15 Mart 2015 Pazar

Parfum d’Empire – Eau de Gloire (2003)


Parfum d’Empire – Eau de Gloire (2003)

"Gecenin en karanlık anında, kapalı gözlerle, eğer bir mucize olur da Korsika'da bulunursam, onu kokusundan tanıyacağım hemen."

Henüz 15-16 yaşlarındaki gencin, öğrenim gördüğü askeri okulda defterinin kenarına çiziktirdiği bir cümleydi belki de yukarıdaki satır. Kastedilen ise muhtemelen ünlü Korsika makilerinin kokusuydu. Akdeniz'in kokusu, denizin hemen kenarında başlayan kayalıkların ve onlarla kucaklaşmış ağaçların kokusuydu belki de anlatılmak istenen. Muhteşem doğasıyla Korsika adasının yamaçlarında yetişen aromatik otların, bin türlü şifalı bitkinin aromasıydı bahsedilen. Yaşar Kemal'in romanlarındaki anlatım zenginliği ve düş gücünün kelimelere dökebileceği gibi bir yer. Ben kim, Yaşar Kemal'in alanında ahkam kesmek kim...

Sıcak bir ağustos gününde tarihin yaprakları 1769'u gösterdiğinde, sadece Fransa için değil, dünyanın kaderi için de önemli bir çocuk doğmuştu Korsika adasında. Carlo Maria di Buonaparte ve Maria Letizia Ramolino'un oğlu olarak dünyaya gelen çocuğun adı Napoleone di Buonaparte idi. Yirmili yaşlarında ismini Napoleon Bonaparte olarak değiştiren bu genç adam, teğmenlik ile başladığı hayat yolculuğunda, belki de hayal edemeyeceği yerlere ve makamlara gelmişti. Hırslıydı, tutkuluydu ve her dahi gibi burnu fazlaca yukarıdaydı.

Askerlik hayatındaki başarıları sayesinde kısa sürede üst rütbelere yükseldi. 1700'lü yılların sonunda Fransa'nın en saygı duyulan askeri uzmanlarından birisi oldu. Oysa o zamanlar ülkesi Fransa, modern zamanların en büyük halk devrimini yaşıyordu. 1789'daki Fransız Devrimi, ülkenin yepyeni bir rejime doğru gittiğini kanıtlıyordu. "Özgürlük, kardeşlik ve eşitlik", Fransız Devrimi'nin en çarpıcı sloganıydı. Ülkenin her yerinde krala ve mutlak otoriteye karşı ayaklanmalar oluyordu. Kutsal Fransa İmparatorluğu adeta son günlerini yaşıyordu. Halk kitleleri, etkileri yüzyıllarca sürecek bir devrime imza atıyorlardı.

Napoleon Bonaparte, bu karmaşık dönemde ordu içinde generalliğe kadar yükseldi fakat bir sorun vardı. Ülkesi hakkında büyük fikirlere sahipti ama bulunduğu makam bunları gerçekleştirmesine izin vermiyordu. Ordudan ayrılıp, siyasete giren Napoleon Bonaparte'ın, Fransa İmparatorluğu yolundaki taşları, kaderi tarafından örülüyordu adeta. İlerleyen yıllarda İmparatorluk tacını giyen Napoleon Bonaparte, uzun bir mücadelenin içinde yoğruldu. Başarı kazanamadığı savaşlardan sonra sürgüne gönderildi ve yine geri döndü. En son sürgüne gönderildiği St. Helena Adası'nda öldüğünde, arkasında Fransa ve dünya tarihi açısından büyük izler bırakmıştı. Napoleon Bonaparte ismi, Fransa'nın ulusal kahramanlarından birisi olarak her zaman saygınlığını korur.


Ve böylesine önemli tarihi figürün, Fransa merkezli parfüm markaları tarafından es geçilmesi olacak iş değildi. Niş parfümevi Parfum d'Empire, 2003 yılında ilhamını Napoleon Bonaparte'tan aldığı kokusu Eau de Gloire'i piyasa sürdü. Tabii tam da bu noktada aklıma hemen başka bir parfüm geldi Napoleon Bonaparte'tan esinlenmiş. Creed'in son yıllarda fenomen haline gelmiş eseri Aventus'ta ilhamını yine Napoleon Bonaparte'tan almıştı. Tabii böylesine önemli tarihi şahsiyetin, parfümlere ilham vermesi çok da şaşılacak şey değil. Eau de Gloire'in koku formunun oluşturulmasında, Napoleon Bonaparte'ın çocukluğunun geçtiği Korsika Adası'ndaki makilerden esinlenildiği belirtiliyor. Ayrıca kokusunun turunçgiller, aromatik otlar, ölmez otu, meşe yosunu ve tütsü notalarının ağırlığında olduğu vurgulanmış.

