açılışını sevdim. Santos'un ilerleyen dakikalarda kokusu değişiyor. Aromatik otlar ve tozlu turuçgillerin ağırlığı azalıyor. Orta notalarından itibaren yumuşak ve tatlımsı baharatlar (muhtemelen karanfil, tarçın), yumuşak erkeksi çiçekler (sardunya olabilir) ve bir parça hayvansal sayılabilecek vanilya algılıyorum. Son kısım ise orta notalar ile paralel gidiyor. Çok değişim göstermiyor. Alt notalarında yumuşak tatlımsı odunsular, silhat ve eskilerin değişmez kokusu meşe yosunu ekleniyor sadece. Böylece de tenden ayrılıyor.


Santos'un 1981 yılında üretildiğini düşünürsek, o dönemin sert ve acımasız şiprelerine benzeyeceğini düşünebilirsiniz. Evet ilk saniyelerde Eau Sauvage benzeri yapı ile karşılaşacağımı zannettim. Üst notalarındaki eski/nostaljik/tozlu aromatik otlar ve bergamot tam bir 1980'ler parfümü gibi. Fakat şipre havaları estiren başlangıcı dışında aromatik fujerlara daha yakın kokusu. Bir kere yumuşak ve kullanımı kolay bir parfüm. Dikkat ederseniz sıkça tatlılık vurgusu yaptım. Buradaki tatlılık bal/vanilya ikilisi ile sağlanmış diyebilirim. Ayrıca aşırı kullanılmamış. Tam ayarında tatlılık oranı.

Genel itibariyle kremsi baharatlar ve odunsu tarzında diyebilirim. Parfümün en ilgimi çeken kısmı ise zaman zaman size kendisini hissettiren hayvansallık. Çok az olsa da sanki bir parça vanilya ile birlikte kullanılmış bu hayvansallık. Rahatsız edecek kadar değil. Bence hoş bir süpriz olmuş.

Santos'da herhangi bir yapaylığa yada zorlama yanına rastlamadım. Gayet efendi, erkeksi, sakin, yumuşak, tatlımsı, herkesin sevebileceği gibi bir arkadaş. Şisesinin siyah olmasına bakmayın. Hiç de öyle karanlık ve zor bir kokusu yok. En azından benim için. Başlangıcı güzel, orta notaları çok ilgi çekici değil, son kısmı ise gayet başarılı.

Şu bir gerçek ki Santos, eski tarz parfüm klasiklerinden birisi. Dönemim ilgi çeken kokularından birisine sahipti muhtemelen. Şimdi bu tür eski tarz parfümlerin sorunu koku karakterlerinin günümüzden çok uzak olmaları ve kolay kolay insanların kabul edemeyeceği gibi olması. Yani modası geçmiş, köhne ve eski moda olma riski var. Fakat Santos'un başlangıcını saymazsak hiç de öyle eski tarz bir kokusu yok. Ben hiç yadırgamadım. Bu anlamda oldukça ileri görüşlü parfümmüş diyebiliriz. Rahatlıkla, günlük kullanımda, belli bir yaşın üzerindeki erkeklere (30 yaş ve üzeri) tavsiye edebilirim. Şık ve kaliteli yapısı memnun edici. Oldukça beğendiğim 1980'li yıllar parfümlerinden birisi oldu Santos.


"İyi de hiç mi başarısız yönü yok Santos'un" dediğinizi duyar gibiyim. Kusursuz bir güzellik olamayacağı açık. Santos'un başlangıcına bir şey söylemem mümkün değil. Çok güzel. Fakat orta notalarından itibaren sanki biraz sulandırılmış/seyreltilmiş hissi verdi. Zaten bazı yorumcular da bu durumdan şikayet etmişler. Bunun sebebi büyük ihtimalle geçirdiği reformülasyonlar. Santos'un daha önce iki kere formülasyonunun değiştiğine dair bilgiye rastladım. Sanırım ilk ve orijinal halini deneseydim çok daha beğenecek belki de aşık olacaktım. Bu hali de fena değil ama sanki parfümden bir şeyler alıp götürmüşler. Çok rafine ve niş parfüm seviyesinde olduğunu söylemem zor. Yine de güzel bir tecrübe oldu Santos. Büyük şişesi alınacak kadar ilginç ve başarılı dersem doğru olmayacaktır. 

Luca Turin'in kitabında Santos odunsu oryantal olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden iki yıldız vermiş. Ayrıca şunları söylemiş Turin:

"İhtiyarlamış tuhaf bir yaratık. Tatlı ve odunsu oryantal. Paco Rabanne Pour Homme'un kıllı göğüslü erkek kardeşi gibi. Ne çok orijinal ne de çok başarılı. Eğer Santos'u beğendiysen Caron - Yatagan'ı al." (Luca Turin) Bu konuda da Turin'e pek katılamayacağım. Eğer Santos ile Yatagan arasında kalsam tercihim kesinlikle Santos olurdu.

Tam bir sonbahar-kış parfümü. 30 yaşın üzerindeki erkeklere tavsiye ederim. Her zaman dediğim gibi denemeden almayınız.

Artıları:
+ Başlangıcındaki nostaljik yapıyı sevdim.
+ Hafif tatlılık barındıran tarzı çok hoş.
+ Zaman zaman ortaya çıkan hayvansallık ilgi çekici.

Eksileri:
- Başlangıcını birçok kişi sevmeyebilir.
- Orta notaları daha güzel ve kaliteli olabilirmiş.

Koku Güzelliği:10/7

17 Mart 2013 Pazar

Le Labo – Vetiver 46 (2006)



Le Labo – Vetiver 46 (2006)  Markanın başarılı parfümü.

İki adam düşünün. İşlerinin tam anlamıyla uzmanı. Newyork’ta dünyanın en iyi parfümörlerini bir araya getirmeye karar versinler. Ve onlara şöyle bir görev versinler: "Fevkalade parfümler meydana getirin. Fiyatını ise düşünmeyin. Amacınız insanların duyularını şok edebilecek parfümler yaratmak olsun."

Bir marka düşünün. Parfüm mağazalarında satılan fabrika yapımı kokuları elinin tersiyle itsin. Onları reddetsin. Ve parfümleri sadece “Newyork parfümeri laboratuarı” ismini verdikleri atölyelerinde üretilsin.

Bir marka düşünün. Onların laboratuarları halka açık olsun. Ayrılmayı istemeyeceğiniz sihirli bir yer adeta. Burada dokunun, dinleyin, görün ve koklayın. Parfüm yapım sanatlarını öğrenin. Kokuları keşfedin ve onların arasında seyahate çıkın.


Bir marka düşünün. Bütün çalışanlarının mutlu olduğu ve şevkle çalıştıkları. Markanın kurucularının amacının, parfüm dünyasının en yaratıcı kokularını tasarlamak olduğu bir ütopya. Herhangi patronluk hiyerarşisinin olmadığı bir marka. Laboratuar görevlisinden stajyere kadar her çalışanın tamamen bağımsız olduğu ve risk almakta özgür olduğu bir marka. İşte Le Labo’nun niş parfüm sektöründeki devrim manifestosunun kısa bir özeti. Amacı parfüm dünyasında devrim yapmak olan markanın böyle bir manifestosu olması gayet normal.

Fabrice Penot ve Edouard Roschi tarafından 2006 yılında kurulmuş niche parfüm evi Le Labo. İki kurucusu da daha önceden Giorgio Armani’nin parfümlerinin oluşturulmasında katkıda bulunmuşlar. Sanılanın aksine Fransa değil Amerika/Newyork merkezli Le Labo. Hatta Newyork’ta “Parfüm Laboratuarı” ismini verdikleri yerde parfümlerini üretiyorlar. 2006 yılında on parfüm birden piyasaya sürerek hızlı bir başlangıç yapmışlar. Bugün inceleyeceğim Vetiver 46'da markanın ilk çıkardığı parfümlerden.


