8 Şubat 2014 Cumartesi

Bond No.9 – West Side (2006)


Bond No.9 – West Side (2006)

20'den fazla Oscar ve Grammy ödülüne sahip bir müzikal düşünün. 1960'lı yılların başında gösterime girmiş. Yüzlerce defa Broadway'de sergilenmiş. Amerikan yakın, popüler kültür tarihinin en önemli oyunlarından birisi olmuş aşk hikayesinin öyküsüdür "Batı Yakasının Hikayesi".

1950'li yıllarda New York'un batı yakasında göçmen nüfusu artmasını konu alır bu müzikal. Durumdan rahatsız olan bir grup Amerikalı genç, The Jets ismini taktıkları çete kurarlar. Onların karşısında da Porto Rico'lu gençlerden oluşan sokak çetesi The Sharks vardır. İki çetenin arasındaki mücadele çok şiddetli olmaktadır. Çatışmaların içinde, iki farklı çeteye üye Tony ve Maria birbirlerine aşık olurlar ve çeteler arası savaş devam ederken aşklarını sürdürmeye çalışırlar. İşte Batı Yakasının Hikayesi efsanesi böyle başlar. Dünya çapında bir çok yerde gösterimi yapılan bu müzikal, dünyanın en değerli adası olan ve New York'ta bulunan Manhattan'ın batı kısmını da herkese tanıtmıştı.

West Side, yer olarak Central Park ve Hudson Nehri'nin arasında kalan bölgenin adı. Manhattan'ın neredeyse tamamındaki ızgara şehir planına burada da uyulmuş. Birbirini dik kesen sokak ve caddelerle ayrılmış bölümlerinde, bugün şık kafeler, restoranlar, müzik kulüpleri, tiyatrolar, opera ve konser salonları var.


Amerikan Doğa Tarih Müzesi ve Roosvelt Parkı'nı da içine alan West Side bölgesi, New York'un kültür-sanat ağırlıklı lokasyonlarından birisi. West Side bölgesinin müzikle iç içe olduğu da söylenebilir. Özellikle caz kulüpleri anlamında seçenekler oldukça fazla anladığım kadarıyla. Durum böyle olunca Amerika merkezli niş parfüm evi Bond No.9, fırsatı kaçırmamış ve West Side isimli parfümüne yer vermiş koleksiyonunda.

West Side parfümü, gerek şişesinin üzerindeki notalarda gerekse resmi tanıtımında New York şehrinin evrensel müzik kültürüne vurgu yapılarak tasarlanmış. Kısaca şöyle bahsetmişler parfümlerinden:

"Burnuna gelen müzik. Duyduğun West Side... Şimdi onu kokla. (Bond No.9 - West Side)  Açık-koyu, yüksek-düşük, tatlı-keskin çiçek ve odunsu notaların, ahenkli, zengin/dolgun gövdeli koloratür bir parfümü."

Fragrantica'da çiçeksi odunsu misk olarak sınıflandırılmış West Side. Parfümün başlangıcında yoğun ve pürüzsüz alkol/içki kokusu alıyorum. Kırmızı şarapları hatırlatan bu içkiye bir kaç saniye sonra hafif tatlımsı gül eşlik etmeye başlıyor. Üst notalar için yüksek kaliteli kırmızı meyvemsi gül kokusu diyebilirim. Başlangıcını beğendim. İlerleyen dakikalarda içki teması yerini çiçeklere bırakıyor. Fakat öyle sabunsu çiçek değil daha amberimsi bir çiçeksilik. Açıklanan notalarında şakayık var. Evet muhtemelen ondan geliyor bu çiçeksilik. Geri planda gül destek veriyor şakayığa. Bu andan itibaren biraz kadınsı yanını ortaya çıkarıyor. Çok sevdiğimi söyleyemem orta kısmı. Alt notalarda yine şakayık ve gül hakim. Farklı olarak yapaylık sınırındaki parlak amber ve odunsu notalar ekleniyor. Vanilya, misk ve sandal ağacı da mevcut. Böylece de tenden ayrılıyor.


West Side gördüğüm kadarıyla gülü merkeze alan bir arkadaş. Gül başlangıçta oldukça içkimsi verilmiş. Üst notalar bu anlamda Noir de Noir ile paralel. Fakat West Side'da yumuşak, ferah ve meyvemsi gül kullanılmışken, Noir de Noir'de daha zor, karanlık ve koyu kullanılmıştı. Hadi ortasını bulalım ve Noir de Noir'in ferah ve parlak hali diyeyim üst notalar için.