Eau de Gloire'i kullandığımda ilk saniyelerde erkeksi-asidik turunçgiller beni karşılıyor. Eski aromatik şiprelerin başlangıcını hatırlatan üst notalarda buruk limon, tozlu bergamot ve aromatik otlar var. Ferah, olgun, nostaljik, kaliteli ve zengin başlangıcını sevdim. Orta bölüme ilerlediğimizde otlar ve tozlu turunçgiller geri plana geçiyor. Buradan itibaren lavanta, deri ve tütsü ortaya çıkıyor. Hayvansallık efekti veren yumuşak deri, lavanta ve tütsü ile harmanlanmış. Orta kısımdaki tütsü kullanımını sevdim. Deri ve lavantayı biraz buruk buldum. Başlangıcı kadar sevemedim orta notaları. Son kısımda yine eskilerden bir ziyaretçi kapıyı çalıp içeriye giriyor: meşe yosunu. Bu müthiş nota, Parfums de Nicolai - New York'daki kadar başarılı verilemese de kabul edilebilirlik sınırlarında. Son kısımda kokusu fazlasıyla sönükleşiyor ve tene yakın hale geliyor. Alt notaları algılayabilmek için üzerinizi ancak dikkatlice koklamanız gerekiyor. Bu anlamda diğer Parfum d'Empire'ler gibi değil. Zayıf ve çekingen.

Eau de Gloire, 2003 yılında piyasa sürülmesine rağmen, konsept olarak kendisine 1980'lerin aromatik derili şiprelerini örnek almış. Versace L'Homme, Derby, Eau d'Hermes ve kimi yorumcuların Bel Ami benzetmelerini dikkate almak gerekiyor. Evet o günümüzün yeni nesil parfümlerinden çok uzak. Adeta eskiye ve geleneğe güçlü bir göndermeler manzumesi. Zaten daha ilk saniyelerde parfümün karakterini anlıyorsunuz ve saygı duyuyorsunuz. Özellikle Eau d'Hermes benzeri açılışı ve neredeyse hayvansallığa kaçan edepsiz deri kullanımı ile bu büyük klasiğin yolundan gidiyormuş izlenimi verdi bana ilk dakikalarda. Orta notalardaki tütsü ise durumun pek de öyle olmadığını hatırlattı. Son kısımdaki meşe yosunu, uzun zamandır görüşmemiş iki eski dostun kucaklaşması gibi bir heyecan yarattı bende.


Parfümün ilhamını aldığı Akdeniz'in eşsiz doğasındaki çalılar, makiler ve onların arasında yetişen otlar, ilk saniyelerde cömertçe kendilerini size gösteriyorlar. Biberiye ve kekik sizi Korsika Adası'ndaki şifalı ot satan dükkandan gelen koku dünyasına çağırıyor. Dalından yeni koparılmış lezzetli limon, bergamot ve portakal da başlangıçta, size bu soğuk Mart günlerinde Akdeniz'in ılıman iklimini ve güneşini çağrıştırıyor. Orta bölümdeki deri kokusunu çok erkeksi ve deri ceket kıvamında düşünmeyin. Turunçgiller ile yumuşatılmış/seyreltilmiş/etkisi sınırlandırılmış deriyi Eau d'Hermes'teki kullanıma benzettim. Eau d'Hermes'de oldukça hayvansı kullanılan deri, Eau de Gloire'de daha sakin ve kabul edilebilir verilmiş.

Sanırım Eau de Gloire'ın amacı "modern bir klasik" ortaya çıkarmak, Mouchoir de Monsieur'ların, Chanel Pour Monsieur'ların, Jicky'lerin ve The Third Man'lerin dünyasına selam göndermek, bugün fazlaca kullanılmayan şöhretli retrolara saygı duruşunda bulunmaktı. Tabii asıl amacı bay Corticchiato çok daha iyi bilecektir. Peki sonuç nasıl olmuş? Bence konsept ve koku olarak iyi bir örnek yaratılmış. Fazla tatlılık barındırmayan, biraz resmi, otuz yaş ve üzerini hedefleyen, hafiften aristokratik havası olan şık bir eser meydana gelmiş. Fakat kokusu diğer Parfum d'Empire'ler kadar güçlü, sağlam, oturaklı ve olmuş gibi gelmedi. Bir eksiklik var sanki. Ya aceleye getirilmiş ya da tam bir nota bütünlüğü sağlanamamış. Teninize oturan ve mis gibi tadını çıkaracağınız rafinelik veya koku güzelliğine sahip değil. Evet belli bir kaliteye sahip ama özellikle orta kısmı biraz sıkıcı buldum. Mesela Versace L'Homme kadar heyecanlandıramadı beni.

Siz yine de bana bakmayın. İsmi "Şan/Şöhretin Suyu" olarak çevrilebilecek Eau de Gloire, birbirinin aynısı piyasa parfümlerinden, öd-gül temalı cacıklardan, calone bombası akuatik veletlerden, Iso E Super sentetiklerinden çok daha iyi bir seçenek. Bay Corticchiato, yine güzel iş çıkarmış ama ne bir Ambre Russe etkisi var ne Fougere Bengale'deki insanı şaşkına çeviren gerçekçilik mevcut ne de Wazamba'daki aklı baştan alan aromaya sahip. Eau de Gloire, bir Caron parfümü olabilirmiş ama Parfum d'Empire şemsiyesi altına sanki pek uymamış.


EDT konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı fena değil ama farkedilirliği biraz zayıf. Dozajını ayarlamak kaydıyla dört mevsim her zaman kullanabilecek işlevsel bir parfüm. Bazı kaynaklarda kadın bölümüne alınsa da erkek kullanımına daha yakın olduğu açık.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder