15 Eylül 2014 Pazartesi

Le Labo – Lys 41 (2013)




Le Labo – Lys 41 (2013)

Latince ismi Lilium olan ve bir metreye kadar büyüyebilen dik gövdeli, güzel kokulu çiçekler açan bir bitki zambak. Beyaz, kırmızı, mor, siyah, sarı gibi farklı renklerdeki türlere sahip zambağın doğada 110 çeşidi olduğu söyleniyor.

Genellikle bahçelerde süs bitkisi olarak kullanılıyormuş. Yetişme bölgesi olarak kuzey yarım kürenin şiddetli kış yaşanmayan bölgeleri örnek gösteriliyor. Çoğunlukla dağlık ve çayırlık alanlarda yetişen zambağın, birkaç türü Güneydoğu Asya'nın tropikal bölgelerinde de görülebiliyormuş.

Beyaz zambak yaprağı, yaralar, kesikler ve yanıklar için kullanılıyormuş. Deride kabarcıklar, şarbon yaraları içinde şifalı bir bitki olan zambak, parfüm sektöründe de sıkça karşımıza çıkıyor. Hatta niş parfümevi Le Labo'nun bugünkü konuğum merkezine zambağı alan bir arkadaş. Lys 41'in resmi tanıtımında beyaz çiçeklerin başrolde olduğu saklanmıyor. Ayrıca soylu bir şekilde cazibeli olduğundan ve yasemin, sümbülteber, zambak, odunsu notalar, vanilya ve miskten oluştuğu gibi detaylardan bahsedilmiş.


Lys 41'i ilk kullandığımda karşıma beyaz çiçekler çıkıyor. Muhtemelen sümbülteber üst notaları domine ediyor. Yapaylık hissedilmeyen başlangıcı epey çiçeksi ve tahmin edilebileceği gibi kadınsı. Orta kısma geçildiğinde koku formunda büyük değişim olmuyor. Biraz daha ferah ve tuzlu yapıya geçiyor. Vanilya kaynaklı kremsilik artıyor. Sümbülteber, zambak ve biraz da yasemin artık tamamen direksiyondalar. Orta bölüm başlangıcına göre daha unisekse yakın ve giyilebilir. Son kısımda da aynı beyaz çiçek baskın yapı devam ediyor. Farklı olarak misk daha etkili. Biraz da yumuşak odunsu notalar var. Böylece tenden ayrılıyor.

Lys 41, anlaşılacağı üzere tam bir çiçek kokusu. Merkezini sümbülteber-zambak ikilisinin meydana getirdiği çiçeksilik biraz tatlı ve kremsi. Vanilya iyi ki kullanılmış ve kokuyu katlanılabilir hale getirmiş. Yumuşacık vanilya ve beyaz çiçeklerin işbirliği orta bölümden sonlara kadar devam ediyor.

Genellikle kaynaklarda kadın parfümü olarak geçiyor. Bence de haklılar. Zaten bu tür beyaz çiçek merkezli kokular kadın kullanımına daha yakın oluyor. Oysa ki Carnal Flower'ın birçok erkek seveni ve kullananı olduğunu okuyoruz. Hangi erkek kullanırsa kullansın benim için fazlasıyla kadınsı bu tür kokular. Ayrıca hiç de çekici değiller. Lys 41 için de farklı düşünmüyorum.


Lys 41 kötü bir parfüm değil. Hatta bu türün en sevilebilir üyelerinden birisi. Rakipleri kadar kuru, pudralı ya da sabunsu değil. Oldukça kremsi ve yumuşak. Tabii çok kompleks ve derin bir parfüm olmadığını itiraf etmeliyim. Genel olarak basit denebilecek yapıda. Büyük değişimler göstermiyor, aynı çizgide ilerliyor. Tatlılık oranı neyse ki abartılı değil. Yine de makul oranda tatlı bir kokusu olduğunu söylemek zorundayım.