Orta kısımda çiçeksilik artıyor. Parfümlerde fazla karşımıza çıkmayan şakayık kullanılmış. Şakayığa yapay amber ve vanilya eşlik ediyor. Yada odunsu notalar. Karar veremedim. Orta notalarda kadınsılık bariz hale geliyor. Bu kısım hiç bana göre değil. Sonlarda misk, sandal ağacı, vanilya ve odunsu notalar çok cazip yada ilginç değil. En azından benim için öyle.

West Side, genel anlamda vasat kalitede denebilir. Bana biraz rahatsız edici-sıkıcı geldi. Bilemiyorum belki de Bond No.9'ın parfümleri ile bir türlü yıldızım barışmıyor. Kullanım sürecinde genellikle baş ağrısı yaptı bende. Onun içindir ki çok güzel anılar bırakmadı West Side.


Karşıma çıkan bir durumu sizinle paylaşayım. West Side’ı tenime uyguladığımda yapay amberimsi şakayık teması öne çıktı ve hiç beğenmedim. Fakat kıyafetime uyguladığımda güllü vanilyalı içkimsi tarafı ağır bastı. Kumaş üzerinde gourmand yanı kendisini gösterdi. Arada epey koku farkı vardı sanki. Tania Sanchez’in bu parfümü neden likörlü çikolatalara benzettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

İşin ilginç yanı uniseks olarak görülüyor bazı kaynaklarda. Bence orta kısımdan itibaren kadınsı tarafı bariz şekilde ağır basıyor. Özellikle şakayık çiçeğinin ortaya çıkmasıyla zaten rengini belli ediyor West Side. Hadi şişesinin kırmızı renkli olmasını gül temasına bağlayalım. Ama bu parfüm erkek kullanımı için ne kadar uygun pek emin olamadım.

West Side, her zamanki Bond No.9 tarzına yakın. Canlı, enerjik, biraz süslü, konsantre. Fakat uzun süreli kullanımlarda sıkıcı olacağını düşünüyorum. Kendi adıma arkasında çok olumlu bir iz bırakmadı. Kokusunu çok özleyeceğimi de sanmıyorum. Daha da ne söyleyeyim ki. Pas geçiyorum West Side'ı.

Parfüm yazarı Luca Turin'in kitabında West Side, ağır gül olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden iki yıldız verilerek başarısız bulunmuş. Bende Tania hanımın notuna aynen katılıyorum.


Parfümü ünlü burunlardan  Michel Almairac tasarlamış. Eau de Parfum (EDP) formunda. Sonbahar-kış kullanımı için daha uygun gibi duruyor. Oldukça yüksek fiyatına istinaden denemeden almanızı önermem.

Koku Güzelliği:10/5.5

5 Şubat 2014 Çarşamba

Guerlain – Mouchoir de Monsieur (1904)


Guerlain – Mouchoir de Monsieur (1904)

"La Belle Epoque". "Güzel Dönem" olarak Türkçeye çevrilen bir zaman. Avrupa’da 1800’lü yılların sonlarından 1914’teki I. Dünya Savaşı dönemine kadar süren, barış ve huzurun yaşandığı dönem denebilir La Belle Epoque için. Yaşama sevincinin her sosyal sınıf içerisinde uyandığı ve yükselişe geçtiği, insanların yeni ve yüksek estetik anlayışlara ilgisinin arttığı bir tarih kesiti.

Bu öyle bir zamanın hikayesi ki, hiçbirimizin canlı şahit olamadığı... Televizyonun ve internetin henüz icat edilmediği, iletişim namına uzak dalga yayınların, telefon kulübelerinin ve telgrafın kullanıldığı, ilk büyük dünya savaşının başlamadığı, İngiltere'nin dünyanın süper gücü olduğu, Amerika'nın henüz altın arayıcıları tarafından rağbet gördüğü, buharlı trenlerin, hala en önemli taşıma aracı olarak kullanıldığı...

Kadınların geniş ve kabarık elbiseler giydiği, ellerinde şemsiyelerle dolaştığı, her Paris'li kadının sokağa çıkmadan önce en güzel, temiz ve dönemin modasını yansıtan şık kıyafetleriyle salındığı bir dönem. Erkeklerin takım elbise giymeden dışarıya çıkmadığı, eğer takım elbise giymiyorsa alt tabakadan olduğunun anlaşıldığı, başlarında şık melon şapkalarının olduğu bir Paris hayal edin. Adeta siyah-beyaz resim karesi gibi. Yada çok eski yıllara ait olduğu çekim kalitesinden belli amatör video kaydı gibi.