İsmindeki 46 sayısı, içeriğinde kullanılan esans adetinden geliyormuş. Vetiver'de hepimizin bildiği ve parfümlerde sık kullanılan bir sabitleyici olan kabe samanı. Le Labo'nun bütün parfümlerinin isimleri bu şekilde. Önce parfümün temasına ait koku (Iris, Gaiac, Rose vb). Sonra da bir rakam. Kendi sitelerinde tam bir erkek parfümü olduğu açıkça vurgulanmış. Hatta bütün Le Labo koleksiyonu içindeki en fazla erkeksi parfümün Vetiver 46 olduğu belirtilmiş. Zaten daha başlangıcında hissediyorsunuz bu durumu. İlk sıktığımda oldukça çekimser bir yapı ile karşılaştım. Kendisini göstermeye hevesli olmayan bu koku için kalın ve dolgun ağaçsılık diyebilirim. Vetiver 46'nın başlangıcı çok başarılı olmayan odunsu notalar ile gerçekleşiyor. Açıklanan notalarında Gaiac Ağacı var. Oradan geliyor olabilir. Sonrasında kokusu biraz değişiyor. Aynı sağlam odunsu kokuya bu sefer tütsü ve baharatlar ekleniyor. Bol bol tütsü yakılmış odaya girdiğinizde hissetiğinize benzer bir koku. Baharat olarak da karabiber ağırlıkta. Orta notaları odunsu notalar, tütsü ve baharatların işbirliğinin en güzel örneklerinden birisini size sergiliyor. Bu kısım çok güzel. Alt notalara geçelim. Ağaçsı his değişmeden devam ediyor. Sonunda parfüme ismini veren vetiver (kabe samanı) ile karşılaşıyoruz. Çok başarılı bir vetiver kullanımı var son kısımda. Ağaçsı vetiver tenden ayrılana kadar devam ediyor.

Vetiver 46, çok başarılı bir odunsu-baharatlı tütsü parfümü. Başından sonuna kadar hiç azalmıyor odunsuların ağırlığı. Parfümün ana aksını oluşturuyor. Bu odunsu notalara orta notalarda eklenen tütsü ile baharatlar ve alt notalarda eklenen vetiver yardımcı oyuncu gibiler. Yani ismine bakıp da yoğun bir vetiver kullanımı beklemeyin.

Lüks, şık, kaliteli, yapaylık barındırmayan, uyumsuzluk hissedilmeyen, üzerinde çalışılmış ve ciddiyetle uğraşılmış bir kokuya sahip. Böyle yoğun odunsu kokularla çok aram olmasa da bu parfümü çok sevdim ve saygı duydum. Hatta uzun zamandır denediğim en başarılı odunsu parfüm dersem abartmış olmam. İşte bu tür tütsü ve ağaçsı kokuları seviyorum. Tam olması gerektiği gibi. Biraz karanlık, gerçekçi, modern ve abartısız. Karşımızda eski tip tozlu kokan bir parfüm yok. Her ne kadar Le Labo markası Amerika kökenli olmasına rağmen Vetiver 46 gayet modern, gayet Avrupalı, gayet Fransız...


Kokusu bana üretimi bitirilmiş Gucci Pour Homme'u hatırlattı. Biraz Lalique'in karanlık ve tozlu parfümü Encre Noir'i bile çağrıştırdı. Hatta bir yorumcunun Terre d'Hermes'e benzetmesini bile haklı buldum. Özellikle alt notalar Terre d'Hermes'in portakal akorunu çıkardıktan sonraki halini çağrıştırıyor. Fakat bu üç parfümden de daha başarılı.