Sahi rakipleri kim Lys 41'in? Carnal Flower, Fracas, Intense Tiare hatta birazcık No.5 ve Baghari. Aslında kremsi beyaz çiçekler temasına sahip bütün parfümler onun rakibi olabilir. Bu haliyle onlarla rahatlıkla başedebilecek durumda. Gerek kalitesi, gerek genele hitabı anlamında sorun görünmüyor. Carnal Flower/Fracas ikilisinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Eğer bu tür çiçeksileri seviyorsanız, oldukça yüksek fiyatını göze alıp, deneme listenize ekleyebilirsiniz Lys 41'i.

Bu tür beyaz çiçek parfümlerinin farkedilirlikleri hep mi yüksek oluyor anlamadım gitti. Ne zaman bu tarz bir parfüm denesem en fazla iki fıs kullanabiliyorum. Fazlası rahatsız edici oluyor. Lys 41'de de bu durum değişmedi. Farkedilirliği başlarda yüksek. Sonrasında normale dönüyor. Kalıcılığı ortalama seviyelerde.


Ferah sayılabilecek yapısı sebebiyle bence dört mevsimde de kullanılabilir. Bu sıcak sonbahar günlerinde hiç de fena olmadı. Yaş olarak sanki otuz ve üzerindeki kadın arkadaşlarımıza uyacak gibi duruyor.

Eau de parfum (EDP) konsantrasyonuna sahip parfümün tasarımcısı Daphne Bugey görünüyor.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7

10 Eylül 2014 Çarşamba

Thierry Mugler – Womanity (2010)




Thierry Mugler – Womanity (2010)

Modacı Thierry Mugler'in tasarımlarındaki ana ilham kaynağının kadınlar olduğunu okuduğumda hiç şaşırmadım. Moda dünyasının büyük bölümünün kadınlara hizmet ettiğini düşünürsek, kadınları ön plana çıkaran bir tarz geliştirmesi gayet anlaşılabilir. İstisnaları olsa da biliyoruz ki kadınlar her modacı için çok önemli. Çünkü moda demek aynı zamanda kadın demek.

Erkeklerin çalışıp kadının evde oturduğu zamanlar 20. yüzyılda kalmış gibi görünüyor. 21. yüzyılın modernite anlayışı, kadınları da iş hayatına çekiyor. Kendi mesleği olan ve ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek maddi imkanlara sahip kadınlar giderek artıyor. Kadınlar bağımsızlaşıyorlar ve devir değişiyor. Yeni oluşan duruma modacılarda ayak uydurmak zorundalar.

Thierry Mugler'in 2010 yılındaki yeni vizyonu böyle bir amaçla mı düşünüldü bilemiyorum. Gördüğüm kadarıyla Mugler, 2000'li yılların değişen kadınını şöyle tanımlıyor: "Zeki aynı zamanda cazibeli, olağandışı aynı zamanda şehvetli, karizmatik aynı zamanda alıngan. Kadınlar tabii ki çok yönlüler ama onları birleştiren bir bağ var aralarında: Aynı pozitif enerji ve içten gelenlik, aynı insanlık..." Mugler'in Womanity parfümünün tasarım diline ait hikayeyi ve ipuçlarını bu cümlelerde arayabiliriz.


2010 yılında piyasa sürülen Womanity, Mugler'in her zamanki gibi gürültülü pazarlama kampanyası ile satışa sunuldu. İddialı ismi, "humanity" kelimesine gönderme yaptığını veya ufak bir kelime oyununu düşündürtüyor. Kadını ve kadınlığı merkeze alan bir parfüm olarak tasarlanan Womanity, markanın en çok satan parfümlerinden birisiymiş aynı zamanda. Kendi sitelerindeki tanıtımında en dikkat çeken yanı parfümlerde görmeye hiç alışık olmadığımız havyar notasının kullanılması. Ayrıca incir temasına güçlüce vurgu yapılmış. Onun için incir-havyar düzleminde bir koku beklememiz gerekiyor sanırım. Bakalım kağıt üstünde yazanlar ile pratikteki hali tutarlılık gösterecek mi?

Womanity'in başlangıcı tatlımsı meyveler ile gerçekleşiyor. Kırmızı veya tropikal meyvelere benzetiyorum. Açıklanan notalarına ve kendi sitelerindeki notalarına bakıyorum ama duyumsadığım kokuya benzer bir meyveyle karşılaşamıyorum. Muhtemelen hatırı sayılır oranda çilek var başlangıçta. Fakat sıradan, yapay ve biraz tuzlu çilek diyebilirim. Orta kısımda koku formu büyük değişim göstermiyor. Aynı meyvemsi (çilek ağırlıklı) yapı devam ediyor. Ona biraz incir yaprağı/ağacı kokusu ekleniyor. Fakat burada sütsü ve baskın değil incir yaprağı. Meyvelerin gerisinde kalmış. Orta kısım başlangıcına göre biraz daha ilginç ve sevilesi. Son kısımda aynı yapı istikrarla devam ediyor. Farklı olarak odunsuluk biraz daha artıyor. Başka da bir numarası yok gördüğüm kadarıyla.

Womanity, bence baştan sona meyveli yapıda. Çilek olduğunu sandığım kırmızı meyveler sonlara kadar ısrarla varlığını sürdürüyor. Meyvelere düşük dozda incir yaprağı ya da ağacının o tozlumsu kokusu eşlik ediyor. Fakat parfümü asla domine etmiyor. Sadece yönün odunsuluğa doğru çevrilmesine yardım ediyor. Son kısımda odunsuluk biraz daha etkili ama genel yapıyı bozmuyor ve başrolü oynamaya çalışmıyor.


Womanity, tenimde ve kıyafetimde çok basit ve düz çizgide performansa imza attı. Açıkçası bir Mugler parfümünden çok daha gösteriş, derinlik, iddia ve farklılık beklerdim. Fakat küçük çaplı hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Parfümü üzerime sıktıktan sonlara kadar pek değişim olmadığını şaşırarak gözlemledim. "Acaba ne zaman farklı karaktere bürünecek" beklentim her kullanımda boşa çıktı. Karşımızda oldukça basit bir arkadaş olduğunu kabul etmeliyiz dostlar.

Acaba birçok yorumcunun dediği gibi Mugler, "ya aşık ol ya da nefret et" tarzı parfümlere mi imza atıyor? Bu noktada kendi deneyimlerimi gözden geçiyorum en güvenilir veri olarak. Angel'ın kadın versiyonu harikaydı ve başımı döndürmüştü. A Men serisinin üyesi Pure Havane'de nefisti. Pure Malt ise gayet kabul edilebilirdi. Fakat bu üç örnek dışında Mugler'in parfümleriyle aramın iyi olmadığını söyleyebilirim. Özellikle A Men ve Alien'ın fazlasıyla abartılmış olduğunu düşünmüştüm. Mugler'in parfümlerini, nefret etmekten ziyade kendime yakın bulmamıştım. Womanity de bu tarafa yakın duruyor ne yazık ki.

İyi de neden beğenmedim Womanity'i. Birincisi fazlasıyla basit, sıradan ve tek düze. Uzun kullanımlarda sıkıcı olacağını görüyorum. İkinci olarak kalite hissiyatı düşük. Yapaylık sınırında dolaşan meyvelerin hiçbir cazibesi yok. Üçüncü olarak benzersiz ya da onu diğerlerinden ayıran tarafı yok. Kokusunu biraz Black XS'in erkek versiyonuna benzettim. Onun biraz daha kadın kullanımına yakın hali gibi. Gerçi bu haliyle bir erkek rahatlıkla kullanabilir Womanity'i. Hatırladığım kadarıyla Dolce & Gabbana - Light Blue Pour Femme'ye de benzettim.


Havyar mevzusuna gelirsem. Parfümün resmi tanıtımında havyar'dan sıkça bahsedilmiş. Çocukken fazlaca yediğim havyarı çok uzun zamandır yemiyorum. Çocukken bir lord olarak şatoda büyütülmedim tabii ki. Fakat yine hatırladığım kadarıyla havyara hiç benzemiyor Womanity'nin aroması. Ha Mugler eğer meyveli bir havyar türü keşfetmişse onu bilemiyorum. Ama şu pazarlama işlerini biraz daha ayakları yere basan şekilde yapsalar isabetli olacak. Kısacası ve açıkçası havyar falan kokmuyor.