Sokakta dolaşan neredeyse herkesin birbirini tanıdığı, karşılaştıklarında muhakkak selamlaştıkları, erkeklerin hanımların beyaz dantelli ellerini nazikçe öptükleri, kibarca hal hatırlarını sordukları Paris sokakları. Kadınların sosyal hayata katılmaya başladığı, kalabalık yerlerde sigara içmelerinin yadırgandığı, bir yanıyla muhafazakar, bir yanıyla "yeni dünyanın sanat-moda-estetik" temellerinin atıldığı, yaşamdan zevk alan, olgun bir estetik zevke sahip, şık giyinmeyi seven, sanata tutku duyan adeta bir cennet bahçesiydi o yılların "Işık Şehri" Paris. Bütün dünyadan Paris'e gelen o zamanların en iyi ressamları, bu büyülü şehrin her yerini tuvallerine nakşetme hayalleri kuruyorlardı.

Herkesin birbirine azami ölçüde saygı gösterdiği, görgü kurallarının bugünkü gibi yerle bir olmadığı, burjuvazinin önemli kazanımlarının görüldüğü bir zaman kesiti. 1900'lü yılların başından bahsediyorum değerli parfüm severler.

1900'lü yıllarda yine Avrupa merkezli bir aksesuardı kumaş mendiller. Hatta çocukluğumuzda şu an hayatta olmayan ninelerimiz bize bayramlarda kumaş mendiller hediye ederlerdi. Tabi artık kumaş mendil kullanımı tarih oldu denilebilir. Bugünkü gibi marketlerden alınan ucuz kağıt mendillerin yerine, dönemin şık erkekleri muhakkak ceketlerinin cebinde tertemiz ve yeni ütülenmiş kumaş mendiller bulundururlardı. Ve o mendillerin üzerine sıkarlardı parfümlerini. İşte tam da bu noktada Guerlain parfüm evinin Mouchoir de Monsieur'u anlatan tanıtımına bakalım:

"20. yüzyılın başlarında, dönemin snobları parfümü daha rafine ve temkinli bir şekilde kullanırlardı. Bu modanın başlaması ince ve kaliteli dokunmuş kumaşlardan üretilmiş beyaz keten mendillere zarif şekilde parfümün uygulanması ile olmuştur. Bu vazgeçilemez hale gelen aksesuar ve o yüzyılın ince zevklerinin amblemi haline dönüşmesiyle, 1904 yılında, Jacques Guerlain tarafından ilk erkek parfümünün yaratılmasını sağladı. Mouchoir de Monsieur limonun ferahlığı ile zarif pudralı odun nüansıyla eğrelti otunun inceden uyumu sağlanarak aromatik notaların neşesini birleştirmiştir.”


Bugün inceleyeceğim Mouchoir de Monsieur'un anlamı "Beyefendinin Mendili". Guerlain'in en önemli tarihi erkek parfümlerinden birisi olduğu rahatlıkla söylenebilir. 1904 yılında ilk defa üretilen parfüm, bu yıl 110. yaşını kutluyor. Gerçekten de inanması zor.

Kendi sitelerinde turunçgil-fujer olarak sınıflandırılmış Mouchoir de Monsieur. Parfümün başlangıcı ferah lavanta ile gerçekleşiyor. Lavantaya geri planda limon, bergamot ve aromatik otlar eşlik ediyor. Başlangıcı için hafif tatlı aromatik ferah lavanta diyebilirim. İlerleyen dakikalarda lavanta hala kendisini göstermeyi başarıyor. Lavantaya tatlımsı, hayvansal sayılabilecek vanilya ekleniyor. Buradaki hayvansallığı muhtemelen civet veriyor. Orta notalardaki hayvansal vanilyalı lavantaya, neroli ve meşe yosunu gerilerden destek veriyor. Burası için erkeksi-çiçeksi denebilir. Son kısımda yine lavantanın hayaleti hissediliyor. Bu sefer araya paçuli, misk ve amber giriyor. Vanilya hala güçlü şekilde hissediliyor. Derinlerden dumansı kuru tütün bile hissediyorum. Parfümün en sevdiğim kısmı sonları oldu. Böylece de tenden ayrılıyor.