Vetiver 46 koku güzelliği, rafinelik ve kalite anlamında, üst notaları dışında kusursuz. Çok dengeli, kararlı, kimleri hedeflediğini bilen, aklı bir karış havalarda gezmeyen, popüler olayım kaygısı gütmeyen gizli hazinelerden birisi. Sevindirici taraflarından birisi fazla tatlılık barındırmaması. Yani günümüzün modern odunsu parfümlerindeki gibi şekerli, plastiğimsi bir tarzı yok. Daha ciddi, üst yaş gruplarına hitap eden, zaman zaman resmi bir hali var.

                                     Le Labo'nun kurucularından Fabrice Penot ile yapılmış kısa söyleşi.

Eleştirebileceğim tek yanı parfümün açılışı ve başından sonuna kadar çok büyük değişim göstermemesi. Bu kadar yüksek fiyatlara satılan bir parfümün üst-orta-alt notalar ayırımlarını keskin ve belirgin yapması bence hoş olurdu. Çok düz çizgide ilerliyor. Sizi şaşırtmıyor. Keşke biraz ilginç olabilseymiş. O zaman biraz hayal dünyama dalayım. Bana şu hisleri veriyor Vetiver 46:

"İstanbul'daki Kapalıçarşı'da geziniyorum. Bu devasa ve onlarca birbirine bağlı sokaktan oluşan çarşı, Avrupalı turistler gibi bende de gizemli duygular uyandırıyor. Çarşının tenha bir sokağına geliyorum ister istemez. Ne aradığımı veya ne istediğimi bilmeksizin. Belki de amacım sadece kaybolup gitmek. Birden küçük ve kendi halinde bir dükkan ilgimi çekiyor. Ne bir tabela var, ne de kapısının önünde bir sergi. Kapıyı yavaşca açıyorum. İçeriden kısık bir müzik sesi geliyor. Jay Jay Johanson'un hüzünlü parçası I Want Some Fun çalıyor. Etrafa bakınıyorum. Loş sayılabilecek dükkanda eski halılar, antika sayılabilecek eşyalar, rengarenk lambalar, nargileler, ahşap konsollar var. Burada zaman durmuş adeta. Ve burnuma gelen yeni yakılmış tütsü kokusu ile kendime geliyorum. Burası dünyanın en güzel dükkanı olmalı..."

Vetiver 46'yı ünlü ve tecrübeli burunlardan Mark Buxton tasarlamış. Bir de parfüm platformlarında çok konuşulan konuya değineyim. Bu parfüm, Comme des Garcons'un başarılı ve popüler parfümü 2 Man'a benzetilmiş. Bence de andırıyor ama aralarında çok büyük bir benzerlik var diyemem. 2004 yılında Comme des Garcons için tütsü temalı 2 Man'i tasarlayan Mark Buxton'ın, 2006 yılında yine benzer kokuya sahip Vetiver 46'ya imza atması ilginç olmuş.


Parfüm kritikçisi Luca Turin, Vetiver 46'yı kilise tütsüsü olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden iki yıldız vermiş. Ayrıca yorumunda kokusunu yer cilasına ve soğuk tütsüye benzetmiş. İki yıldız bence oldukça düşük bir not olmuş. Onun not verme şekli ile en az dört yıldızı hak ediyor bence.

Sonbahar-kış mevsiminde kullanmak daha uygun olacaktır. Fakat melankolik tarzı ile sonbahar ayları için harika olacaktır. Eau de Parfum (EDP) olarak satılıyor. Bence tam bir erkek parfümü. Kadınlara yakışacağını sanmıyorum. Otuz yaşın üzerindeki erkeklere tavsiye ederim. Çok yüksek fiyatına istinaden denemeden almayınız. 

Artıları:
+ Orta kısmı çok güzel.
+ Sonları da başarılı.
+ Lüks, gerçekçi, modern ve şık bir odunsu-baharatlı tütsü kokusu arıyorsanız işte buldunuz!

Eksileri:
- Başlangıcı çok daha iyi olabilirmiş.
- Fazla değişmeyen, düz çizgide ilerleyen süprizsiz kokusu.

Koku Güzelliği:10/8.5