Mugler'in güçlü ve ışıltılı ismini arkasına alan Womanity çok sıradan tuzlu/tatlı bir meyvemsi olmaktan öteye geçemiyor. İncir kullanımı ise Philosykos'taki gibi zannetmeyin çünkü pek baskın değil. Geri planda kokuya destek veren bir görüntüsü var sadece. O sütsü ve vanilyamsı incir kullanımı yok.

Yine gayet sıcak günlerde kullandığım Womanity, iyi tepkiler verdi. Kanımca ilkbahar-yaz mevsimine daha çok uyacaktır. Neredeyse ferah yapısı soğuk kış günlerinde çok ilginç olacağa benzemiyor.


Eau de Parfum (EDP) konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı etkileyici. Ten üzerinde rahatlıkla bir günden fazla kalıyor. Farkedilirliği güçlü değil fakat ara ara kendisini size hissettiriyor. Şişesi ve kapağındaki Afrika maskesi benzeri tema hiç de fena olmamış. Kokusunun tasarımını Fabrice Pellegrin yapmış.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/5

7 Eylül 2014 Pazar

Montale – Wild Pears (2011)




Montale – Wild Pears (2011)

Gülgillerden olduğu belirtilen, filizleri böcek sokmalarına karşı kullanılan yabani ağaç ve onun meyvesi yaban armudu. Türkçe'deki diğer adı Ahlat olan yaban armudunun Anadolu'nun hemen her yerinde bulunan ağaçlardan olduğunu bilmiyordum. Kuraklığa ve hava kirliliğine dayanıklı, orman açıklıklarında, bozkırlarda özellikle ormandan açılmış tarla içlerinde çeşitli alıç türleriyle birlikte yaygın olarak bulunuyormuş yaban armudu.

Hatırladığım kadarıyla hiç yaban armudu yemedim. Bu yüzden tadının nasıl olacağını kestiremiyorum. Fakat üzülmeye gerek yok çünkü bir parfüm evi Wild Pears ismiyle bize yaban armudunun aromasını sunmuş bile. Hem de 2011 yılında.

Montale, enteresan çiçek ve meyveleri kullandığı parfümlerinden vazgeçecek gibi değil. Her ne kadar ağırlığı öd kokusuna ve onun türevlerine verse de markanın meyveli parfümleri artmaya başladı. Parfüm dünyasında çok örneği var mı bilemiyorum ama yaban armudu kokusu ile karşı karşıyayız.


Kendi sitelerinde meyveli bölümüne konmuş Wild Pears. Ve şu açıklama verilmiş: "Tensel beyaz misk ve cömert vanilya tarafından feminize edilen, sandal ağacı ile desteklenen, inci çiçeği ve karanfil tarafından arttırılan, bergamot tarafından hayat verilen armut tatlılığı."

Wild Pears'ın başlangıcı oldukça tatlı meyvemsilik ile gerçekleşiyor. Parfüme ismini veren armudun henüz üst notalarda vurgulanmış olması hiç de şaşırtıcı değil. Buradaki tatlılık Montale parfümlerindeki gibi biraz fazla. Hatta şekerli bile denebilir. Başlangıcı için eh işte diyebilirim. Orta bölümde meyveler hissedilir oranda kremsi hale geliyor. Tatlılık azalırken bu sefer kremsi meyveye dönüşüyor koku. Burada vanilyamsı bir kremsilikten bahsedebilirim. Orta bölümde beyaz çiçeklerinde ortaya çıkmasıyla kadınsı tarafa kayıyor. Çiçeklerin gelmesiyle sabunsu-pudralı tarafı öne çıkıyor. Fakat bence başlangıcından daha güzel orta bölüm. Son kısımda kremsilik biraz azalıyor. Misk daha çok gösteriyor kendisini. Sandal ağacı da sorumluluk alıyor kapanışta. Vanilya hala oralarda bir yerlerde. Böylece de tenden ayrılıyor.