Mouchoir de Monsieur, tam anlamıyla lavanta merkezli erkeksi bir fujer. Başlangıcından sonlara kadar lavantanın imzası hissediliyor. Lavantadan sonraki ikinci ana öğe vanilya. Fazlaca tatlılık barındırmayan lüks vanilya, günümüzün uyduruk ana akım markalarındaki gibi değil. Çok kaliteli ve şık. Üçüncü olarak da hissedilir orandaki hayvansallık. Fakat buradaki hayvansallık, lavanta ve vanilyanın arkasına saklanmış. İyi ki de öyle yapılmış. Bu anlamda çok rahatsız edici değil. Tam tersine cezbedici ve ilginç.


Nedense lavanta temalı parfümleri hep tıraş köpüklerine benzetiyorum. Bana mı denk geliyor bilemiyorum ama kullandığım bütün traş köpükleri lavantalı kokuyor. Bu da sanırım uzun zamandır zihnimin bana oynadığı bir oyun. Fakat Mouchoir de Monsieur'deki lavanta ucuz tıraş köpüklerindeki gibi değil. Oldukça elegant ve doğal. Vanilyayla yumuşatılan lavantayı sevdim ama aşık olmadım. Başlangıcındaki lavantayı kendime hiç yakın bulamadım. Muhakkak sevenler olacaktır. Çünkü doğal sayılabilecek lavanta kullanılmış. Hatta lavanta kolonyalarını hatırlattı bana başlangıcı. Bence en güzel yanı alt notalarında karşımıza çıkıyor parfümün.

Karşımızda 110 yıllık bir eser var. 1900'lü yılların parfüm alışkanlıkları ile 2014 yılınınkilerin birebir eşleşmeyeceği çok açık. Fakat bence Mouchoir de Monsieur çok eski gibi kokmuyor. Tamam kokusunda nostaljik taraflar var. Ama yine de 2014 yılının dünyasında da rahatlıkla kullanılabilir. Bu anlamda onun için zamansız bir kokuya sahip diyebilirim. Saygıyı hak eden bir klasik olarak parfüm tarihindeki yerini almış durumda.

Kullanım sırasında bir parfüme çok benzediğini hissettim. Çoğu kişiye göre markanın diğer klasiği Jicky'e benziyor. Evet bence de aralarında ciddi bir bağ var. Zaten dedikodulara göre Mouchoir de Monsieur, Jicky'nin erkeksi versiyonu olarak düşünülmüş ve tasarlanmış. Fakat başka bir lavanta merkezli parfüm olan ünlü Caron Pour Homme'u da andırıyor. Mouchoir de Monsieur, Coran Pour Homme'un çok daha rafine, zengin ve sofistike hali denebilir. Bana soracak olursanız bu üç parfüm arasında ilk tercihim her zaman için Jicky olacaktır.


Mouchoir de Monsieur, günlük kullanım için ne kadar uygun olur şüpheliyim. Ha tabiki onu kullanıp çıkabilirsiniz sokağa. Ama kot pantolon-spor mont ikilisine uyacağını düşünmüyorum. Biraz daha ciddi ortamlara ve belli bir yaşın üzerindeki erkeklere uygun olacağını fark etmek zor değil. Mesela kırk yaşını aşmış erkekler için tavsiye edebilirim. Genç arkadaşların şimdilik ona pek heves etmemeleri isabetli olabilir.

Bu önemli klasiği, efsane parfümör  Jacques Guerlain tasarlamış. 110 yıllık parfümün bir çok defa reformülasyon geçirdiğini tahmin etmek zor değil. Özellikle başlangıcında biraz sulandırılmış bir hali var gibiydi. Muhtemelen kötü reformülasyonlar sonucunda asıl kokusundan bir parça farklılaştı.

Ferah sayılabilecek kokusuna rağmen, sıcak yaz günlerinde kullanmanın iyi fikir olduğunu sanmıyorum. Serin havaların parfümü bence. Hatta hüzünlü bir sonbahar için nefis olabilir. Soğuk kış günlerinde de görevini layıkiyle yerine getirecektir.

Parfüm kritikçisi Luca Turin'in kitabında Mouchoir de Monsieur, zengin lavanta olarak sınıflandırılmış. Beş üzerinden dört vererek oldukça beğenmiş. Bazı yabancı platformlarda bu parfümü İspanya Kralı Juan Carlos'un da kullandığı bilgisine rastladım. Fakat bu klasik bir pazarlama numarası da olabilir.


Niş parfümlerle yarışan kalitesiyle ve farklı tarzıyla herkese hitap etmeyecek bir parfüm olarak görüyorum onu. Denemeden almak iyi fikir olmayabilir. Dünya üzerinde az bulunan bir parfüm olduğunu belirtmem gerekiyor. Onun içindir ki oldukça yüksek fiyatları gözden çıkarmanız gerekebilir.

Parfümün tasarımını, markanın en önemli kokularına imza atmış olan baş parfümör Jacques Guerlain yapmış. Şu anda sadece EDT konsantrasyonunda satılıyor.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/8

3 Şubat 2014 Pazartesi

Tefarik (Paçuli) ve Böcekle Mücadele


Tefarik (Paçuli) ve Böcekle Mücadele

Zaman zaman yaptığım gibi internette dolaşırken karşıma çıkan ilginç yayınları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Bugün de Sızıntı isimli bir dergide karşılaştığım makaleyi yayınlamak istiyorum. Paçuli olarak bildiğimiz bitkinin farklı yönleri anlatılmış. Bazı araştırmalara yer verilmiş. Parfümlerde de sıkça kullanılan paçuli kokusuna ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim. Umarım iyi vakit geçirirsiniz. (Bu makale, söz konusu sitenin izni alındıktan sonra yayınlanmıştır)

"Aromaterapi adı altında yapılan araştırmalar, insanın ruhu ile bedeni arasındaki ilişkilerde kokunun önemli fonksiyonlarının var olduğunu göstermektedir. Bugün Batı'da birçok "tamamlayıcı tıp" uzmanı, hastalarına çeşitli hastalıklarla alakalı koku reçeteleri vermektedir. Aynı şekilde böcek ve kene gibi haşeratı kovucu kokular üzerinde de araştırmalar sürdürülmektedir. Bilhassa sıcak ve yağışlı iklimlerde çok bulunan eklembacaklılardan korunmak için, çeşitli bitkilerden eski usullerle elde edilen usareler (özsu) veya tesirli kokular halk arasında bilinmektedir. Meselâ, pencerelerinde fesleğen bitkisi bulunan evlere sivrisinekler fazla yaklaşmaz.

Kokusundan istifade edilen bitkilerden biri de, halk arasında oldukça meşhur olan tefariktir (Pogostemon cablin). İngilizce ve Almancada ‘Patchouli' ismiyle bilinen tefarikin esansı, kaynatılan bitkinin su üzerinde biriken yağlarının toplanması ile elde edilir. 1800'lü yıllarda Avrupa'da yaygın şekilde kullanılan "Patchouli", Amerika'da 1960 neslinin en popüler kokusu haline gelir. İngiltere'de Kraliçe Viktoria döneminde Hindistan'dan getirilen şal, halı ve kilimlere -güveden koruma maksadıyla- bu kokudan sürülürdü. Bu sebeple İngiltere'de "Patchouli" kokmayan şal, halı ve kilimler yerli üretim oldukları düşüncesiyle kıymetsiz addedilip tercih edilmezdi. Buradan da anlaşılacağı üzere, nanegiller ailesinden olan bu bitkinin -dolayısıyla kokunun- anavatanı Hindistan'dır. Meşhur Hint mürekkebinin kokusunu da bu bitki verir. Diğer esanslara nazaran daha kalıcı olan bu bitkinin kokusu, parfüm ve sabunlarda da kullanılır. Çinliler, Japonlar ve Araplar bu kokunun bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemeye vesile olduğuna inanırlardı. Eskiden İran ve Türkiye'de dokunan halı ve kilimler Avrupa'ya gönderilmek üzere katlanırken, onları zararlılardan korumak için aralarına bu bitkinin yapraklarından konurdu.