Öncelikle armut meyvesini sevdiğimi söyleyebilirim. Sert ve suyu bol bir armudun tadına doyum olmayacağı sır değil. Fakat Wild Pears’ın ismine bakıp da saf bir armut kokusu beklemeyin çünkü yanılabilirsiniz. Evet parfümün genelinde meyvelerin etkinliği var. Fakat çıplak bir armut kokusu yok.


Armut, oldukça kremsi kullanılmış. Orta bölümden itibaren çiçeklerin devreye girmesiyle, bildiğimiz kadın parfümlerine yakın bir meyveli-çiçeksi-pudralı yapı oluşmuş. Tatlılığın her daim hissedildiği kokusunda vanilyanın da olduğunu düşünüyorum. Vanilyanın meyvelerle ve daha çok çiçeklerle etkileşime girdiği söylenebilir. Sonuç olarak lezzetli bir vanilya-çiçek-meyve kokusu ortaya çıkmış. Tabii meyve parfümlerinin değişmez notalarından olan miski de unutmamak lazım. Misk genelde meyve aromasına ve vanilyaya eşlik etmiş sanki.

Wild Pears, çok popüler olmayan bir meyve temasını seçmiş kendisine. Tabii diğer markalardan bir adım önde olmanın yolu, onlardan farklı olabilmekten geçiyor. Bu amaçla parfüm üreticileri böyle fazla bilinmeyen meyvelere veya çiçeklere el atabiliyorlar kompozisyonlarını oluştururken. Açıkçası hiç de şikayetim yok bu durumdan. Birbirinin aynı kokuların karşımıza çıkmasından daha iyidir değişik aromaların verilmesi.

Gevezeliği bırakıp, bu parfümü beğendim mi sorusunu kendime soruyorum. Montale'in genel olarak biraz kaba ve aceleye getirildiğini düşündüğüm parfümlerine hayran olmadığım anlaşılabilir. Bu demek değil ki markadan nefret ediyorum. Her markaya objektif olmaya çalışıyorum. Burada da öyle yapmaya çalışacağım. Bence Wild Pears kötü bir parfüm değil. Özellikle orta kısımdaki ilginç vanilya-çiçek-meyve karışımını oldukça beğendim. Hatta bana bazı kadınlarda duyduğum bir parfümü anımsattı. Hatta ismini bilmediğim bir kadın deodorantı var ona çok benziyor. Cazibeli, neşeli, pozitif ve leziz olduğunu söyleyebilirim. Özellikle kadınlar bu parfümü seveceklerdir. Erkek kullanımına biraz uzak buldum. Benden söylemesi.


Yapaylık yok denebilir. Fakat yüksek kaliteli bir niş parfüm kokladığımı yine düşündürtemedi Montale bana. Markanın diğer işleri gibi tek düze ilerliyor. Neredeyse hiç değişim gözlenmiyor. Derinlik de yok dersem abartmış olmam. Çok özel ve benzersiz bir kokusu olduğunu da iddia edemem. Ortalama bir Montale parfümü olarak düşünülebilir.

Tatlılık başlangıçta fazlasıyla var. Hatta şekerli denebilecek üst notalar neyse ki orta bölümde kremsilik eksenine giriyor ve tatlılık normale dönüyor. Yine de oldukça tatlı bir tarzı var. Eğer bu tür bol tatlı kokulardan hoşlanmıyorsanız, uzak durulacaklar listenize almanızda fayda var.

Montale parfümlerinin karakteristik özelliği olan sağlam, güçlü, saldırgan, kalıcı ve farkedilir özellikleri Wild Pears'de nispeten var. Genellikle bir yada iki fıs kullandım ve yeterli geldi. Fazla kullanımlarda ilk yarım saatin rahatsızlık vereceğini düşünüyorum. Sonrasında gücü düşüyor.

Her zamanki gibi kokusunun tasarımını Pierre Montale yapmış. Eau de Parfum (EDP) formunda. İnternette üç ayrı şişe rengine sahip Wild Pears'a rastladım. Pembe, siyah ve metalik şişelerin nasıl oluyorda Wild Peras'a ait olduğunu anlamış değilim. Kendi sitelerinde metalik şişenin resmi var. Bende onu doğru şişe olarak kabul edeceğim.