Tefarikle alakalı ilmi araştırmalar sınırlıdır; laboratuvar şartlarında objektif gözlemlere dayanan ilmi veriler henüz yeterli değildir. Buna rağmen bu bitkinin usaresinde bulunan çok sayıdaki esansın kimyevi terkibi belirlenmiştir. İleride ilmi araştırmalara temel teşkil etmesi ve araştırmacılara yol göstermesi bakımından halk arasında oluşmuş uzun yıllara dayalı tecrübeyi de yok saymamak gerekir. Bu bitkide; tefarik alkolü, pogoston, friedelin, epifriedelinol, pachypodol, retusin, oleanolik asit, beta-sitosterol ve daucosterol gibi maddelerin yanısıra, kanın pıhtılaşmasını engelleyici hususiyetteki alpha-bulnesene de tespit edilmiştir. Bu kimyevi maddelerin birçoğunun, kusmayı engelleyici bir tesire sahip olduğu bazı araştırmalarda gösterilmiştir. Phytotherapie Research dergisinde 2008 Şubat'ında neşredilen bir makaleye göre, tefarikten elde edilen esansiyal yağların tesirli sinek öldürücü olduğu gösterilmiştir. Buradan hareketle bu bitkinin, keneler dahil birçok eklem bacaklı haşaratın kovulmasında tesirli olabilecek ilaçların yapımında ümit vaat ettiği söylenebilir. Malezya'da üç ayrı bitkinin (Litsea elliptica, Cinnamomum mollissimum, Cymbopogon nardus) yapraklarından elde edilen yağlar ile tefarik esansiyal yağlarının karışımının dişi sivrisinekleri uzaklaştırmada oldukça tesirli olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmalar dikkate alındığında bazı faydalı uygulamalar yapılabilir. Mesela; ev temizliği yaparken, yerleri silmede kullanılan suya birkaç damla tefarik damlatılabilir. Böylece hem "koku giderici" olarak kullanılan kanserojen şüphesi bulunan maddeler kullanılmamış, hem de böceklerin eve girmesi engellenmiş olur.

Söz konusu yağ (esans); her ne kadar kumaşları böceklerden koruma maksatlı kullanılıyor ise de, yüzyıllardır, ruh ve beden sağlığına yönelik tesirleri, huzur verici, mantar önleyici ve tedaviye vesile hususiyetleriyle de aranan ve kullanılan bir kokudur. Bu esansın, terlemeyi azaltıcı hususiyeti ile kötü vücut kokularının engellenmesinde rol aldığı bilinmektedir. İştah azaltıcı tesiri, diyet yapanlara fayda sağlamaktadır.

Aromaterapinin kurucularından olan ve şifalı kokular üzerine bir teori geliştiren Martin Henglein; ‘ıtır çiçeği, biberiye, bergamot ve tefarik'i temel kokular olarak kabul etmektedir. Bu dört temel kokunun farklı fonksiyonları icra ettiği belirtilmektedir. Itır çiçeği, bir alışkanlığın gelişmesine veya terk edilmesine yardımcı olur. Mesela sigarayı bırakmada ıtır çiçeği kokusunun rolü inkar edilemez. Sigaraya olan iştiyak dayanılmaz şekilde arttığında, ıtır çiçeği koklamak, bu arzuyu o an için gidermektedir. Bu durum daha önceden denenmiş dahi olsa, yine de tesirli olmaktadır. Henglein'e göre biberiye, kişiyi aktif olmaya sevk ederken; bergamot, zihni canlılığın ve öğrenme şevkinin artmasına vesile olur; tefarik ise, kişinin daha enerjik olmasında rol alan mekanizmayı harekete geçirir.


İngiltere'de bir tedavi merkezi işleten Robert Tisserand, kokularla ruhi hastalıkların tedavi edilebileceği fikrindedir. Tisserand, bu esansların sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan sinyal moleküllerin (nörotransmitter) üretimine tesir ettiklerinden, rahatsızlıkları gidermeye de yardımcı olduğunu belirtmektedir. Koku, morfine benzeyen "endorfin" salgılanmasını uyararak kişide ferahlamaya vesile olur. Bu sebeple gül yağı, yasemin, adaçayı, kananga, tefarik ve greyfurt kokusu; depresyonda, kendine güvensizlik durumlarında ve cinsi fonksiyon arızalarında tavsiye edilmektedir.

Tefarikin fazla sürüldüğünde sakinleştirici ve uyku azaltıcı tesire sahip olduğu iddia edilmektedir. Tefarikin ayrıca beden enerjisi ile ruh hali arasında dengeleme fonksiyonu gördüğü, sakinlik ve uyum hissi uyandırıp, uyuşukluğu giderdiği, madde bağımlılığı tedavisinde destekleyici rol aldığı, korku ve çöküntü anlarında teskine vesile olduğu belirtilmektedir.

Güzel kokuların insanda vesile olduğu müspet düşünce ve hisleri, kötü kokuların da meydana getirdiği menfi halleri her insan az veya çok bilir. Peygamber Efendimiz'in (sas) sahih beyanlarındaki "güzel kokunun sevdirilmesi" ile Hz. Yakub'un (a.s.) oğlu Hz. Yusuf'un hayatta olduğuna dair müjdeyi koku yoluyla alması, kokunun üzerinde durulması gereken bir husus olduğu hakikatine dikkatleri çekmektedir."


Kaynak: www.sizinti.com

1 Şubat 2014 Cumartesi

Comme des Garçons – Avignon (2002)


Comme des Garçons – Avignon (2002)

Dünya üzerinde 1.2 milyar insanın mensubu olduğu, muhtemelen gezegenin en büyük dini mezhebi olarak düşünülebilir Katoliklik. Katolik kelimesinin, Yunanca ‘evrensellik’ anlamına gelen ‘to katalou’ sözcüğünden türediği söyleniyor. Papa'yı başkan olarak kabul eden Katoliklik, Protestanlığın ortaya çıkışına kadar bütün Hristiyanlığı kapsamış ve Ortaçağ boyunca Avrupa’ya egemen olmuş.

İşte bu Hristiyan mezhebi bir parfüme nesne olmuş durumda. Comme des Garçons'un 2002 yılında çıkardığı ve "Incense" adını verdiği parfüm serisi beş üyeden oluşuyordu. Avignon ve Kyoto, bu seride en çok öne çıkan parfümler olarak raflarda yerini aldı. Hatta Incense serisi, markanın diğer serilerinin arasında en başarılı olanı denilebilir. Incense serisine mensup parfümlerin farklı da bir tarafı var. Her parfüm farklı dinsel motifler ele alınarak tasarlanmış. Ouarzazate - İslam, Zagorsk - Ortodoksluk, Jaisalmer - Hinduizm, Kyoto - Budizm ve Avignon - Katoliklik. İşte bugün inceleyeceğim Avignon'nun Katoliklik ile ilgisi buradan geliyor. Benimde uzun zamandır ilgimi çeken Avignon ile tanışmış durumdayım nihayet.

Parfümün isminin Avignon olmasının şüphesiz ki bir sebebi var. Fransa'nın güneyinde, Provance bölgesinde tarihi bir şehir olan Avignon'un, Katoliklik ile sağlam bağları olduğunu tahmin etmek zor değil. Orta Çağ Avrupası'ndan günümüze fırlayıp gelmiş gibi görünen Avignon şehri, hala o müthiş dokusunu ve tarihi yapılarını özenle koruyor. Roma döneminden kalma Katolik kilisesi de dahil. Fakat Avignon'un benim için anlamı biraz farklı.

Kübist sanat akımının kurucusu olarak gösterilen Pablo Picasso, 1907 yılında, Paris'teki bir genelevde çalışan kadınları resmetmişti. Fakat bu resimdeki kadın figürleri, daha öncekilere hiç benzemiyordu. Kadınların vücutlarını uzatan ve biçimlerini bozarak bambaşka halde resmeden usta sanatçı, Modern Sanat'ta bir çığır açtığının muhtemelen farkındaydı. Normal bir insan figürüne benzemeyen resimdeki çıplak kadınların, yüz hatları, vücutlarının şekilleri, alışılmışın çok uzağındaydı. Neredeyse eğri büğrü hale gelmiş kadın figürleri, çıplak olmalarına rağmen en ufak cinsellik çağrışımı yapmıyordu. Oysaki resmin orijinal ismi "Avignon Genelevi"ydi. Zamanla ismi "Avignon’lu Kadınlar" olarak değişen tablo, resim tarihinin dönüm noktalarından birisini oluşturuyordu. Sanat Tarihinde bir eşik daha aşılmış bu resimle.


İşte Avignon deyince benim aklıma Paris'in bir şehri değil de Picasso'nun bu ünlü tablosu geliyor. Bu isme Comme des Garçons markası sahip çıkmış ve başarılı bir parfüme isim babalığı yaptırmış. Avignon Fragrantica'da odunsu oryantal olarak sınıflandırılmış.