Oldukça kadınsı olduğunu söyleyebilirim. Ben yine de dert etmeden kullandım. Erkeksilik takıntıları olan homofobik arkadaşlarımıza öneremeyeceğim. Genel olarak yaz parfümü olarak betimlenmiş. Muhtemelen meyve aroması ağırlıklı olduğu için yaz kullanımına uygun görülmüş. Bence soğuk kış günleri hariç her zaman kullanılabilir. Hava sıcaklığının otuz iki dereceleri bulduğu bu sahil kasabasında kullandığım Wild Pears, pek rahatsızlık vermedi bana. Yine de siz çok sıcak günlerde temkinli kullanın.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/6.5

3 Eylül 2014 Çarşamba

Guerlain – Eau de Guerlain (1974)




Guerlain – Eau de Guerlain (1974)

Fransa’nın güneyinde, doğal ve tarihi güzellikleriyle dünyaca ünlü bir bölge Provans. Masal kitaplarından fırlamış gibi sevimli kasabaları, lavanta tarlaları, rengarenk evleri, dar sokakları, çeşmeleri ve üzüm bağlarıyla yüzbinlerce turisti kendisine çekiyor her yıl. Sanatçılar, yazarlar, zengin ve ünlüler, turistler, bu güzellikleri görmek için akın ediyor Fransa'nın güney sahillerine. Sadece turistlerin değil Cezanne, Van Gogh, Moliere gibi sanatçılarında ilgisine mazhar olmuş bu coğrafya, Fransız parfüm üreticisi Guerlain'in de gözünden kaçmamış. Provans bölgesinin güneşli günlerinden ilhamını almış bir parfüm Eau de Guerlain. Sıcak yaz mevsiminin habercisi ılık ilkbahar günlerinden bir esinti gibi hayatıma girdi Eau de Guerlain. Ve kolay kolay çıkacağa da benzemiyor.

Aslında çok hevesle başlamadım onu kullanmaya. Onun, 1970'li yılların klasik Guerlain'lerinden olduğunu biliyordum. İsmindeki "Eau" sembolizmi, Guerlain tarafından, Eau de Cologne Imperiale, Eau de Cologne du Coq, Eau de Fleurs de Cedrat parfümlerinde de kullanılmıştı. Bir Guerlain aşığının ifadesiyle "Her Guerlain baş parfümörü, bir "Eau" isimli kolonya piyasa sürerdi." Belki de bu bir Guerlain aile geleneğiydi. 1974 yılında, Jean Paul Guerlain de bu listede yerini alacaktı Eau de Guerlain ile.

Jean Paul Guerlain, ailenin son parfümör temsilcilerindendi. Chamade, Coriolan, Derby, Habit Rouge, Heritage, Nahema, Samsara, Vetiver gibi önemli klasiklere imza attı. Tabii o zamanlar hala Guerlain ailesinin kontrolündeydi marka. Eau de Guerlain, “aile zamanlarında” dünyaya gelmişti.


Anladığım kadarıyla şipre, ferah ve "beyefendi kolonyası" tarzında olması planlanmıştı bugünkü konuğumun. Kolonya terimini görüpte hayal kırıklığı yaşamayın çünkü Eau de Guerlain, EDT konsantrasyonuna sahip. Zaten buradaki kolonya vurgusu, klasik eski tarz Eau de Cologne'ler gibi kokan parfümleri tanımlamak için yapılıyor. Tabii bazı kolonyaların da gerçekten Eau de Cologne konsantrasyonuna sahip olduğunu biliyoruz.

Eau de Guerlain, markanın büyük ve şöhretli klasiklerinin arasında geride kalmış parfümlerden birisi. E bu noktada onu suçlamak doğru olmaz çünkü diğer klasikleri o kadar büyük bir yer kaplıyor ki parfüm dünyasında, Eau de Guerlain'in gerilerde kalmasının yadırganacak tarafı yok. İşte karşımızda fazla bilinmeyen bir Guerlain asilzadesi var bugün: Eau de Guerlain.