Parfümün açılışı tütsü ve odunsu notalarla gerçekleşiyor. Çok doğal, ilginç ve rafine. Üst notalarını sevdim Avignon'un. İlerleyen dakikalarda büyük değişim yaşanmıyor kokusunda. Orta kısımda derin odunsu notalar (sedir ve çam) biraz daha hakim sanki. Geri planda da reçinemsi baharatlar destek veriyor tütsü-ağaç ikilisine. Son kısımda aynı çizgide devam ediyor. Odunsu notalar hala baskın. Böylece de tenden ayrılıyor.

Avignon'un, çam, sedir ağacı ve Akdeniz otlarının, kuru, tozlu, koyu, karanlık, derin bir tütsü-amber ile birleşiminden oluştuğunu söyleyebilirim. Dumansı ve gizemli tarafları olduğu çok açık. Hatta münzevi ve mistik. Zaten bir çok yorumcunun onu "Kilise Tütsülerine" benzetmesi bu yüzden. Daha önce de söylediğim gibi bizler Müslüman coğrafyanın insanları olduğumuz için kiliselerde ayinler sırasında kullanılan seremoni tütsüsünü bilemeyebiliriz. Yani bizim bu tarz bir koku hafızamız ve duyarlılığımızın olmaması normal. Anladığım kadarıyla her pazar kilise ayinlerine giden Hristiyanlar için bu kokunun orada kullanılan tütsülere benzetilmesi gayet anlaşılabilir.

Avignon'da ana aksı oluşturan ağaçsılığın merkezinde çam ve sedir ağacı benzeri odunsuluk mevcut. Şekerli olmayan, yeni kesilmiş ağaç gibi de denebilir. Zaman zaman talaşı da hatırlattı bana. Bu anlamda günümüzün bol tatlı modern odunsu kokularına pek benzemiyor. Neyseki böyle kullanılmış odunsu notalar. Bu pencereden bakıldığında gayet başarılı denilebilir.


Tütsü kullanımına da biraz değinmek lazım. Hepimizin bildiği ve evlerimizde yaktığımız tütsülere benziyor Avignon'daki tütsümsülük. Dumansı ve gizemli tütsüde tatlılık veya şekerli his fazla yok.

Avignon, yeni kesilmiş ağaç-talaş ikilisi ile tütsünün karışımı gibi kokuyor. Geneline bakıldığında yapaylık yok. Doğal ve kaliteli. Tabi günlük kullanım için çok uygun mu şüpheliyim. Evet koklamak ve bu deneyimi yaşamak için güzel bir koku formuna sahip. Fakat üzerinize sıkıp çarşı-pazar dolaşırken nasıl olur çok emin değilim. Günlük kullanıma göre değil bence. Daha tematik bir parfüm. Yani belli bir ambians için kullanmaya daha uygun. Mesela meditasyon/yoga yaparken çok huzur verici olacaktır. Yada orman yürüyüşüne gittiğinizde mis gibi kokan ağaçların arasında kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Hatta bir Ortodoks Kilisesinde pazar ayininden sonra herkes gittikten sonra tek başınıza insanlığın geleceği için dualar ederken Avignon'un kokusunu içinize çekseniz, hiç yadırgayacağınızı sanmıyorum.

Avignon, büyük oranda ağaç/orman/tütsü temasına yakın. Bu parfümü kullandığımda üretimi bitirilmiş Gucci Pour Homme, Giorgio Armani'nin özel serisine ait Bois d'Encens ve Gianfranco Ferre - Pour Lui aklıma geliyor. Benzer tarza sahipler bence.

Avignon'un eleştirilen iki tarafı var. Birincisi düz çizgide ilerlemesi ve neredeyse kokusunun hiç değişmemesi. İkincisi de fark edilirliğinin zayıf olması. Denemelerimde aynı durumları yaşadım. Ve bu eleştirilere tamamen katılıyorum.


Kötü haberlerin ardında iyi haberi vereyim. Comme des Garçons'un parfümleri ülkemizde ve bir çok internet sitesinde bulunabiliyor. Hem de diğer niş parfümlere göre uygun sayılabilecek fiyatlara. Incense serisi de gayet ulaşılabilir fiyatlarla mevcut. Bu tür kokulara merakınız varsa Avignon güzel bir örnek fakat muhteşem de değil.

Avignon'u dünyaca ünlü burun Bertrand Duchaufour tasarlamış. Uniseks olarak sunulsa da erkek kullanımına daha yakın gibi duruyor. Sonbahar-kış mevsimlerinde kullanmak gerekebilir. Diğer bir çok niş markanın aksine Avingnon, EDT olarak satılıyor.

Koku Güzelliği:10/7