Kendi sitelerinde aromatik turunçgil olarak görülüyor ve "Eau" bölümünün altında yer alıyor. Parfümün başlangıcı müthiş bir limon patlamasıyla gerçekleşiyor. Eski tarz kolonyamsı buruk limon nefis. Limona biraz da bergamot eşlik ediyor. Başlangıcı harika. Orta kısımda aynı limonsu yapı devam ediyor. Farklı olarak aromatik otlar ve meşe yosunu ekleniyor. Aromatik otlar biraz daha baskın. Hala eski ve nostaljik. Orta kısım da çok güzel. Sonlarda limon kendisini hissettiriyor geri planda. Temiz bir misk ortaya çıkıyor. Biraz da karanfil var. Keskin değil gayet yumuşak ve neredeyse ferah. Meşe yosunu-karanfil birleşimi yine harika iş çıkartmış.


Eau de Guerlain, tarz olarak şiprelere göz kırpıyor. Özellikle başlangıçtaki buruk kolonyamsı limon ve aromatik otlar, döneminin bir çok parfümüne benziyor. YSL Pour Homme, Eau Sauvage ve diğerleri. Orta kısımdaki meşe yosunu yine enfes bir tat katıyor kokuya. Meşe yosunu-limon-karanfil üçlüsü başrolde denebilir. Orta bölümde 1970 hatta 1960'li yıllara gönderme yapıyor. Bu anlamda tam da kendi döneminin özelliklerini taşıyor.

Abartılı tatlılık barındırmayan, eski, nostaljik, beyefendi kokan ferah bir şipre var karşımızda. Tabii ki yapaylık yok ve bütün notalar çok doğal ve özel. Harika bir karışım ve tam bir koku ziyafeti. Sanırım yaşımın otuzlara gelmesiyle birlikte bu tür eski parfümlere daha ilgili olmaya başladım. Bundan beş sene önce Eau de
Guerlain'i deneseydim muhtemelen burun kıvırıp, bir yere koyacaktım. Fakat şimdi harika olduğunu düşünüyorum ki, birçok yorumcunun da benimle aynı düşüncede olması memnuniyet verici. Hatta kimileri "şimdiye kadar yapılmış en iyi turunçgil parfümü" diyor onun için. O kadar iddialı konuşmayı sevmesem de müthiş bir koku formuyla karşılaştığımı biliyorum ve ona saygı duyuyorum.

Eğer New York, Blenheim Bouquet, Eau Sauvage, Acqua di Parma Colonia tarzı kokuları seviyorsanız, çok iyi bir alternatifle daha tanışmış durumdasınız. Bu konuda şüphem yok.


Genel görüntüye göre eski ve ferah beyefendi kolonyası Eau de Guerlain. 1940 yada 1950'li yıllarda fötr şapkası ve elinde şemsiyesi ile dolaşan Parisli bir centilmenin kolonyası olduğu izlenimi veriyor. Fakat ilginç olan tarafı kaynaklarda uniseks olarak verilmiş. Zaten Eau isimli parfümler genellikle her iki cinse de uygun olarak tasarlanır. Bence Eau de Guerlain, erkek kullanımına daha yakın.

Geleyim güzelin kusurlarına. Parfümün en şikayet edilen yanı çoğu zaman olduğu gibi kalıcılığı ve farkedilirliği. Kullanım döneminde bende bu iki yönünün zayıf olduğunu farkettim. İlk saniyelerde limon patlaması keskin olsa da ilerleyen dakikalarda gücü ciddi anlamda düşüyor. Tene ve kıyafete yakın kalıyor. Sanki özellikle böyle olması sağlanmış. Ne de olsa o kolonya geleneğinin devamı ve hiç bir ferahlatıcı kolonya fazla saldırgan olmamalı. Bu anlamda Jean Paul Guerlain'in seçimini anlıyorum.

Parfüm kritikçisi Luca Turin, Eau de Guerlain'i turunçgil-mine çiçeği olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden beş vererek en iyi parfümler listesine almış. Otuz beş yaş ve üzerindeki arkadaşlara tavsiye ederim. Tam bir ilkbahar-yaz parfümü.


Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/8